Osmanlı Siyasetinde Tasavvuf ve Tarikatler

Derin Tarih dergisi 7. özel sayısını 'Osmanlı Medeniyetinin Özü: Tasavvuf' başlığına ayırdı. Dosyanın editörlüğünü ise Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç yaptı. Sedat Palut, bu özel sayıda iki önemli yazıya değiniyor.

Osmanlı Siyasetinde Tasavvuf ve Tarikatler

Osmanlı Devleti’ni ayakta tutan en önemli unsur fethettikleri yerde uyguladıkları politikalar olmakla birlikte, ön plana çıkan durum o dönemdeki Müslüman toplumun birbirine kenetlenmiş olmasıdır. Günümüzdeki İslam dünyasının heterojen yapısı hem siyasal hem de kültürel anlamda birlikte hareket etmelerini engelliyor. Osmanlı döneminde ise bu farklılıklar bu kadar derin değildi. Ayrıca ayrılıkların başında siyasal faktör gelmiyordu. Lakin devletin zayıflaması, siyasetin hayatımızın temel parçası olmaya başlamasıyla bu ayrılıklar derinleşti, devletle halk arasında ve İslam sufileri arasındaki kopukluk önlenemez şekilde büyüdü. Peki, Osmanlı Devleti’nin siyasal hayatı içinde tasavvufun mihenk taşı olan tarikatların durumu nasıldı?

Derin Tarih dergisi 7. özel sayısını “Osmanlı Medeniyetinin Özü: Tasavvuf” başlığına ayırmış. Hacimli ve önemli bir sayı olmuş. Dosyanın editörlüğünü Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç yapmış. Dergideki ön plana çıkan imza ve yazıları sıralarsak, Necdet Tosun’un “Nakşibendlik ve Siyaset”, Mehmet Cemal Öztürk’ün “Cerrahilik”, Ekrem Demirli’nin “Tasavvufun Gelişim Seyri”, Adalet Çakır’ın “Abdulkadir Geylani”, Muhmud Eren Kılıç’ın “Nazenin-i Uşşakiler”i sayabiliriz. Bunun yanında dergide Niyaz-i Mısri ile ilgili araştırmalar yapan Heath W. Lowry, Ö. Tuğrul İnançer ve Mustafa Kara ile yapılmış önemli röportajlar var.  

Bektaşi ve İttihatçı işbirliği

Bu yazıda dergideki iki başlıktan bahsetmek istiyorum. İlki önemli akademisyenimiz Şükrü Hanioğlu’nun “Bektaşiler Jön Türklere Nasıl Destek Vermişlerdir?” başlıklı makalesi. Hanioğlu, Osmanlı Devleti’nin son dönemi ile ilgili çalışmalarıyla tanınan bir akademisyen. Hanioğlu, bu yazısında Jön Türklüğün ortaya çıkışındaki heterojen yapıyı aktarıyor okuruna. II. Abdülhamit muhalefeti, daha önce hiç yan yana gelmeyecek insanları bir araya getiriyor. Jön Türkler ve İttihat Terakki içinde farklı tarikatlara mensup insanlar var. Tarikat üyesi olarak bireysel destek vermekle beraber kurumsal olarak Bektaşi, Melami, Kadiri, Mevlevi ve Bedevilerin İttihatçıları desteklediğini söylüyor Hanioğlu. Hatta İttihatçıların 1896’da gerçekleştirmeye çalıştıkları darbe girişimi için Galata’daki Mevlevi tekkesini üs olarak kullandıklarını hatırlatıyor.

Bektaşiler, Sultan II. Abdülhamit’in politikalarına karşı olarak düşünsel ve kurumsal anlamdaki farklılık sebebiyle İttihatçılara destek vermişler, 1908’deki ihtilal girişiminde de aktif rol oynamışlardır. II. Abdülhamit döneminde Bektaşilerin üzerindeki baskı artmış, Bektaşilerin itirazını dile getiren Ahmet Rıfat’ın “Mir’atü’l Makasıd Fi Def’il Mefasid” kitabı yasaklanmış ve toplattırılmıştır. Yine Bektaşilerin 1878-1881 yıllarında Arnavut milliyetçilerine verdiği destek onlara yönelik baskının artmasına sebep olmuştur. Hanioğlu, Arnavut milliyetçileri ile İttihatçıların arasındaki münasebetlerin Bektaşiler tarafından sağlandığını aktarıyor. Bektaşi ve İttihatçı işbirliği Hanioğlu’na göre II. Meşrutiyet’ten sonra da devam ediyor.

Nakşibendilik ve siyaset

Dergide ön plana çıkan bir diğer yazı, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Nakşibendilik ve Siyaset” başlıklı Necdet Tosun’un yazdığı makale. Tosun, makalesine 14. yüzyılda Orta Asya’da Hoca Bahaeddin Nakşibend’in fikirlerinin zamanla Anadolu, Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkaslara nasıl yayıldığını anlatarak başlıyor. Yazar, Fatih Sultan Mehmed’in Nakşibendi şeyhi Ahmet İlahi’nin Ayasofya Camii’ndeki vaazlarına bizzat katıldığını ve onu desteklediğini belirtiyor. Halefi II. Bayezid da Nakşilerin Fatih semtinde tekke kurmalarına maddi destek veriyor. Bu destek Kanuni döneminde de devam ediyor. Fakat devletin Nakşilere bakış açısı zamanla değişiyor: “16. asırda Şii Safevi devletinin yükselişi ve Anadolu halkına yönelik propagandalara başlamasıyla birlikte Osmanlı idarecileri Sünni tarikatları, bilhassa Nakşibendileri bu propagandaların önüne konabilecek bir kalkan telakki etmişlerdir. Bu kalkan sadece Safevilere karşı değil, aynı zamanda Anadolu’daki Kalenderi ve Haydari gibi heterodoks zümrelere de karşı kullanılmaya müsaitti.” (S. 62)

Devletin Yeniçeri Ocağı’nı kapatmasıyla birlikte bu boşluk yine devlet tarafından Nakşibendiler ile doldurulmaya çalışılmıştır. 19. yüzyılda Halid-i Bağdadi’nin Anadolu’ya gönderdiği halifeler bu coğrafyada oldukça faal olmuşlardır. Yine bu dönemde devlet bürokrasisinde çok sayıda Nakşi bulunmaktaydı. Devlete bağlılıklarını her fırsatta gösteren Nakşiler, Üsküdar’daki Özbekler Tekkesi’ni Milli Mücadele döneminde Anadolu’ya silah kaçırmak için bir üs olarak kullanmışlardır.

Dergi, Osmanlı döneminde tarikatların toplum ve devlet hayatındaki etkisi ve bunların günümüze yansımasını merak eden okurlar için önemli bir sayı ile karşımızda. Merak edenlere…

Sedat Palut

sedat.palut @ gmail.com

Güncelleme Tarihi: 09 Haziran 2019, 11:19
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26