Osmanlı Kitap Kültüründe Kullanılan Mühürler Ekslibrisin Muadili Olabilir Mi?

Ekslibris Batı’da ortaya çıkan kitapla ilgili sanatlardan biri. Kitabın kartviziti ya da tapusu gibi işlev gören ekslibrisler acaba ne zaman ortaya çıktı? Klasik Osmanlı kitap kültüründe bir muadili var mı? Türkiye bu sanatla nasıl tanıştı? İstanbul Ekslibris Derneği başkanı Hasip Pektaş bu soruları Nihayet dergisi için cevaplandırmış.

Osmanlı Kitap Kültüründe Kullanılan Mühürler Ekslibrisin Muadili Olabilir Mi?

Klasik dönemde elyazmaları hem İslam dünyasında hem de Avrupa’da kitapla ilgili pek çok el sanatının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. İslam dünyasındaki elyazmaları incelendiğinde, müellifin emeğinin yanında hat, kaligrafi, minyatür, illüstrasyon, tezhip, ebru, bezemeler, kağıt ve ciltleme gibi bir çok sanatın esere eşlik ettiği görülür. Yine Avrupa’daki elyazmalarında da yazı, minyatür ve bezeme gibi kitap sanatları göze çarpar.

Batı’da ortaya çıkan kitapla ilgili sanatlardan biri de ekslibris. Ancak ekslibris Marshall Mcluhan’ın tabiriyle daha çok Gutenberg Galaksisi’ne ait bir sanat. Çünkü matbaadan sonra ortaya çıkmış. Klasik dönemde sadece kilisenin ve prenslerin kütüphanelerinde bulunan elyazmaları, 15. yüzyılda matbaanın icadıyla birlikte çoğaltılarak orta düzey soyluların ve varlıklı kimselerin evlerinde veya özel kütüphanelerinde boy göstermeye başlar. Bu süreçte kütüphane sahipleri çalınmasından veya kaybolmasından korktukları için kitaplarına özel bir mülkiyet işareti yaptırmaya başlarlar. İşte ekslibris doğar böylece. Mülkiyet kitapla alakalı olunca ona hizmet eden etiket tarzındaki bu çalışmalar da zarif bir sanata dönüşmüş zamanla.

Bu bilgileri Serap Şahin’in Nihayet dergisinin 37. sayısında (Ocak – 2018) İstanbul Ekslibris Derneği başkanı Prof. Dr. Hasip Pektaş ile yaptığı söyleşiden öğreniyoruz. Ekslibris tam olarak nedir ve ne işe yarar sorusunu Bektaş şu şekilde cevaplandırıyor: “Ekslibris, kitapseverlerin kitaplarının iç kapağına yapıştırdıkları, üzerinde adlarının ve değişik konularda resimlerin yer aldığı küçük boyutlu grafik çalışmalardır. Kitabın kartviziti ya da tapusu diyebiliriz. İngilizce ‘Bookplate’ olarak da bilinen ekslibris; kitap sahibini tanıtır, yüceltir ve kitabı ödünç alan kişiyi geri getirmesi konusunda uyarır. Bir mülkiyet işareti, sahiplenme göstergesi olmanın yanında kitabın hırsızlığa karşı korunmasını sağlama işlevinin de olduğu söylenebilir. Sözcük olarak ‘...nın kitabı, ...nın kitaplığına ait’ veya ‘...nın kütüphanesinden’ anlamına gelir.

Kitap hırsızlarına, ödünç alıp da getirmeyenlere beddua

Pektaş’ın verdiği bilgilere göre, gerçek anlamda ilk ekslibris, 15. yüzyılda Güney Almanya’da ortaya çıkmış. Alman papaz Johannes Knabensberg adına yapılan bu ilk ekslibriste çayırdaki çiçeği ısıran bir kirpi tasvir edilmiş. Uzun bir geçmişe sahip bu sanat dalı, aynı zamanda yapıldığı dönemin kültürel özellikleri yansıtmakta. Bazılarının üzerine farklı notlar da düşülmüş. Mesela Barselona’daki San Pedro Manastırı Kütüphanesi’ndeki 19. yüzyıldan kalma bir el yazmasında şunlar yazılıdır: “Kim ki bir kitabı sahibinden çalar; ödünç alır ve geri vermez, kitap elinde yılan olsun. Her yanına inme insin, tüm uzuvları işe yaramaz olsun. Acılar içinde kıvransın. Merhamet dilemek için yalvarır olsun. Acıları yoklukta şarkı söyleyene değin dinmesin. Ölmeyen yılana karşın, kitap kurtları kemirsin bağırsaklarını. Son cezasına giderken, cehennemin alevleri yutsun onu.

1800 yıllarına kadar daha çok soyluların arması olarak kullanılan ekslibrisler, 19. yüzyıl ve özellikle de 20. yüzyıldan sonra tümüyle sanatsal değer taşıyan nesneler haline gelmiş. Bunda görmüş olduğu işlev ve estetik kaygılar etkili olmuş: “Ekslibris önemli bir iletişim aracıdır. Bir ihtiyaç grafiği olarak doğmasına karşın, estetik kaygılarla yapılan özgün bir yapıttır. Sanatı, insanın elleri arasına, kitapların içine kadar getirir, onun büyüleyici sıcaklığını hissettirir. Çok uzun bir geçmişe sahip bu sanat dalı, yapıldığı döneme ait kültürel, tarihsel özellikleri günümüze taşıması nedeniyle de ilgi çekmekte, sanatçılar ve koleksiyoncular arasında önemli bir değiş tokuş objesi olarak kullanılmaktadır. ‘Evrensel ekslibris’ denilen ekslibris türünde ise isim kısmı boş bırakılıp sahibi olan kişi kendi adını elle yazabilmektedir.

Söyleşiyi okurken ister istemez ekslibrisin Türkiye’ye hangi yollarla geldiğini veya ilk örneklerinin hangileri olduğunu merak ediyorsunuz. Yurt dışına giden Türkler veya Batı’dan alınan kitaplar vesilesiyle haberdar olmuşuz bu sanattan. Ülkemizde tasarlanan ilk ekslibrisler de yabancı uyruklu kitapseverler için yapılmış. Bunların arasında Türkiye’de açılan yabancı okullardaki öğrenmenler başı çekiyor.

Mühürler birer mülkiyet işareti olarak kabul edilebilir

Söyleşinin en can alıcı sorularından biri ekslibrisin, klasik Osmanlı kitap kültüründe muadilinin olup olmadığı. Hasip Pektaş hoca bu soruyu şu şekilde cevaplandırıyor: “Osmanlılar döneminden kalma el yazması ve basılmış kitaplarda görülen mühürler, birer mülkiyet işareti olarak kabul edilebilir. Mühürler, ekslibris türüne girmese de özgün kaligrafik yapılarıyla ait oldukları kişilerin arması veya logotaypı olarak bu işlevi yerine getirmişlerdir.

Hasip Pektaş'a göre Osmanlı elyazmalarında kullanılan mühürler ile ekslibris işlevi açısından benzerlikler taşıyor. İkisi de kitabın mülkiyetinin kime ait olduğunu gösteriyor. Fakat sanatsal açıdan bazı farklılıkları mevcut. Mühürde yazının, kaligrafinin tüm imkanlarından faydalanılırken, ekslibriste kişiye özel resimler de kullanılmakta. Aralarındaki en önemli farklardan biri de ekslibrisin çoğaltılması, koleksiyon amaçlı toplanabilmesi ve değiş tokuş yapılabilmesi, hatta satılabilmesindedir. Mühür ise sadece basıldığı kitapla birlikte yaşayabiliyor. Öte yandan mühürün üretimi daha ekonomik. Ayrıca günümüzde bu iki sanatı birleştirmek de imkan dahilinde.

Unutmadan ekleyelim. Hasip hocanın bu sanat dalıyla ilgilenmeye başlaması da oldukça ilginç. 1993 yılında Belçika’da Sint-Niklaas Müzesi’ni ziyaret ettiği esnada başlamış her şey. Müzedeki ekslibrislerin muhafaza edildiği bölümü gezerken Türkiye’ye ait kutuda sadece 4 çalışma olduğunu görür. İçi burkulur. Sonra da bu işin ardına düşer ve bu sanatı ülkemizde yaygınlaştırmak gibi bir misyon üstlenir. İyi ki de üstlenmiş diyoruz.

Munise Şimşek

Yayın Tarihi: 29 Haziran 2018 Cuma 09:30 Güncelleme Tarihi: 29 Haziran 2018, 18:14
banner25
YORUM EKLE

banner26