banner17

Ocak 2019 dergilerine genel bir bakış-1

Yarın, Türk Edebiyatı, Tahrir dergilerinin Ocak 2019 sayıları hakkında Mustafa Uçurum yazdı.

Ocak 2019 dergilerine genel bir bakış-1

Yarın’dan Mustafa Çalık sayısı

7. sayısı ile yine akıllarda kalacak bir dergi armağan ediyor okuyucularına Yarın dergisi. Mustafa Çalık hakkında hazırlanmış bir sayı var elimizde. Çalık’ı çok iyi tanıyan isimlerin kaleme aldığı yazıları okuyunca bir dava adamı, bir gönül insanı, bu topraklara ömrünü adamış bir eski zaman dervişi nasıl olur göreceksiniz. Dergide yazılardan birkaç örnek paylaşmak istiyorum. Yaşadığı çağdan bir yılmaz savaşçıyı tanımak isteyenlerin de bu sayıyı mutlaka edinmesi gerek.

“Mustafa Çalık’ı iyi tanıyanlar onun son derece nazik ve mültefikâr bir insan olduğunu bilirler ve ifade ederler. Bazı televizyon programlarındaki sert, şedidü’l mîzaç hali onun çok nadiren ve de hususen muhatabına göstermek istediği yüzüdür. Bu hal istisnaidir. Gündelik hayatında ‘nezaket her kapıyı açan bir anahtardır.” kaziyesini hayat düsturu edinmiş bir şahsiyettir.

İhsan Ayal

“Mustafa Çalık, görünenin ötesini de berisini de görebilen zihni derinliğe, fikri olgunluğa, kültürel birikime sahip bir aydındır.”

Mustafa İmir

“Mustafa Çalık’ın dil hassasiyeti yazılarında da karşımıza çıkar. Böyle üslup sahiplerine, ilmî ve fikrî yazı yazanlar arasında nadiren rastlarız. Dergiye gelen yazıları titizlikle kontrol eder ve düzeltir.”

Mehmet Öz

“Ben Çalık’ı, tanıştığımız günden itibaren Türkiye’nin ihtiyacı olan siyasetçi numunesi addederim ve hep Demirel’in yerinde onun bulunmasının özlemini çektiğimiz bir istikbal olduğunu düşünür(d)üm.”

Lütfi Şehsuvaroğlu

“İroni gibi görünse de ‘sorumlu ve serinkanlı milliyetçilik düşüncesinin ateşli savunucusu’ olarak fikir hayatımıza ve milliyetçilik literatürüne, sadece bu neslin değil, bundan sonraki nesillerin de faydalanacağı devasa katkılar sundu.”

Servet Avcı

“Sayın Mustafa Çalık’ın uzun yıllar boyunca ve maalesef emsaline çok az rastlanacak, hatta belki de pek rastlanmayacak tarzda ortaya koyduğu fikir çilesini ve didinmesini yürekten takdir etmekle mükellef olduğumu düşünmekteyim. Bu yüzden kendisine samimi teşekkürü borç bilirim.”

Mustafa Öztürk

Dergide Selçuk Küpçük’ün Ozan Arif ile yaptığı söyleşi de ilgiyle okunacak ayrıntılar barındırıyor. Bu söyleşiden bir paylaşım ile Yarın dergisini okuyucularına emanet ediyorum.

“Ben yurt dışında sadece sloganlarla sanat yapmadım. Sadece sloganların ozanı değilim. Avrupa’da bu milletin çok önemli bir parçası yaşıyor. Geçim kaygısı ile oralara adeta satılmış, köle yapılmış insanlar yaşıyor. Orada yabancı kültürlerin altında anneleri babaları çalışırken heba olan yavrularımızı görürken bir öğretmen olarak içim burkuluyordu. Demek istediğim ‘Ozan Arif, ülkücü gece, Bozkurt, bilmem ne’, ben sadece bunlarla uğraşmadım ki. Ben  orada insanlarımızın  sosyal problemleri ile de uğraştım. Beni ‘Ozan Arif” yapan onlar oldu.”

Âkif’in ruh ve irfan mimarı Arap Hoca

Türk Edebiyatı 2019 yılına yeni bir yüz ile girdi. Değişen bir mizanpaj karşıladı bizleri. Şahsi kanaatimi söyleyecek olursam ben derginin bu halini beğendim. Sayfalar daha da rahatlamış, şiirler nefes almış.

Dergiden yapacağım ilk paylaşım Mustafa Koç’a ait. Âkif ruh ve irfan mimarı Arap Hoca’nın anlatıldığı bir yazı bu.

“Âkif ve hocası Arap Hafız arasındaki teması, kaynaklar birkaç cümlede toplar. Bu iki insan arasındaki temasın mahiyetini, mazisini Revnakoğlu’nun yayımlanmamış notlarında bulabildik. Âkif’in güzel seciyesini şekillendirip onu bir ahlâk abidesine yükselten, halkasında diz çökmüş bu genç adamı talim ettiği Kur’an’ın hafızı kılan, kademe kademe Kur’an mütercimliğine yükseltip Arap dilinde üstat kılan cevheri ona tevdi eden şahsiyetti Arap Hoca.”

Cemal Süreya’dan Abbas Sayar’a mektup

Abbas Sayar’dan geriye kalanlar bir hazine sandığından çıkar gibi büyük bir gizemle okuyucularına ulaşacağa benziyor. Ulaşılan her kaynak bizlere Abbas Sayar’ı biraz daha yaklaştırıyor. Ahmet Güner Sayar babası adına ulaştığı bir kaynağı Türk Edebiyatı okuyucuları ile buluşturdu. Cemal Süreya’nın çıkaracağı Papirüs dergisi vesilesiyle Abbas Sayar’a abone olması ve bulması amacıyla yazdığı mektup var dergide. Ahmet Güner Sayar’ın verdiği bilgilerden anladığımız kadarıyla Abbas Sayar ile ilgili gün yüzüne çıkacak daha çok güzellikler var. Mektuptan bir bölümü paylaşıyorum.

“Şimdi sevgili Abbas Sayar, haziran sonuna dek aşağıdaki adresime yıllık abone bedeli olan 300 lirayı yollayabilir misin? Ayrıca çevrenden en az üç abone sağlayabilir misin? O da olmadı, oturup bana her şeyden söz açan bir mektup yazabilir misin? Sevgiler.”

Türk Edebiyatı’ndan üç şiir

Mûnis, sevimli bir çocuktu o ak saçlı adam
Lâkin, Nefî mizaçlıydı, biraz uçuktu
Zaman zaman hiç elinde olmadan
Küstürürdü herkesi
Ve bu yüzden yalnızdı binler içinde
Neylersin bu da ona bir bahtın cilvesi

Ali Akbaş  

Çocukken bize
O kadar çok
Masal anlatılır ki
Başlayınca tekerleme
Uzar kahramanların boyu

Büyüdükçe de
Yürürüz
Yemyeşil türkülerle
Mavi masalların içine

Mustafa Ruhi Şirin

şairsem suçum nedir söyleyin ulu şeyhler
bir ben mi ıssız kekre fırdöndü boşluklarda
ne tatlı bir selamet ne umutlu yolculuk
bildim suda teşne yalnızlık ormanına

Özcan Ünlü

İkinci Yeni’nin doğuşu

Tahrir dergisi 15. sayısına ulaştı. Dergiden yapacağım ilk paylaşım Taner Sarıtaş’ın Osman Özbahçe ile yaptığı söyleşiden olacak.

“Şiirde uzun zamandır bir kopuş yok. Birinci Dünya Savaşı ve bu savaşı izleyen yıllarda şiirde ve resimde yaşanan kopuşların sonuçları günümüzdeki şiir. Bu sonuçların üzerine yeni bir yaklaşım, yeni bir üretim biçimi getirilemedi. Fakat resimde ciddi bir arayış var. Şiiri daha iyi anlamak için resim sanatında yaşanan gelişmeleri teori üzerinden izlemeye çalışıyorum.”

“Klâsik kültürümüzle beslenmeden ortaya çıkan ilk kuşak İkinci Yeni’dir. Bu açıdan İkinci Yeni deterministik bir zorunluluktu. Çünkü altyapısı kurulmuştu.”

“Bence bizim kuşak iyi dergiler çıkardı. Bizim çıkardığımız dergiler edebiyata, özellikle de şiire ve eleştiriye yoğunlaşmış sağlam dergilerdir. Bu açıdan baktığımızda Pazar Postası dergi bile değil. Ona bütün önemini veren İkinci Yeni’dir.”

Tahrir’den üç şiir

ellerim bulandırıyor akmakta olanı
yüzüm Orhun’dan eski benim.
savaş baltaları,
ilk ateşli silah
önce etimde bilenmiş.
Kabil’in tırnağıyla kazdığı toprak
tam da gövdeme denk bugün.”

Kazım Güler

Surlarda gedik saflarda rahat omuzlarla
Hazırsın en tecrübesiz yerinden yaralanmaya
İğne ve iplik ellerine yakışmıyor, çengelli
Demirde kalbin durmuyor, kızgın ve kırgın
Hazırsın en hırçın yerinden mayalanmaya

Sakıp M. Yücel

hiç beklenmezken
geçip büyük asfaltlardan
büyük hevesle her yerimden günahlar
bundan aynalar çoğaltan
rüyalarımda bağışlanmayı
kibirli bir hüner sayar.

Eda Fırat

Tahrir’den iki öykü

Tahrir dergisinde öyküler de oldukça önemli yer tutan çalışmalar arasında. Ben 15. sayıdan Meral Afacan Bayrak ve Merve Koçak Kurt’un öykülerini okuyuculardan özellikle okumalarını tavsiye ediyorum.

“Sadece farkına varmak düşüyor payına. Vardıkça kapılar açılıyor. Dededen kalma tek katlı, beyaz badanalı, mavi ahşap çerçeveli pencereleri olan, o şirin sarmaşıklı evine dönüyor. Denize bakan teras, hamak. Hemen yanındaki masif sehpanın üzeri okunmayı bekleyen kitap, dergi yığınıyla kaplı. Gülümsüyor. İkindi vakti. İnsanlar denize koşuyor kumsalda.”

Meral Afacan Bayrak

“Uzaklık, sadece mesafelerin içine sığan bir tanım değildi ki. Yan yana, diz dize, dip dibe bir dolu insan tanımıştım birbirine uzak. Gözden ırakta olanın gönülden ırak olduğu gerçeğini hiç unutmadım ama.

Nice yollardan geçtim de geldim eşiğine. Önünde durup baktığım evi benim sandım. Girdim eşikten.

Deli bir rüzgâr yokladı saçlarımı. Dağıldılar. Gözlerimi yakan gün ışığıydı da dudaklarımı kurutan neydi?”

Merve Koçak Kurt

Mustafa Uçurum

Güncelleme Tarihi: 08 Ocak 2019, 11:51
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20