Mustafa Kutlu’nun dilinden ilk sayının hikâyesi

Dergâh’ın arşivlik ilk sayısı, otuz yıllık bu kıyası yapabilmek, ilk sayıyı mercek kabul ederek bugüne bakmak için edebiyatsever okura büyük bir imkân sunuyor. Mukadder Gemici yazdı.

Mustafa Kutlu’nun dilinden ilk sayının hikâyesi

Mutfakta sandalyenin üzerinde duruyor dergi. Kapıdan yeni girmişim, öylece ilişiyorum masanın kenarına, açıp bakıyorum hemen hikâyelere -imzalara- her zaman yaptığım gibi. Sonra takdim yazısına. “30. yaşımız vesilesiyle Mart 1990 tarihli ilk sayımızı okurlarımıza hediye olarak veriyoruz” diyor. Evet, bir dergi daha var. Yeni sayıyı bırakıp, otuz sene önceki ilk sayıyı elime alıyorum. Ne var, ne varmış? Sayfaları çeviriyorum tek tek; İsmet Özel, Hüsrev Hatemi, Mustafa Kutlu, Mustafa Özel, Necmettin Turinay, Prof. Dr. Ömer Faruk Akün, Mustafa Tahralı, D. Mehmet Doğan, Şaban Abak, Mevlana İdris, Sefa Kaplan, Beşir Ayvazoğlu, Halit Refiğ, Mustafa Ruhi Şirin, İsmail Kara, Mehmet Kaplan’ın hatıratından Ahmet Hamdi Tanpınar’la ilgili notlar… Gözlerim kamaşıyor ışıktan, yazılardan. Her yazı, her imza kabına sığmayıp taşan bir tekne hamur gibi. Mayalanıp çoğalmaya, çoğaltmaya öyle müsait ki…

Evirip çeviriyorum tekrar tekrar… Masanın üzerine bırakıyorum, ilk ve son sayıyı, yan yana. 1 ve 361. Arada geçen otuz yıla bakıyorum, görünmeyen 360 sayıya, o büyük emeğe… Ellerim başımın arasında, ilk sayıdaki imzaların yüzleri geçiyor tek tek gözümün önünden. Büyük şairler, büyük hikâyeciler, büyük hocalar, üstadlar… Kocaman kocaman dağlar hepsi, edebiyat-fikir coğrafyasında ayrı ayrı zirveler… Şimdi eteklerinden o koca dağlara bakar gibi hissediyorum. Mısra mısra, cümle cümle yükseklikleri artan, her çizgisi ayrı ayrı tecrübe ve fikir izi taşıyan yüzleriyle başı dumanlı dağlar… Nasıl başladı, nasıl yürüdü bu dergi otuz yıl? Doksanlardan on yıl, iki binlerden yirmi yıl; sosyal/iktisadî çalkantılarla dolu büyük ve köklü dönüşümler, değişimler, bunlarla beraber yaşayan, yaşatan edebiyat… Elim telefona gidiyor, sormam lazım, ilk fikri, ilk duyguyu, nasıldı, ne oldu, kimlerle oldu?

-Alo, Mustafa Bey, ben Mukadder. Nasılınız? Hem hal hatır sorayım dedim hem de … Ben aslında… Vakit de biraz münasebetsiz ama affedin. Önümde Dergâh’ın ilk sayısı duruyordu, ben dayanamadım, sormak istedim. Siz, nasıl… 

Yirmi dakika kadar konuştuk. Dergâh denilince akan sular durur dedi ben anlatayım sen aklında tut. Tuttum. Sıcağı sıcağına, kelimeler hâlâ kulaklarımdayken yazdım. İlk sayıyı, ilk duyguyu, ilk fikri… Ben şimdi aradan çekileyim ve okuru Mustafa Kutlu ile baş başa bırakayım;

Sultanahmet’te Derviş Çay Bahçesi’nde, edebiyata olan inancımı kaybetmişken…

“İhtilal bir buldozer gibi geçmişti, memlekette stabil bir ortam varmış gibi olmuştu. İhtilalden sonra Özallı günler, bir serbestlik ve liberalizm devri başlamıştı. Hareket mecmuası kapanınca yayınevi Dergâh olarak yürüyordu, oradan devam eden bir çevremiz, Nurettin Topçu geleneğinden gelen bir fikrimiz vardı. Ve bu fikre sahip çıkılması gerekiyordu. Yayınevinin de bu çerçevede bir dergiye ihtiyacı vardı. Bunu ben üzerime aldım. Ben bir fikir adamı, filozof değilim. Bu dergi kültür, edebiyat, sanat dergisi olacaktı. Edebiyat öne geçti. Edebiyat itilip kakılan bir durumdaydı o vakitler. 70’li yıllardan sonraki o çalkantıda pek itibarı kalmamıştı. Ben bir edebiyat dergisi çıkarırken aslında edebiyata olan inancımı da kaybetmiştim. İsmet Özel, Mustafa Özel, İsmail Kara falan beraber Sultanahmet’teki Derviş Çay Bahçesi’ne oturduk. İsmet Bey -edebiyatla ilgili olarak- ben de aşağı yukarı aynı fikirdeyim ama bir yıl yazacağım dedi.  Hareket’ten devraldığımız çevremizin gücüyle birleşince Beşir Ayvazoğlu, Hüsrev Hatemi, üniversite çevresi onlarla beraber bir yekûn teşkil etti. Ben de görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler dedim. (Nasıl neşeleniyordu sesi bu cümleyi söylerken, duymanız lazım, evet sanki o ilk sayıyı yeniden hazırlıyordu Mustafa Kutlu, MG) İsmet Özel’in yazdığı yazıları birinci sayfadan verdik. Çok önemli yazılardır onlar Türk düşüncesi ve Türk şiiri ile ilgili.  Bu önemli yazılarla ilgili duvardan ses geldi, başka hiçbir yerden ses gelmedi! Ancak artık Dergâh bir merkez olmuştu, düşünce ve sanat merkezi.

Sırf uzaktan bakıldığında görülsün diye…

“O sırada da renkli dergiler çıkmaya başlamıştı, yine Özal dönemiyle beraber. Bayiler renkten geçilmiyordu. Özal dönemiyle başlayan bir medya vardı, ortalığı kasıp kavuruyordu. Ben de bu kadar kalabalık dergiler arasında nasıl kendimizi gösterebiliriz diye düşünüyordum. (Bir gazete bayii önünde, kollarını kavuşturmuş, o uzun boyuyla, sıra sıra dergilere bakan Mustafa Kutlu’yu hayal etmemek elde değil. MG) Bizatihi o büyük boy beyaz kendinden kapaklı dergiyi tasarladım. Sırf uzaktan baktığımız zaman görünsün diye.”

Yerli ve milli olmak…

Elbette Yahya Kemal ve arkadaşlarının çıkardığı Dergâh dergisi de vardı, isim benzerliği olarak. Fakat aradan yıllar geçmiş olduğu için farklar olacaktı. Onların da Ankara hükumetine, Kuvay-i Milliye’ye destek vermeleri, yerli ve milli tavır sergilemeleri bir tutamak oldu bizim için. Bizim de Nurettin Topçu’dan bu yana devam eden düşüncemiz yerli ve milli idi. Ben bunu o ilk sayıda bizatihi dercettim. Bizim dayandığımız nokta yerli ve milli olmaktır diye. Ne bilebilirdim aradan şunca zaman geçtikten sonra bir partinin sloganı haline gelecek?”

Derkenarlar, orta sayfalar, yeni şairler, yeni hikayeciler…

“Büyük bir hevesle hazırladım dergiyi. Derkenar sütunlarında Türkçe ile ilgili yeni yayınlarla ilgili, sinema, müzik, tiyatro ile ilgili yazılar olsun istedim. Ben kendim o sütunlar için çok yazı kaleme aldım. Tahsin Yücel’in de Orhan Pamuk’un da eserlerini yazdım mesela. Üç yıl her hafta Ayşe Şasa’ya gittim. Benim zorumla o yazıları yazdı. (Yeşilçam Günlüğü’ndeki yazılar MG) Halit Refiğ, Metin Erksan, Ayşe Şaşa ile Hareket dergisinden gelen, sinema ilişkimiz vardı, Ezel Beyin daha evvelden kurduğu. Müslümanlar olarak biz nasıl bir sinema yapabiliriz, arayışımız vardı. Birinci sayıda ben bir başlangıç yapmak için Mustafa Tahralı’dan İbn-i Arabi’deki “Zıll-i Hayal”in Esrarı’nı, Karagöz oyununa dair bir metin istedim. Karagöz ile sinema arasında biçimsel benzeşme olduğu gibi bir yerli sinema yapacaksak onu da Karagöz perdesinden çıkarmamız lazım diyerek böyle bir zemin olsun istemiştim. Yine mesela iktisadî bakımdan Mustafa Özel’den Cevdet Bey ve Oğulları ile Buddenbrook romanlarını kıyaslamasını istedim. Mustafa Özel’in roman ve iktisat başlıklı yazılarının başlangıcını bu yazı teşkil eder. Edebiyata yeniden iade-i itibar kazandırmak için şiir ve hikâyeyi öne aldım. Son derece titizlenerek az sayıda şiir ve hikâye yayımladım. Çok seçmeci bir tavır takındık. Dergâh’ta hikâye, şiir yayımlamanın bir prestij olduğunu genç arkadaşların kabul etmelerini, çok emek sarf etmelerini istedim. Özellikle 90-95 arasında bu oldu. Şimdi o arkadaşlar artık yaşları kemale erdi, kendi dergilerini çıkarıyorlar. Yeni şair ve hikayeci isimler neşvünema buldular, biz onları yetiştirdik demeyelim ama buradan başladılar. İbrahim Tenekeci’den rica ettim ben, Dergâh’ta çıkan hikâyecileri ve şairleri iki Güldeste’de topladı, o iki antolojiye bakıldığı zaman bu isimler görülür. Popüler olmayı hiç göz önünde bulundurmadık. Orta sayfa sohbetleriyle de fikrin, fikir adamının, eleştirinin yerini belirlemeye çalıştık ve alanında mühim, bir kıymet ifade eden, bilinen veya bilinmeyen kişilerle sohbet ettik. İsmail Kara’nın emeği çoktur. Böylece Dergâh dergisi edebiyat ve fikriyat adına pek ortalıkta emsali görünmeyen bir çıkış yaptı.”

Mustafa Kutlu’nun böyle kısaca anlattığı hikâyenin, döneminin bütün fiziki şartlarıyla beraber insanın gözünde canlanmaması mümkün değil. Dergiye gelen giden isimler, çok sonra dahil olan -benim de sesini duyduğum ve gördüğüm- saka kuşu, cam kenarında sallanan küpe çiçekleri, demli çay, daktilo tuşlarının sesi, mektuplar, yazılar, hikâyeler… Her sayı bir sonraki sayının hayalini kuran bir gayret. Otuz yıllık, bitmeyen bir uzun hikâye…

Mustafa Kutlu’nun söylediklerinin edebiyat tarihimiz açısından önemi yanında ilk sayının görebilen gözler için bir de derin etkisi var: Dergide dile gelen düşüncelerin akla getirdiği kıyas. Türk şiiri, Türk sineması, Türk edebiyatı, Türkçe ile ilgili meselelerimizde o gün neler yazılmış söylenmiş bugün neler yazılıyor ve söyleniyor? Dergâh’ın arşivlik ilk sayısı, otuz yıllık bu kıyası yapabilmek, ilk sayıyı mercek kabul ederek bugüne bakmak için edebiyatsever okura büyük bir imkân sunuyor. 

Mukadder Gemici

Güncelleme Tarihi: 20 Mart 2020, 12:16
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26