Müslümanın parayla imtihanı çetin!

Osman Nuri Topbaş Hocaefendi, Altınoluk’taki mülakatında Müslümanların parayla imtihanının nasıl olması gerektiğini söylüyor.

Müslümanın parayla imtihanı çetin!

Osman Nuri Topbaş Hocaefendi’nin, Altınoluk dergisinin Haziran sayısında bir mülakatı var. Mülakatta Lale Devri’nden daha öte, ülke insanının kapital-modern sisteme entegre olduğu zamanımızda, Müslüman bireylerin parayla imtihanı sorgulanmış. Hocaefendinin, kapitalist ekonomik sistemin bir parçası olmakta devam eden Müslümanlara muazzam uyarıları var.

Helal ile haram iç içe yaşanır hale gelmiştir

Muhterem Hocaefendiye göre, insanın şahsiyetine tesir eden iki büyük müessir var, birincisi kazanç, ikincisi beraberinde bulunduğu insan, yani arkadaşı. Günümüzde kapitalist zihniyet, maneviyatı tahrip ederken, Müslümanların helal gıdasına hücum etmiş, bunu da yaparken Müslümanların türlü bahanelere sığınmasını sağlamıştır. Hocaefendiye göre, bazı dindar firmalarda bile İslam ahlak ve şiarına uymayan işler tabii hale gelmiş, Hacca giden ve namaz kılan birçok kimse “Ben daha çok hayır yapmak için daha çok kazanmalıyım” diyerek kabul edilemez nice yanlışlara, gözü kapalı adım atmaya başlamıştır. Yani helal ile haram iç içe yaşanır hale gelmiştir.

Popüler kazanç mantığı olan kapitalist sistem Müslümanların gözünü öyle bürümüştür ki, muhterem Hocaefendiye göre, gayrıahlakî reklamlar, iş hayatında cazibeleriyle ilgi çekecek sekreter gibi en göze çarpan hususlar “bu işler böyle yürür” mantığıyla üretilen mazeretlerle güya geçiştirilmekte, hatta işin içine saf niyetler katılarak, “İleride hayır yapmak için kazanıyorum” diyerek helal-haram ölçüleri çiğnenebilir hale gelmektedir.

İslam, “Nasıl kazanırsan kazan da bolca hayır hasenat yap” demez

Hocaefendi, kapitalizmin neticesini, insana gözyaşını unutturan, merhametini yitiren bir vicdan ortaya koyan bir insanlık enkazı olarak görüyor. İslam’da mülkün Allah’ın olduğunu, onu elde etmek için insanı sömürmenin asla olmadığını, İslam iktisadının insanın problemini çözmekle başladığını ifade ederek, İslam iktisat sisteminde malın, mülkün insanın emrine mahdut süreç için emanet olarak verilen bir değer olduğunu vurgulamıştır. İslam’ın “Mülk ne fertlerin ne toplumun, mülk Allah’ındır” dediğini, bu ifadesiyle hiçbir beşeri ideolojiyle, kapitalizm ve komünizm ile bağdaşamayacağını da ifade etmiştir.

Hocaefendi, İslam’ın “Nasıl kazanırsan kazan da bolca hayır hasenat yap” demediğini, İslam’ın asıl istediğinin “helal kazanç” olduğunu belirtmiştir. Efendimiz (s.a.v.)’in hiçbir şerî gaye için gayrışerî bir metod kullanmadığını, “Nasıl olursa olsun, mutlaka çok kazan, çok infakta bulun” demediğini belirten Hocaefendi, Asr-ı Saadet’ten bir hatırayla bunu delillendirir. Müslümanların bir deveyi üç kişinin kullandığı, fakirliğin en uç durumunda oldukları Bedir Harbi’nde,  Medineli gayrimüslim bir adam Efendimize gelir, ganimetten pay verirse İslam ordusunda çarpışacağını söyler. Efendimiz o zor zamanda işin zahirine bakarak,  “Gel, savaş” demez. İşi Müslümanlığa bağlar. Müslüman olduğu takdirde savaşacağını bildirir. Adam üç defa bu taleple Efendimize gelir. Fakat Efendimiz’de aynı kararlılığı görünce, bu teslimiyetin ancak ilahi bir güce dayanan bir kimsede olacağına kani olur da Müslümanlıkla şereflenir.

Hayratınız da zekâtınızın –bilhassa zor zamanlarda- çok çok ötesine geçsin

Hocaefendinin mülakatında vurguladığı diğer önemli bir husus da servetlerdeki hayrın oranı olmuştur. Zekâtın asgari bir ölçü olduğunu söyleyen Hocaefendi, "Ben zekatımı verdim demekle bugün kurtulmak mümkün mü, bilmiyorum." diyor. Babası rahmetli Musa Topbaş Hocaefendi’nin kendi hayır ve zekât defterini gösterdiğini de söyleyen Osman Nuri Topbaş Hocaefendi, mülakatta babasının kendisine şunları söylediğini belirtmiş: “Şu sayfa zekâtım, şu sayfa da hayratımdır. Nefis daima insanı aldatır. Az bir hayrı çok gibi gösterir. Bunun için muhakkak zekât ve hayrınızı ayrı ayrı yazınız. Hayratınız da zekâtınızın –bilhassa zor zamanlarda- çok çok ötesine geçsin.”

Muhterem Osman Nuri Topbaş Hocaefendi, asıl önemli olanın Allah Rasulünün sevgisi olduğunu ifade ederek, O nasıl yaşadıysa öyle yaşamak için gayret etmek gerektiğini, kıyamette Allah Rasulü ve Ashab-ı Kiramla beraber olmak istiyorsak, ibadet hayatımızın, iktisadî hayatımızın, muamelâtımızın O’nun ve yetiştirdiği ashabınınki gibi olması gerektiğini, bunun bizim için fiilî bir kıstas olduğunu belirtmiştir.

Gelecek ay ikinci bölümü yayınlanacak bu mülakatın hassaten altı çizilerek okunması gerekiyor. Modern zamanda kendimize gelmemiz, kapitalist düzene ayak uydurmamızı engellememiz için.

Sami Büyükkaynak haber verdi

Güncelleme Tarihi: 12 Haziran 2019, 16:53
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13