Marifet lalede mi fotoğraf makinesinde mi?

Karabatak dergisinin 21. sayısında yayınlanan Necati Mert’in laleler, fotoğraflar ve sanat merkezli denemesi üzerine Mustafa Uçurum yazdı.

Marifet lalede mi fotoğraf makinesinde mi?

Dünyanın her köşesi birbirinden özel yaratılmış rengârenk ve hikmetli güzelliklerle dolu. Adına telaş dediğimiz, günü kurtarma savaşı olarak geçiştirdiğimiz bir koşuşturmanın ortasında bazen kendimizi bile göremeden geçip gidiyor hayat dediğimiz yanılmalarımız. Oysa dursak, bir nefes alsak, dönüp etrafımızı bir an bile olsa kolaçan etsek, bir hikmetli tebessüm üzerimizdeki bütün yükü alıp götürecek, bizi biz edecek.

Fotoğraflar belki de artık en çok bu işe yarıyor. Günde sayısız kez görüp de dikkat etmediğimiz ayrıntıları bir fotoğrafın çerçevesi arasında görünce farkına varıyoruz görmediklerimizin. Sıradan görünen ve başımızı bile çevirip bakmadığımız birçok yaratılmış, bir anda fotoğraf makinesinin kadrajından geçince derin anlamlara bürünebiliyor.

Necati Mert’in Karabatak dergisinde yayınlanan “Adsız Laleler” adlı denemesini okurken işte bütün bu gelgitleri düşündüm durdum. Gözümüzün alabildiğine uzanan sayısız yapma ya da doğal eseri, bizim, ancak birileri sanat adına sergileyince mi görmemiz gerekiyor?

Binlerce çeşit lale varmış

Lalenin bizim coğrafyamızdaki karşılığı oldukça derin anlamlar içerir. Tarihi bir derinliği vardır bizde lalenin. Dünyaya lale diyarı olarak nam salmış bir ecdadın torunları olarak, tarihin bir devrine lale adını verecek kadar köşe bucağı lalelerle bezemiş atalarımızın varlığı hâlâ zihinlerimizde canlılığını korurken, sorsalar bize kaç çeşit lale vardır diye, herhalde iki elin parmaklarını geçemez sayacağımız lale çeşitleri. Biri çıkıp binlerce çeşit lale var dese, dışımızdan demesek de içimizden “ne kadar da abartıyor” der, geçeriz.

Necati Mert de aynı şaşkınlığı yaşıyor. Yazısında bu şaşkınlığını açık yüreklilikle dile getiriyor, hatta bunu söyleyene itiraz edip “üstüne bir de iki bin, üç bin, yahut beş bin derim.” diyerek konuya nasıl da alaycı bir ifadeyle yaklaşacağını söylüyor. Tâ ki bir lale fotoğrafları sergisine gidene kadar. Sergide görüyor ki Necati Mert, evet gerçekten de binlerce çeşide sahipmiş laleler, görmesini bilene.

Bir tanıdığının çocuklarının açtığı lale fotoğrafları sergisini anlatıyor Necati Mert yazısında. Asıl konu elbette sergi değil. Laleler, lale çeşitleri üzerinden başlayan anlatım fotoğraf sanatının inceliklerine kadar uzanıyor.

Marifet lalede mi makinede mi?

Necati Mert'in denemelerini okurken uzun bir yolculuğa çıkmaya hazır olmalı okuyucu. Cümlelerin sizi nereye götüreceğini tahmin bile edemezsiniz. Bir lale yazısı gibi başlayan yolculukta karşınıza Yaratan’ın hikmetleri, fotoğraf sanatının incelikleri, fotoğraf sanatçısı Ara Güler’den birkaç kesit yolunuza çıkabilir.

Sergiyi gezen Necati Mert, fikrini de beyan ediyor yazısında. Laleler güzeldir, bu güzellik fotoğrafçının çekim kalitesinden kaynaklanmaz. Fotoğrafçının yaptığı kesin; “mevcut güzelliği makinesi aracılığıyla aktarıyor sadece.” Makinesinin imkânlarını limitine kadar kullanması bu güzelliğin kaynağını gizleyemez, “ ilki yaradanın, sonraki makinenin. Tam alet işler el övünür durumu.”

Daha sonra konu, fotoğraf sanatı üzerine devam ediyor. “Fotoğraf sanat mıdır değil midir”den hareketle fikirlerini sıralıyor Necati Mert. Bunu yaparken de Ara Güler’den örnekler veriyor.

Olanı olduğu gibi aktarmanın sanat olarak adlandırılmasının yanlışlığını yine örneklerle anlarken bir cami fotoğrafını çekmenin sanat olup olmamasının düşülmesini tavsiye ediyor. Çünkü cami zaten başlı başına bir sanat eseridir. Çekilen fotoğrafın caminin yanında artı bir şeyler daha söylemesinin şart olduğuna dikkat çekiyor Necati Mert.

Ara Güler’in 1956’da Edirne’de Eski Cami önünde çektiği bir fotoğrafı anlatarak, bir cami fotoğrafının nasıl olup da sanata dönüştürülebileceğinin ayrıntılarını paylaşıyor okuyucu ile.

Kâinat zaten eşsiz güzellikler diyarı. Bunları olduğu gibi sunmak bu eşsiz sanatı tekrar sanat haline getirmek için yeterli olmuyor. Buna dikkat çekiyor Necati Mert. Lalelerden başlayan bu yazı aslında fotoğraf ile ilgilenen ve bu ilgisini sanata dönüştürmek isteyenlere önemli ipuçları veren bir yazı olmuş. Sehpayı kurup, “caminin çekilen fotoğrafı sanat olmaz.” sözü elinde makinesiyle hayatın her anını bir sanat eseri yakalamak için koşturup duranlara rehber olmalı. Yaratıcı zaten en büyük sanat olarak yaratmış her şeyi. Önemli olan bu sanatın içinden kendi gözüyle bakarak derinlikli bir ışık yakalamak.

Bir dergide Necati Mert denemesi ya da öyküsü varsa okuyucu kendini her türlü zenginliğe hazır hissetmeli. Yazı okunup da bitince göreceksiniz ki birçok renk, kelimeler eşliğinde aklınıza takılıp kalıyor. Bu denemede olduğu gibi; laleler, sanat eseri, fotoğraf, ad vermenin incelikleri, görüneni sanata çevirme ve Yaradan’ın hikmetleri.

Edebiyat ve Rüya” dosyası ile çıkan Karabatak dergisi, 21. sayısında da okuyucularına dopdolu bir içerikle ulaşmış. İyi ki dergiler var dedirten dergi, sayfalarını sonuna kadar açtığı genç isimlerle ve usta isimlerle birlikte elden düşmeyecek sayılarla uçuşunu sürdürüyor.

 

Mustafa Uçurum yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Ağustos 2015, 15:08
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13