banner17

Malte'yi ve Duino'yu nasıl okumalı?

Altı yaşına kadar kız elbiseleri giydirilmiş ve kız oyuncakları ve oyuncak bebeklerle sevindirilmek istenmiş bir adam bu Rilke…

Malte'yi ve Duino'yu nasıl okumalı?

Benim için her ayın son günlerinin ayrı bir heyecana vesile olduğunu bugün anladım. Her ayın son günü veya sondan bir önceki günü vakıf merkezine gidip Türk Edebiyatı’nın gireceğimiz aydaki sayısını alıyorum. Sultanahmet’teki derginin merkezine yani Türk Edebiyatı Vakfı’na gidip, girişin hemen karşısındaki “Turkish Delight”çısından gözlerimi kaçırıp hemen sağdaki kapıyı tıklatıyor ve içeri giriyorum. Halit Abi’ye selam veriyorum, biraz muhabbet ediyorum onunla. Çarşamba Sohbetleri’nin aylık afişini bulunduğum yerde asmak için alıyor, derginin son sayısını da çoğunluktan önce görmenin, okumanın heyecanıyla satın alıyorum. İçimde sebebini bilmediğim bir başka bir heyecan daha var, belki Beşir [Ayvazoğlu] Hoca’yla karşılaşırız, benim gözlerim ışıldar onu görünce, elini sıkarım, hürmetle bağlarım sonra ellerimi. “Nasılsın?” diye sorar, “İyiyim hocam.” derim, belki başka şeyler de söyler. Sonra da ben fazla vaktini almamak için müsaade isterim, “gel ara sıra” der belki, der mi?

RilkeAdamım Rilke’den bahseden bir yazı dizisi

Bugün de bu ritüeli tekrarladım, gittim, dergiyi aldım. Uzun zamandır aksattığım aboneliğimi yeniletmek istedim, söyledim Halit Abi’ye. Sonra vazgeçtim, yukardaki fark edişimden dolayı: “Abi sen babamı abone yap, bizzat buradan almak bir vesile oluyor benim buraya gelmem için” dedim ve babamın adresini verdim, ücretini ödedim, dergiyi aldım ve tekrar yuvama döndüm.

Türk Edebiyatı dergisinin Beşir Hoca’yla birlikte daha da güzelleştiğini zaten edebiyat takipçileri biliyor. Hocanın zaten bir estetik kaygısı vardır, bu, derginin görsel yönünün nasıl da ince bir zevkin eliyle şekillendiğinin göstergesi. Yazılara ve şiirlere dışarıdan belki eleştiriler geliyordur, beni ilgilendirmiyor, sadece Hoca’nın işini ciddiyetle yapmış olduğunu bilmekliğin verdiği bir eminlik var bende, gönlüm mutmain. Zaten her yazıyı okumuyorum, ilgimi çekenleri sadece.

RilkeRilke’yi görünce hemen yazıya dalmam da bundan dolayı. Senail Özkan, Rainer Maria Rilke’yi anlatan bir yazı dizisine başlamış, ne güzel olmuş. Rilke’yle Malte Laurids Brigge’nin Notları’nı okuyarak başlayan, sonra da Duino Ağıtları ile daha da pekişen bir gönül yakınlığım var benim de. Tek taraflı ama olsun. Malte’yi nasıl da bir solukta okumuş, etkisini uzunca bir süre üzerimden atamamıştım. Bunda sanırım Behçet Necatigil’in şairane çevirisinin de payı var. Şiir gibi bir kitap, okumayan varsa…

Akıl kalptedir

Senail Özkan, “Rilke: Varlığın Yüreğinde Bir Şair” başlıklı bu ilk yazısında Rilke’yi Gazali, Mevlânâ, Yûnus Emre gibi isimlerle beraber anıp “aklın sınırlarını zorlayan ve kalbiyle düşünen filozof bir şair” olarak tavsif ediyor. Gerçi “kalbiyle düşünen” kısmı Özkan’a ait değil, Malte Laurids Brigge’nin Notları’nda bizzat Rilke tarafından dile getirilmiş: “Abelone’nin, son yıllarda, Tanrı’yla gizlice ve doğrudan doğruya temasa gelmek için kalbiyle düşünmeye çalışmış olması mümkün.” Tam da burada, geçenlerde Asım [Gültekin] Abi’yle yaptığımız ve “akıl kalptedir” diye özetlenebilecek kısa sohbeti hatırlıyorum.

RilkeBelki de yazıdan öğrendiğim en ilginç şey, Rilke’nin annesinin, kız olmasını isteyip de erkek çocuğu (yani Rilke) doğunca, “altı yaşına kadar kız elbiseleri giydirmiş ve kız oyuncakları ve oyuncak bebeklerle sevindirmek istemiş” olması…  “Sophia Rilke’nin mukadderat ile bu tehlikeli muharebesi, masum Rilke’nin ruhunda ince bir çatlak açmış ve galiba dişiliğin fıtratı, yaratıcı özü buradan şair Rilke’nin ruhuna sızıvermiştir” diye devam ediyor Senail Özkan şairi anlatmaya… Annemle, beni altı yaşına kadar nasıl büyüttüğü ile ilgili konuşmam lazım sanırım!?

Bu ben miyim?

“Militer bir erkeklik ve poetik bir dişilikten teşekkül etmiş paradoks terkip; sonunda başarısız bir asker ama fevkalade başarılı, dahi bir şair” ifadeleri, yazarın eserlerine henüz bakmamış olanlar için yeterli kışkırtıcılıkta sanırım. Ayrıca ismini zikrettiğim romanının kahramanı Malte’nin tüm kadınları sevmesi gibi Rilke de kadınsız ve aşksız yaşayamaz. Aşk varoluşun en derin noktasıdır onun için, zira aşk “severek kendimizi sevgiliden kurtarmak ve titreyerek varolmak”tan başka bir şey değildir Rilke’ye göre… Adamım Rilke…

Türk Edebiyatı İlk defa böyle yakın bir takipçimle söyleşiyorum”

Hasıl-ı kelam, Senail Özkan’ın dergide yayınlamaya başladığı bu yazı dizisi bize Rilke’yi daha iyi anlamamız için bir kapı aralıyor. Unutmadan, Türk Edebiyatı dergisinin Nisan ayı sayısında, dunyabizim.com’daki hoş yazılarıyla tanıdığımız Ayşe Akdağ’ın da Fatma Barbarosoğlu’yla yaptığı bir röportaj var. Geçtiğimiz aylarda yeni kitabı Son On Beş Dakika ile edebiyat gündemine yerleşen ve yazarlık hayatında sayısız röportaj veren Fatma Hanım’ın, bu röportajdaki “Sevgili Ayşe, biz seninle hep berabermişiz aslında. Sorularından bu çıkıyor ortaya. İtiraf etmem gerekirse ilk defa bu kadar yakın bir takipçimle söyleşiyorum” sözlerine mazhar olmak, sanırım Ayşe için müthiş bir mutluluk kaynağı olmuştur.

 

Mehmet Emre Ayhan bir derginin sayfalarına dokundu

Güncelleme Tarihi: 09 Şubat 2017, 12:17
YORUM EKLE
YORUMLAR
serap s.
serap s. - 8 yıl Önce

adamınız Rilke'yi adamım Rilke'ye çevirmek için yeterince kışkırtıldım bu yazı ile,sağolunuz varolunuz..

Esma
Esma - 8 yıl Önce

Hece dergisinin Nisan 2011 sayısında, Ali Emre'nin de Rilke ve adı geçen romanı hakkında bir yazısı olduğunu hatırlatmış olayım.

banner8

banner19

banner20