banner17

Keşkül ab-ı hayatla dolu!

Su üzerine derli toplu şeyler okumak ne güzeldir. Ben bunu Keşkül dergisinde yaşadım en son.

Keşkül ab-ı hayatla dolu!

Âmil Çelebi’nin âb-ı hayat hakkında yazdıklarından Sadrettin Özçimi’yle ebru söyleşisine, Su Üstüne Yazı Yazmak’ın bilge müellifinin aktardıklarından “Su Kasidesi”nin nüktelerine dek su medeniyetinin berrak havzasına çalınmış irfan mayasından bir keşkül dolusu azık.Mehmet Görmez

Nehre geçmeden mavera...

Prof. Dr. Mehmet Görmez ile Maveraünnehir üzerine ilgi çekici bir söyleşi vardı Keşkül dergisinin son sayısında. Bu söyleşi, bana Cahit Koytak’ın şiirinde bir akşam üzeri çıkagelen gezgini anımsattı. O ikindi vakti gezgini, rüzgârıyla konuğu olduğu obanın sakinlerinin akıllarını ötelere götürür ve yağmuruyla onlara başka akıllar getirir. Adeta onlara maverayı öğretir.

Görmez’e kulak verirsek, Maveraünnehir müslümanların mavera tecrübesinde çok önemli bir mevkiyi işgal eder. Öyle ki Maveraünnehir, maveranın ayırdına varmak için kilit bir isimdir, bir coğrafyadır. Usul ilmi, Maveraünnehir’de doğmuştur, ilimlerin bugünkü tabirle metodolojisi olarak bir yönüyle aklın maverasına işaret eder. Maveraünnehir, ahlak yahut tasavvufun da menşeinde yer tutar. Bu açıdan kalbin maverasını nazar-ı dikkate verir. Astronomi ilmiyle semayı ve semanın maverasını ışıtma serüveninde öncü bir rol oynar.

Çeşme
(+)

“Nehre geçmeden önce, nehirleri geçmeden önce mavera imanın mü'mine, mü'minlerin bakış açısına kazandırdığı bir kavramdır. Biz ağaca baktığımız zaman yaprak ve odun görmeyiz, kök ve dal görmeyiz. Biz onun maverasında o yaprağa şeklini veren, yeşilliğini veren, suyunu veren, o çiçeklere güzelliğini veren Sâni-i Zü'l-Celal'i görürüz. Herhangi bir şeye baktığınızda mavera size bunu gösterir. Hiçbir şeyin berisi kendisi değildir. Herşeyin ötesi vardır. Herşeyin ötesinde de Rabbimiz vardır.”

Maveraünnehir, Divan-ı Lügati’t-Türk’te “Çay Ardı” olarak geçer. Amu Derya ve Siri Derya isimlerinden anlaşıldığı gibi önceleri deniz zannedilip bir süre geçilemeyen Seyhun ve Ceyhun nehirlerinin öte tarafıdır. Maveraünnehir, bir manada, Hira’dan doğan, en saf su kaynağından beslenip çağıldayarak akan o berrak nehrin hiçbir engel tanımadan ötelere kavuşma arzusunu temsil eder. Keşfin, saklı olanın örtüsünü aralamayı, görünenin ardından ötelere koyulmayı ve cismin fevkine ermeyi dileyen gayretin ve nihayetinde hakikati paylaşmadaki ısrarın timsalidir.

Keşkül dergisi
(+)

“Düm dere ladir” sırrı ve esrara muhatap olan suya dair...

Nebilere değecek kadar mühimdir su, başlangıç meselesi olacak kadar kadim. Su letafetin, kesret libasına bürünmüş en berrak izidir. Su berraktır, latiftir, pir ü paktır. Hem temizler hem temizdir.

Su, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in elinde mucizedir. Fisebilillah sebildir, parmaklarında pınar olur akar. Bulutlar Nuh tufanında çattı mı, su dalga dalga olur arştan arza iner. Tekneye yansıyan bulutumsudan sanat ebrîlenir. Hz. Musa (a.s.)’ın asasının dibinde Kızıldeniz göbeğinden çatlar. İki sıra falezle sudan duvar örülür, arasından kurtuluş için uzun bir koridor açılır. Su, Hacer validemizin kurumuş dudağından bereketin adıdır; Hz. İsmail (a.s.)’in topuğundan zemzem deyu fışkırır.

Kartpostal, Ayasofya ve çeşme
(+)

Su, şu kavl-i sürahinin eğilip sagara dediği “düm dere ladir, na te nedir, na te nedir mey” sırrındandır. Hz. Ali’nin esrarını dinleyendir. Sonra yatağından taşıp kamışa can vererek hüznünü neyde dillendirendir. Su havz-ı kevser iksiridir, dest-i Hüseyn’den içilir. Çünkü o, susuzlukla kerbela şehididir. Su meleklerin seyirgahıdır, bulutun gözünden damladığı andan ta be din gününe kadar. Su inci tanesidir, meleklerin kıymetlisidir. Su Hz. Ömer’in yanağından iki oluk açar. Ahirete esenlik katar. Su bu dünyada gözünde görüldükte yevm-i mahşerde serinliktir.

Keşkül su maceramızı anlatıyor; su nimetinin Peygamber Efendimizce (s.a.v.) tercümesinden abdestin manasına, hamamdan kil ve sabuna, şüheda-yı Kerbela aşkına su dağıtan sakalardan çeşme kitabelerine, ebru sanatından mûsikîyle suya değen mısralara kadar.

Çeşme
(+)

Keşkülümüzde başka neler var?

Prof. Dr. H. Kamil Yılmaz, “su” mazmunu ile ifade edilen peygamber sevgisini anlatmış. Mustafa Kara suya temas eden şarkılara, Mustafa Kutlu abdeste, Leyla İpekçi suyla örtünmeye, Ömer Faruk Şerifoğlu suyun edebiyattaki yansımalarına, Haluk Dursun bir su şehri olarak İstanbul’a dair yazmış. Dursun Gürlek, Üsküdar meydanındaki Gülnûş Emetullah Valide adına, su medeniyetinin bir göstergesi olarak inşa edilen çeşmeye dair bir anısını paylaşmış.

 

Suleyha Şişman, “genc-i Karun, keşkül-i mecnun” dedi.

GYY'nin notu: Kültür dergisinin su özel sayısını da arayıp bulmanızı öneririz. 

Güncelleme Tarihi: 09 Eylül 2010, 17:49
YORUM EKLE
YORUMLAR
ümmühan demir
ümmühan demir - 8 yıl Önce

dergiyi nerden temin edbiliriz.teşekkürler

banner8

banner19

banner20