Kendi bestesini yapan dergi: Mahur Beste

Mahur Beste son sayısında değişen yayın kurulu ve yeni tasarımıyla, dergi dünyasında yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen, var olmaya devam edeceğini ilan ediyor. Nâzım Ahmet Turan yazdı.

Kendi bestesini yapan dergi: Mahur Beste

Edebiyatımızda yıllardır bir açılan bir kapanan dergilerin varlığına şahit oluyoruz. Fakat piyasada son zamanlarda o kadar dergi türedi ki okur olarak nitelik aramak gayretimi daha da ön plana çekerek seçiyorum dergileri. Bunlardan biri de Mahur Beste. Bir sanat edebiyat ve eleştiri dergisi. Yayın hayatında 2 yılı deviren ve görünen o ki uzun zaman edebiyat dünyasında var olma gayretinde olan dergi yeni sayısıyla niteliğin peşinde koşmaya devam edeceğini de gösteriyor.

Mahur Beste, değişen yayın kurulu ve yeni tasarımıyla, dergi dünyasında yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen var olmaya devam edeceğini ilan ediyor. Adeta “Bütün sıkıntılara rağmen ben okurlarımın da katkıları var olmaya devam edeceğim” diyor.

Son sayısında çeşitli özgün çalışmalar peşinde olduğunu -bütün sayılarında olduğu gibi- gösteren dergi ekibi, Türk edebiyatının içerisinde sadece bir okur olarak yer alan Ali Sina Özüstün’ü konu alıyor. Geçtiğimiz yaz mevsiminde Hakk’ın rahmetine kavuşan Ali Sina Bey ile ilgili dosyada usta şair-eleştirmen Hilmi Yavuz, şair W. Bahadır Bayrıl, akademisyen Bilgin Güngör ve Güneş Sezen yer almış.

Öyküleri de niteliğe önem vererek seçme gayretinde olan derginin yayın kurulunda Mavera gibi dergilerden de bildiğimiz Recep Seyhan ve Neslihan K. Alpagut, Büşra Ünal, Kadir Ünal, Cihan Adıman yer alıyor. Ayrıca Merve Koçak Kurt’tan Galip Çağ’a, Candeniz Yavavlı’dan Meral Afacan Bayrak’a kadar çeşitli öykücüler 6. sayıda okurlarına merhaba diyor.

Bizce takdir edilmesi gereken en önemli çalışmalardan biri de -sanırım her sayıda olacak gibi- Neslihan K. Alpagut’un kitaplarıyla sahaflarda çürümeye bırakılmış, zamanında değeri anlaşılmamış veya birkaç kitapla edebiyat dünyasına bir selam verip göçüp gitmiş yazarları günümüz okurlarına tanıtması. Mahur Beste dergisi bu sayılarında Suat Derviş ile birlikte Mebrure Alevok’u tanıtmışlar. Umarım bu çalışmalarına bundan sonraki sayılarında da rastlarız.

Şimdi de dergide yer alan çalışmalardan birkaçına değinelim.

Dünün ya da geçmişin insanı

Şair Hilmi Yavuz, derginin dosya yazısına Ali Sina Özüstün için, “Bugün’ün insanı olmaktan çok ‘dün’ün ya da ‘geçmiş’in insanıydı” (s. 5) cümlesiyle giriş yaparak kendisi üzerindeki etkisini kaleme almış.

Şiirlere baktığımızda Muhammed İsa Öztürk’ün “Nisan Yağmurları ve Ben” adlı şiiri dergi içindeki güzel şiirlerden biri. Bireyin tabiat içindeki vaziyetini ve özlemini şu ifadeleriyle anlatıyor:

özlem diyorum

biraz da sabırsız oluşumuz

duvarları kitapla döşeyen biri

rafları aydınlık bırakmış

bak yağmur yağıyor

sayfalarına tabiatın  (s. 21)

Şair Kadir Ünal “Sığınak” adlı şiirinde mistik bir havayı bizlere hissettirerek kâinatın bir saka kuşunun neşesi için nelere katlandığını anlatıyor.

bir saka kuşunun neşesi için

gökyüzü yere indiriyor siyah yükünü

inceden çalım satmayı bırakarak

serserilikten vazgeçiyor bütün maviler  (s. 37)

Nurkan Gökdemir’in “düştü bir yokmuşun masalına gece / sırlı uykuları götürdü düne” (s. 64) diyerek başladığı şiirinde “deneysellik” ile şiirini oluşturmak istemiş; ki bizce başarılı da olmuş.

Ardından Merve K. Kurt’un “Kuğu’nun Kalbi Kederden” adlı öyküsünde kahramanı tasvir edişi, anlatışı yazarın kaleminin ne kadar mahir olduğunu gösteriyor.

“Durgunluğu kimi zaman sessizliğe değerdi kimi zaman dinginliğe… Derin olan sadece yosun yeşili gözleri değildi. İncecik bir kalbin sahibiydi Gülbeyaz; derine daldıkça kaybolduğu…” (s. 23)

Adı unutulmuş bir yazar

“Esericedit’in Mor Kalemleri” başlıklı yazısıyla diğer sayılarında göremediğimiz bir bölümle karşımıza çıkan Mahur Beste editörlerinden Neslihan K. Alpagut, genellikle resmî yazışmalarda kullanılan, büyük boy kâğıt olarak da bilinen kâğıt cinsinden aldığı yazısının başlığını zannımca kasıtlı kullanmış. Eskiyi anlatan, eski sayfalarda kalan kitaplara değinmek istediğini yazıyı okuyunca hemen anlıyoruz. Bu bölümünde yazar, sahafların tozlu raflarında yok olmaya yüz tutarken çıkarılan yazarlardan biri olan Mebrure Alevok’u anlatmış. Onun çileli yaşamını, kitaplarındaki duygu yüklü anlatımlarını, kahramanlarının yaşadığı sıkıntıları nitelikli bir üslupla bizlere sunmuş. Eski basım kitaplar hakkındaki şu ifadeleri bizce çok değerli.

“Şimdilerde çok eski basım kitaplar sahaflarda da tükendi ne yazık. Pek azımızın kitaplığının kadim yoldaşlarıdır onlar. Ciltleri yıpranmış, kapak resimleri solmuş, boyunlarını bükmüşlerdir belki de. Sararmış sayfalarının kenarları dökülmeye başlamıştır. Bu günlerde dağılan evlerin, kitaplıkların sahipleriyle bitpazarlarında da karşılaşır olduk. Değerini bilecek bir alıcı bulamazlarsa çöp olup yok olmaktır kaderleri.” (s. 39)

Mahur Beste dergisi dışında birçok dergide de yazılarına rastladığımız Barış Erdoğan, yine nitelikli bir yazar olduğunu dergideki “İnsan: Hayal Çöplüğü” adlı denemesiyle gösteriyor. Ve insanı yazısında şu cümle ile tanımlıyor:

“Peki, insan ne? Gökyüzü şemsiyesi altında yağmurunu içen bir sarhoş.” (s. 68)

Bu sayıdan sonra yeni sayısını sabırsızlıkla beklediğim Mahur Beste, umarım yine edebiyatın tozlu sayfalarından daha nice çalışmalar çıkarıp biz okurlarına sunar.

Her şeye, herkese inat dergileri ayakta tutmak, yeşertmek ve devamlılığını sağlamak biz okurlara düşüyor. Bizce bu büyük bir vazifedir ve ifa etmemiz gerekiyor.

Nâzım Ahmet Turan

Güncelleme Tarihi: 23 Ocak 2019, 13:54
YORUM EKLE

banner19