Kayseri neden kültürde de 'büyük şehir' değil?

Ay Vakti dergisinin Temmuz-Ağustos 2015 tarihli 157. sayısında Kayserili edebiyatçı Bekir Oğuzbaşaran'la bir söyleşi yapılmış. Fatih Pala bu söyleşi üzerine yazdı.

Kayseri neden kültürde de 'büyük şehir' değil?

Dergiler, düşünce dedektiflerinin karargâhı… Dergiler, fikirlerin gün yüzü gördükleri şefkatli kucak… Dergiler, duyguları dalgalandıran bir büyük deniz… Dergiler, ocak; dergiler, mektep; dergiler, hep çoğalan bereket. Bu tasvirlerin kendisinde anlam bulduğu dergilerimizden birisi de hiç şüphesiz düşünce, kültür ve edebiyat dergisi Ay Vakti’dir. Her sayısında büyük bir heyecanı biriktirerek, Şeref Akbaba’nın sabırla yola devam ediş komutasında ulaşır ilgilisine. Yılgınlık yok, direniş var onda.

Temmuz-Ağustos 2015 tarihli 157. sayısında yine misafir etmiş iki kapak arasına pek çok edep sahibini. Birbirinden değerli denemelerin, şiirlerin, öykülerin, kitap tanıtımı ve inceleme yazılarının içinden bizi asıl kendine çeken, Mahmut Bıyıklı’nın Bekir Oğuzbaşaran ile yaptığı söyleşi oldu sayfalar arasında. Aynı zamanda Oğuzbaşaran’ın bir kitabının da ismi olan “Bir Yaşama Biçimidir Edebiyat” başlığıyla gelen muhabbet, Bıyıklı’nın etraflı ve titiz sorularından ve Oğuzbaşaran’ın da samimi, içten ve yılların birikimiyle verdiği cevaplardan müteşekkil. İki şahsiyet de Kayserili ve iki şahsiyet de edebiyatın, kültürün yoğurduğu ve dahi doyurduğu nitelikte. Arada yaş farkı kendini hissettiriyor tabi, ona rağmen sorulan da soran da bilgili ve derinlikli.

Bekir Oğuzbaşaran’dan tanımayanlar için biraz bahis açmak gerekirse kısaca şunları söylemek yeterli gelir sanırım: O, Kayserili bir edebiyat adamı. Şiirleri, denemeleri, rubaileri ve portre yazıları olan bir edip. Büyük Doğu, Türk Edebiyatı, Hisar, Erciyes, Küçük Dergi, Kültür ve Sanat, Somuncu Baba ve Berceste gibi dergilerde çalışmalarını yayınladı, yayınlıyor. 10’dan fazla kitabı var edebiyat sahasına özveriyle kattığı; Ahir Zaman Rubaileri, Söz Demi, Necip Fazıl Gerçeği, Geleneğin İzinde ve Hikmet Burcu bunlardan bazıları. Ömrünün güzel eserler için bereketli geçmesini niyaz ediyoruz.

Kimlerden ve hangi eserlerden etkilendi?

Gelelim söyleşimize… Bıyıklı, ilk sorusunu, yazının sırlı dünyasına ne zaman girdiği, kendisini yazmaya yönelten saiklerin neler olduğu ve yazmanın kendisi için ne anlam ifade ettiği şeklinde yöneltiyor muhatabına. Yetmiş yaşına merdiven dayadığını not düşen Bekir Oğuzbaşaran, on beş yaş civarlarında yazmaya başladığını, Büyük Doğu dergisinin yazmaya başlamasında büyük etkiye ve yere sahip olduğunu, derginin özellikle de alışılmışın dışında bir muhtevayı, çarpıcı bir dili ve üslubu barındırmasınin kendisi de dâhil olmak üzere o günlerin gençlerini Büyük Doğu’ya bağlayıcı unsurlar olarak öne çıktığını bildiriyor.

Ruhunun temel çivisini çakanın üstad Necip Fazıl’ın eserlerinin olduğunu belirten Oğuzbaşaran, Bıyıklı’nın hangi kitaplardan etkilendiği ve yazmasına ilham olan eserlerin hangileri olduğu sorusuna, Üstad’ın Çerçeveler, İdeolocya Örgüsü, İman ve Aksiyon, Çöle İnen Nur ve Halkadan Pırıltılar kitaplarının adını verir. Özellikle de İman ve Aksiyon’un, Üstad’ın dünya görüşünün veciz bir ifadeye büründüğü bir şaheseri olduğunu vurgulayarak ilham aldığı eserin hangisi olduğuna dair kuvvetli bir ipucu vermiş oluyor.

Edebiyat öğreniminin geçtiği İstanbul’a dair gelen soruya karşılık, Kayserili olduğu halde şahsiyetini orada bulduğunu üçüncü şahıslardan çekinmeden açıkça söylüyor. Kimleri tanımamış ki İstanbul’da? Başta üstad Necip Fazıl olmak üzere, Nurettin Topçu, Cemil Meriç, Ahmet Kabaklı, Mehmet Kaplan, Fethi Gemuhluoğlu, Hilmi Oflaz, Tarık Buğra, Sezai Karakoç ve daha onlarcası, yüzlercesi tanışmaktan memnun ve mutlu olduğu kişiler listesinde. Bu isimleri okuyunca, şair ve yazar Oğuzbaşaran'ın edebiyatçı olarak hayat sürmesinde ne kadar da haklı olduğunu fark ediyoruz.

Kayseri neden kültür sanatta da "büyük şehir" değil?

D. Mehmet Doğan’ın “Kayseri’nin 20. yüzyılda yetiştirdiği en büyük yazar” olarak tavsif ettiği rahmetli Mustafa Miyasoğlu ile geçen elli beş senelik dostluğundan dem vuruyor Kayseri’nin önde gelen kültür-sanat adamlarıyla olan dostluğuna dair gelen soruyla. Sonra Sivaslı olmasına rağmen ömrünün büyük bölümünü Kayseri’de geçiren Muhsin İlyas Subaşı’yla birlikte omuz verdikleri işlere sözü getiriyor Oğuzbaşaran. Subaşı üstadla Küçük Dergi, Kültür ve Sanat, Berceste ve Erciyes dergilerine ilk günlerinden beridir gerek yazılarıyla ve gerekse manevi olarak destekte bulunduklarının, kısa adı KASD olan Kayseri Sanatçılar Derneği’nde kültürel faaliyetler yürüttüklerin haberini veriyor. Ayrıca rahmetli Ümit Fehmi Sorgunlu, Abdullah Satoğlu, Şükrü Karatepe, Vedat Ali Tok, Selim Tunçbilek, Ahmet Sıvacı, Mustafa Özer, Durali Yılmaz, Mustafa İbakorkmaz, Süleyman Kocabaş, rahmetli Emir Kalkan, Vedat Sağlam, Sergül Vural, Nurkal Kumsuz, Ali Rıza Navruz, Adnan Büyükbaş gibi bir şekilde kültür ve sanatla ilişiği olan isimlerle dostluğu olduğunu da belirtmeden geçmiyor.

Söyleşide, üzerinde durulması ve durulmakla da yetinilmeyip çaresine bakılması gereken en önemli değini, Kayseri gibi büyük bir şehirde birçok edebiyat dergisinin hâlihazırda yayına devam etmesine rağmen Türkiye ölçeğinde seslerini duyuramayışları gerçeği belki de. Tam bu noktada sitemli serzenişler serdediyor Oğuzbaşaran: “Bugün bile şehrimizde ciddî manada yayınevleri yok gibi. Kitaplarımdan çoğu Konya’daki bir yayınevinden (NKM-Romantik Kitap) çıkmıştır. Konya’nın bu alanda da Kayseri’den ileride olduğunu düşünüyorum. Şehrimizin, bugün ülke çapında sözü edilen bir şiir ve edebiyat festivali bile yok. Kitap fuarı konusunda bile henüz yolun başında. Belediyelerimizin kültüre bakışları genellikle popülist düzeyde. Yerel gazete ve TV’lerin seviyeleri de oldukça düşük. Bu manada üniversiteler birer kapalı kutu. Şehrin, kültür ve fikir hayatıyla, sanatıyla bütünleşmekten çok uzaklar. Daha ne diyeyim efendim: Bir dokun, bin âh işit kâse-i fağfûrdan.”

Haklı… İyi olur inşallah, demekten başka ne gelir elden, dilden, gönülden? Kendisiyle aynı kaygıları taşıdığımız ve aynı garip manzaralarla karşılaştığımız için şaşırmıyorum onun bu serzenişine. Şaşırdığım nokta ise yaptığımızın serzenişten, sitemden öteye geçmemesi. Yakın zaman evvel vefat eden yazar Emir Kalkan da 'Gül Sitemi’nde bulunarak gitmemiş miydi? Siteminin faydasını, etkisini görmeye ömrü kifayet etmedi Kalkan’ın, dua edelim de Oğuzbaşaran görüversin inşallah.

Üstad Necip Fazıl’la ilgili yazdığı Necip Fazıl Gerçeği eserinden sonra, yakın zamanda deneme, eleştiri ve şiir kitaplarının yanında yine onunla ilgili bir eser yayınlamanın niyetinde olduğunun haberini vererek söyleşiyi “Mevla görelim neyler/ Neylerse güzel eyler” mısra-ı bercestesi ile sonlandırıyor söyleşiyi Bekir Oğuzbaşaran.

 

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 09 Ekim 2015, 13:58
banner12
YORUM EKLE

banner19