banner17

Karda derin izler bırakan şey ayaklar değil

İsmail Özen’in 'Karda Derin İzler' hikayesiyle anlatmak istediği kar, aslında yağan kar değildir. Eşlerin arasında meydana gelen soğukluğun anlatımıdır o. Ömer Yalçınova yazdı.

Karda derin izler bırakan şey ayaklar değil

Ağustos 2013’te İsmail Özen’in İtibar dergisinde “Karda Derin İzler” başlıklı bir hikayesi yayımlanmış. Aynı yazarın bir de Günler Ne Kadar Kısaldı (2013, Profil y.) diye bir hikaye kitabı var. Aynı hikaye, kitapta bulunuyor mu bilmiyorum. Birkaç defa kitapçılara, sırf bu hikaye kitabını edinmek için uğramama rağmen bulamadım. Kitaba ulaşmayı özellikle istiyordum, çünkü İsmail Özen hikaye mi yazıyormuş diye şaşırdığım günü hatırlıyorum. Gerçekten İsmail Özen hikaye mi yazıyormuş? Bizim Konya’daki hocamız, sırtında dolu çantasıyla, hızlı hızlı yürüyen ve konuşan, sürekli bir yerlere yetişmeye çalışan, bu yüzden bir türlü uzun boylu sohbet edemediğimiz İsmail hoca? Evet, öyle olmuş, İsmail Özen hikaye yazmış, hem de kitap çapında.

İsmail Özen’le nadir karşılaşmalarımız aklıma geldi, “Karda Derin İzler”i okurken. Hikayede “…kafasının içi alev alev yanıyordu.” diye bir cümle geçiyor. Bunu İsmail Özen’le konuşurken işitebilirsiniz. Çünkü onunla yapılan sohbetler, bir yerde gelip, bu cümleye dayanır. İsmail Özen konuların özüne doğru düşünür ve konuşur. Her meselenin içinde bir kor gizliyse ki gizlidir, İsmail Özen o kora ne eder eder ulaşır. Sonra dinleyenler de bu sıcaklığı, harareti hisseder. Fakat çevre karla kaplı olabilir. İsmail Özen, az konuşmuş, derse geç kalmış, hemen hızla dershaneye doğru koşturması gerekmiş olabilir. Bunlar o korun sıcaklığını hissetmenize engel olamaz. İsmail Özen yanmakta olan koru avucunuzun içine bırakır gider. Geç kalmıştır, derse yetişecektir, fakat elinizi boş döndürmez, bir şekilde işini ertelemeden, yapıp bitirir.

Bende böyle bir İsmail Özen imgesi mevcut. Dar vakitlerini kitapçılarda geçiren, sırtındaki çantada bir dünya taşır gibi yürüyen, çok şeyler yapmak isteyip buna bir türlü fırsat bulamayan İsmail hoca. Kaç defa roman, hikaye, şiir veya felsefe konuşmak için sözleşir gibi olduğumuz, yani bir türlü bir mekan ve zamanda karar kılamadığımız İsmail Özen. Doğrusu onu öğrencilerinden kıskanırdım. “Ne güzel” derdim, “şimdi öğrencilerine kitaplardan söz ediyordur. Şu kitabı okuyun diye uzatıyordur.”

Isıtmayan palto

Karda Derin İzler” bırakan, araba tekerlekleri değildir. Dağ başında, karlı bir gün, kurtların arasında kalan kişinin ayak izleri değildir. Otomobil içinde mahsur kalan, kadınla erkeğin kalplerindeki sıcaklıktır karda iz bırakan. Kurtları görünce korkan, onlardan kurtulmak için, değneğin ucuna çaput sarıp yakan, keşke tüfeğimi alsaydım, şimdi birkaç kurt öldürebilirdim diyen kişinin, düşüncelerindeki alevdir karı eritip iz bırakan. Eşinin uzanan elidir, adamın ümididir, hayata geri dönüşüdür.

İsmail Özen’in “Karda Derin İzler” hikayesiyle anlatmak istediği kar, aslında yağan kar değildir. Eşlerin arasında meydana gelen soğukluğun anlatımıdır o. O, soğukluktan dolayı adamın içine düştüğü yalnızlıktır. Yalnızlığında ve çok üşüdüğünde adam, çocukluk günlerinde yaşadığı yoksulluğu hatırlar. Devlet, yoksul aile çocuklarına palto dağıtacaktır. Fakat paltoyu almaya gelen çocuklar, bina bahçesinde o kadar çok bekletilir ki Catti (Cemalettin) soğuktan zatürre olur ve ölür. Palto ısıtmaz, bütün rüzgarı ve soğuğu içine alır.

“…kafasının içi alev alev yanıyordu.”

İsmail Özen bu şekilde oluşan çıkmazları anlatır. Tartışmakta olan bir karı koca. Otomobille evine gitmekteyken, aşırı kar yağışı nedeniyle, dağ başında mahzur kalırlar. Araba kara saplanır. Zincir takmak için aşağıya inen adam, arkasında iki kurdun olduğunu fark eder ve kendini arabanın içine zor atar. İki tane olan kurt, on bir tane olur. Kurtlar arada bir uluyarak arabaya yaklaşır ve arabanın çevresini sarar. Otomobilin tekerlekleri patinaj yaptıkça kara daha çok saplanır. Dağ başı, orman kenarı bir yerdir burası. Gelip giden araba yoktur. Hava çok soğuktur. Kurtlar, dağ ıssızlığı, ulaşım zorluğu, yağmakta olan kar, tüfeksizlik… adamla eşini kıstırır. İsmail Özen bu şekilde adamla eşi arasındaki çıkmazı, çözümsüzlüğü, kıstırılmışlığı anlatır.

İsmail Özen adamın düşünsel kıstırılmışlığını da başarılı bir şekilde verir. “…kafasının içi alev alev yanıyordu.” Dışarıda kar var, adamla eşi soğuktan donmak üzereler, fakat adamın kafası alev alev yanmaktadır. O yanma zaten karı eritecektir. O ıssızlık, çaresizlik, kıstırılmışlık zaten alevlenmeye sebep olacaktır. Ve o yangın, hayati olanın, insanı yaşatacak, dondurmayacak olanın, karıyla kocanın birleşen elleri olduğunu gösterecektir. İsmail Özen’in başarısı, bu denklemi olay, ayrıntı, diyalog ve iç konuşmalar içinden sezdirmesidir.

 

Ömer Yalçınova yazdı

Güncelleme Tarihi: 16 Nisan 2016, 15:31
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20