banner17

Kanuni Sultan Süleyman ve Macaristan'daki Türk Anıtları

Türkiye’de bir alanda çalışmak kadar, o alanda neşriyat yapmanın da ciddi zorlukları var. Taç Vakfı ve Taç mimarlık arkeoloji ve kültür sanat dergisi bu zor işi başaranlardan… Kâmil Büyüker yazdı.

Kanuni Sultan Süleyman ve Macaristan'daki Türk Anıtları

Türkiye’de sanat tarihi, mimarlık, arkeoloji gibi ilim dallarını temsil eden kurum ve kuruluşlar ayakta ama bu alanda dikkate değer çalışmalar yaptığımız söylenemez. Hele ki şehirde gözünüzün alabildiği her yerin betonlaşma tehlikesi altında olduğu ciddi bir vakıa olarak önünüzde ise bu durum daha da zorlaşmaktadır. Ancak umut etmek için hâlâ güzel gerekçelerimiz var. Bunlardan birisi de başkanlığını Dr. Sinan Genim’in yaptığı kısa adı TAÇ olan Türkiye Anıt Çevre Turizm Değerlerini Koruma Vakfı. (TAÇ Vakfı’nın neler yaptığı şu adresten izlenebilir: www.tacvakfi.org.tr)

Kuruluşu 1976 yılına dayanıyor. Yapılmış işlerin ne olduğu, mahiyeti vs. konuları vakfın internet sitesinden izlenebilir. Ancak bir dostumuz vasıtası ile edindiğim TAÇ dergisinin kalıcı bir iz bırakacağı muhakkaktır. Söz uçar yazı kalır demişler, en nihayetinde kurumların da bir kaderi vardır. Ancak eserler gün gelir meçhule gönderilen adreslerinde sahiplerini er ya da geç bulur.

Taç mimarlık arkeoloji ve kültür sanat dergisinin elimizde Sonbahar-Kış 2016-2017 tarihli 8. ve son sayısı var. Yılda 4 sayı çıkan derginin sadece İstanbul’a özgü bir dergi olduğunu düşünmeyin. Medeniyetlere beşiklik yapmış Anadolu toprakları ve Osmanlı bakiyesi topraklar da derginin gündeminde. Ancak derginin muhtevası gereği arkeoloji, sanat tarihi, mimarlık özelinde konular işleniyor. Elimizdeki bu son sayısında mesela “Darkale’nin Koruma Amaçlı Değerlendirilmesi” başlıklı yazıyı Ayşen Etlacakuş ve Doç. Dr. Mine Hamamcıoğlu Turan kaleme alırken, “Osmanlı’da Eski Eser Kaçakçılığı”nı arşiv belgelerine dayanarak Zeynep Emel Ekim yazmış. “Geleneksel Bitlis Sivil Mimarisi”ni Yrd. Doç. Dr. Şahabettin Öztürk ele almış. “Son Dönem Osmanlı Temsil Modasında Üsküdar”, Yrd. Doç. Dr. Emine Kırıkçı’nın kaleminden yayımlanmış. Bunun gibi dikkat çekici başka konular ve başlıklar da yer almakta.

Macaristan’da Osmanlı mirası

Dikkat çekici bir başlık ise Macaristan’daki Türk anıtları üzerine. Konu Macaristan olunca Kanuni Sultan Süleyman’ın Zigetvar seferinde vefat etmesi ve iç organları ile ilgili nerededir tartışması bir yazı ile tekrar gündeme geliyor. Ender Arat’ın kaleme aldığı yazının temelini Türk Tarih Kurumu tarafından 1973 yılında yayımlanan Macaristan’daki Türk Anıtları isimli eser oluşturuyor. Zira eserin yazarı Jozsef Molnar, Macaristan’daki Osmanlı mimarisini temsil eden bütün yapıları eserinde zikretmiş ve bunlara dikkat çekmek suretiyle Macaristan hükümeti tarafından eserlerin restorasyonu sağlanmış. Bu eserlerden dikkat çekici birkaç eseri zikretmekte fayda var: Kasım Paşa Camisi, Sultan Süleyman Camisi, Gül Baba Türbesi, İdris Baba Türbesi, Veli Bey Hamamı, Yeşil Direkli Ilıcası, Zigetvar Kalesi vd.

Gelelim Kanuni Sultan Süleyman’ın Zigetvar Kuşatması, sonrasında vefatı ve iç organlarının nerede olduğu meselesine… Yazının hacmi ölçüsünde mesele özetlenmiş ancak yine de yazıdan anektodlar aktararak meseleyi bir kez daha hatırlamış olalım:

Kanuni Sultan Süleyman 1566 yılı Mayıs ayının başında 13. ve son seferi olan Zigetvar üzerine İstanbul’dan yola çıktı. 71 yaşındaydı. Hastaydı ve hükümdarlığının 46. yılındaydı. Sefere çıkma kararı almasında Osmanlı Macaristan’ını güven altına almak, 10 yıldır sefere çıkmadığından yeniçeriler ve halk arasında başlayan hoşnutsuzluğu gidermek ve oğulları arasındaki taht mücadelelerinin olumsuz izlerini silmek etkili olmuştu. (…)

Sultanın ordusu 3 ay yürüyüşten sonra 5 Ağustos günü Zigetvar’ın güneyine geldi. Bu arada Jöne, Lipova ve Göle fethedilerek Erdel’in Babıali’ye bağlılığı güçlendirildi. Zigetvar kalesi komutanı Miklos Zrinyi zaman zaman Türk ordusunun ilerleyişini geciktirmeye giriştiyse de başarılı olamadı, 2.300 askeri ile birlikte kaleye kapandı. Malta kahramanı askeri mühendis Ali Potuk yönetimindeki muhasara 9 Ağustos’ta top atışıyla başladı. Ertesi gün ilk saldırı yapıldı. 5 Eylül’de Zrinyi ve 250 kişi kalan askeri kaleye çekildiler. Savaşa devam edebilmeleri için yeterli barutları ve suları kalmamıştı. Eylül ayının 7. günü şafak vakti Kanuni Sultan Süleyman otağında hayata veda etti. Gün batımında ise Miklos Zrinyi kalan askerleri ile beraber huruç harekâtında bulundu. Burada hayatını kaybetti ve kale düştü.”

Kanuni’nin Zigetvar’da gömülü iç organları

Buraya kadar Kanuni’nin vefatı süreci aktarılmakta. Sonrasında ise Kanuni’nin vefat haberi Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa tarafından yeniçerilerden saklanıyor. Yine Sokullu, Kanuni’nin iç organlarını çıkarttırıp otağının içine gömdürmüş ve bedenini tahnit ettirmiş. Hatta Prof. Dr. İlber Ortaylı’dan nakledildiğine göre Kanuni’nin naaşının giydirilerek tahta oturtulduğu ve muzaffer ordunun zaferinin selamlattırıldığı belirtiliyor. Gerçek olanı yine dergide şu satırlar aktarır: Sokullu, Şehzâde Selim’e Belgrad’a gelmesi için haber gönderir. Selim Belgrad’a ulaşınca ordu Zigetvar’dan hareket eder. 5 gün süren yolculuğun sonuna doğru hafızlar Kur’an okumaya başlayınca Padişah’ın öldüğü anlaşılır.

Daha sonra tahta geçen II. Selim, babasının iç organlarının gömülü olduğu yere bir türbe yaptırmış, türbeyi korumak için Palanka kalesi, onun içinde askerlerin kaldığı kışla, cami, derviş ve türbedarın bulunduğu bir dergâh yapılmış. Civarında ise Müslüman ve Hristiyanların yaşadığı iki mahalleli küçük bir kasaba oluşmuş. Osmanlı 1692 yılında bölgeyi terk edince 1692’de Avusturya subayı Gallo Tesch tarafından türbe yerle bir edilmiş, kurşun kaplamaları, âlemleri dahi satılmış. Hatta aktarıldığına göre bazı evlerde türbe taşlarının kullanıldığı tespit edilmiş. 

II. Abdülhamid’in saygısızlığa karşı akıllıca ve siyasi müdahalesi

Kanuni’nin iç organları meselesi hep gündemde olmuş, özellikle 19. yüzyılda farklı milletlerden arkeologlar bu işin peşine düşmüşler ama sonuca ulaşamamışlar. Bugün ise kuvvetle muhtemel “Türbek” denilen Szüz Maria şapelinde olduğu yönünde bir kanaat vardır. Hatta şu bilgi de Taç dergisinde yer alan ilgili yazıda zikrediliyor: “Habsburg döneminde şapelin giriş kapısının eşiğine, üzerinde “Burada Kanuni Sultan Süleyman’ın iç organları bulunmaktadır” yazılı bir mermer konduğu ve şapele mermere basılarak girildiği, 1913’te Osmanlı İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan ile aynı safta I. Dünya Savaşı’na katılmaya hazırlanırken Sultan Abdülhamid’in şapelin onarımı için maddi yardımda bulunması üzerine bu mermerin Osmanlı’ya dostluk ifadesi olarak kaldırıldığı söylenir. Bunun yerine Sultan Abdülhamid tarafından yaptırılan onarıma dair mermer bir levha şapelin giriş kapısının duvarına yerleştirilmiştir. Ve bugün de yerinde durmaktadır.”

Macar - Türk Dostluk Parkı’nın ilk adımı Turgut Cansever’den…

Bugün şapelin yerinde durduğu anlaşılıyor. Yine Kanuni’nin hatırasına binaen önce 1980’lerin başında mimar Turgut Cansever’in bizzat Macaristan’a giderek projelendirdiği ancak akamete uğrayan çalışma, 1994 yılında Macar - Türk Dostluk Parkı adıyla açılmış ve Metin Yurdanur tarafından yapılan Kanuni heykeli parka dikilmiştir. Yanına da aynı heykeltraş tarafından Miklos Zrinyi heykeli de dikilmiş. Yazı devam ediyor ve bu bölge ile ilgili çalışmaların bugün de TİKA tarafından yürütüldüğünü haber veriyor. Bu da sevindirici bir gelişme.

Ressam Bahriyeli İsmail Hakkı Bey ile ilgili güzel bir ek

Taç dergisinin önceki sayılarında da gördüğümüz güzel bir ilavesini de zikretmeden geçmemek gerekiyor. Bu sayısında “Çanakkale Savaşı’nın Ressamı Bahriyeli İsmail Hakkı Bey” isimli Ömer Faruk Şerifoğlu’nun hazırladığı resim, kartpostal ve fotoğraftan oluşan 16 sayfalık ek veriliyor. 1926 yılında aramızdan ayrılan deniz resimleri ve savaş resimleri üstadı İsmail Hakkı Bey hakkında şu kayıtlara da yer veriliyor: “Türk resminin büyük ustası Hoca Ali Rıza, İsmail Hakkı Bey’in deniz resimleri yapmakta ‘pek hünerli’ olduğundan söz etmiştir. Bahriyeli ressamların büyük temsilcisi Hüsnü Tengüz ise onun için ‘memleketimizde yetişen en yüksek deniz ressamıdır.’ der. Pertev Boyar’ın söyledikleri ise daha manidar: ‘Miras bıraktığı mavi renkli fırçasının henüz varisi çıkmamıştır.’

Taç dergisi, unutulan, unuttuğumuz çok önemli bir alanı, sanat tarihi, mimarlık, arkeolojiyi bizlere eserler ile yeniden hatırlatıyor.  TAÇ Vakfı başkanı Dr. Sinan Genim’i ve ekibini bu özenli çalışmalarından dolayı tebrik etmeliyiz.

Yayını edinmek için tac @ tacvakfı.org.tr adresinden bilgi alınabilir.

 

Kâmil Büyüker  

Güncelleme Tarihi: 30 Ocak 2017, 14:35
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20