İngiltere'nin Askeri Tarihindeki En Sefilane Teslimiyet

Derin Tarih dergisi, 49. sayısında kapak dosyası olarak Kut'ul Amare zaferini işliyor. Dergi, bu zaferi etraflı bir şekilde ele alarak, yerli ve yabancı uzmanların görüşlerine yer veriyor. Metin Uygun yazdı.

İngiltere'nin Askeri Tarihindeki En Sefilane Teslimiyet

Kutu’l-Amare zaferi, Osmanlı’nın İngilizlere karşı Çanakkale’den sonra kazandığı büyük bir zaferdir. Aynı zamanda Osmanlı’nın son zaferidir. İngilizler, Çanakkale’de aldıkları büyük yenilgiyi unutturarak itibarlarını kurtarmak isterler. Ayrıca Bağdat’ı işgal ederek, petrol yataklarını kontrol altına almak, Arapların Türklerle muhtemel bir ittifakının da önüne geçmek düşüncesindedirler. Kutu’l-Amare’de, bu ve daha başka sebepler de rol oynamıştır. Unutturulan bir zaferimizdir. İngiltere için de, unutturmaya çalıştığı, gizlemek için çaba harcadığı büyük bir yenilgi ve hezimettir.

29 Nisan 1916 yılında gerçekleşen bu zaferin 100. yıl dönümüdür bu yıl. Bu münasebetle Kutu’l-Amare hakkında yazılı ve görsel basında yer alan yazılar ve yayınlar yer almaktadır. Kut zaferinin hatırlanmasına yönelik bu ve benzeri faaliyetler belli kesimleri rahatsız etmiş gözükmektedir. Bazı basın organlarında yer alan ‘‘23 Nisan’ın yerine Kutu’l-Amare konmak isteniyor’’ şeklinde haberler, bu rahatsızlığın ifadesinden başka bir anlam taşımamaktadır kanaatimizce. Bu durum, içeride ve dışarıda, Türkiye’nin güçlü bir devlet olmasını istemeyen ve tarihteki zaferlerimizden, şuurlanma ve öze dönüş yönündeki gayretlerden rahatsız olan çevrelerin gerçek yüzlerini ortaya koymaktadır. Yine bu zaferle ilgili olarak gösterilen tepkiler, tarihle ilgili gerçekleri ortaya çıkarmak için sarfedilen çalışma ve çabaların bizlere ne kadar önemli, kutlu ve mübarek olduğunu göstermektedir.

Derin Tarih dergisi, Nisan 2016 tarihli 49. sayısında kapak dosyası olarak bu konuyu işliyor. Dergi, bu zaferi etraflı bir şekilde ele alarak, yerli ve yabancı uzmanların görüşlerine yer veriyor. Zaferin kahramanları hakkında verilen bilgiler adeta bir iade-i itibar mahiyetindedir. Ayrıca, kahramanların hayatta olan yakınları ile yapılan röportajlar da dosyayı daha bir doyurucu ve tatmin edici kılmış.

Çanakkale ve Kutu’l-Amare zaferlerini tarihteki yerine oturtmak bir vatan borcudur

‘‘İngiltere’nin Gözüyle Kut Yenilgisi’’ başlıklı yazısında Altay Cengizer, “Bizler için galiplerin taraflı anlatımına karşı Osmanlı İmparatorluğu’nun 1. Dünya Savaşı’nda verdiği varoluş mücadelesini hatırlamak, Çanakkale ve Kutu’l-Amare zaferlerini tarihteki yerine oturtmak bir vatan borcudur” der. Değerlendirmesini İngiliz tarih anlatımı çerçevesinden yapan Cengizer’e göre, bu tarih anlatımının aradan 100 yıl geçmesine rağmen hâlâ egemen ve baskın olması, Osmanlının doğru kavranmasının önündeki engeldir. Aynı tarih anlatımı, Çanakkale örneğinde olduğu gibi, Kutu’l-Amare yenilgisini de gizlemek, saptırmak gayesindedir.

İngilizler bu savaşa çok önceden hazırlıklıdır. İngiltere’nin takip ettiği siyaset, Osmanlı Devleti’ni savaşa girmeye mecbur bırakacak şekildedir. Hatta Osmanlı’nın bu savaşta bağımsız kalması bile mümkün değildir bu siyasete göre. İtilaf devletleri bloğu arasında da yer alamaz. İtilaf devletleri, güya blok olarak Osmanlı’nın toprak bütünlüğü ile ilgili garanti verirler. Cengizer, bu garantinin yutturmaca olduğunu, zira Osmanlı topraklarının savaş sırasında, en uygun zamanda, ama mutlaka parçalanacağını biliyor olduklarının altını çizer.

İngiliz-Hint ordusu, asker sayısı bakımından Türklere karşı ikiye bir üstün olmasına rağmen durdurulmuştur. Türk askeri için tek bir hedef vardır: İngilizler tamamen Irak’tan çıkartılıncaya kadar savaşılacaktır. Neticede Halil (Kut) Paşa’nın 20 bin askeriyle İngiliz komutanı Townshend’i teslim alması Osmanlı ordusunun moralini yükseltmiş, İngiltere büyük prestij kaybına uğramıştır. Bundan sonra da devam eden muharebelerde İngilizler püskürtülür ve kesin zafer Osmanlının olur. Osmanlı ordusu Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale, Kafkasya, Sina ve diğer bütün cephelerde beklentilerin üzerinde bir performans göstermiştir. Bu zaferle Irak’ın İngiliz idaresi altındaki Hindistan’a benzemesi daha ileri tarihlere tehir edilmiştir. 7 Aralık 1915 tarihinde başlayan ve 29 Nisan 1916 tarihinde biten Kutu’l-Amare muharebelerinde Osmanlı ordusu, çok zor şartlar ve imkânsızlıklar altında bu müstesna zaferi kazanmıştır. İngilizler 13 bin askerini esir vermişlerdir. Bunu gizli tutabilmek için Osmanlılara 2 milyon sterlin para teklif etmişlerdir. Enver Paşa bunu kabul etmeyince Towshend teslim olmuştur. Cengizer, İngiliz tarihçi James Morris’in Kut yenilgisini, İngiltere’nin askeri tarihindeki en sefilane teslimiyet olarak tanımladığını aktarır bizlere. Yazar, Çanakkale ve Kutu’l-Amare zaferlerini de, “Birinci Dünya Savaşı tarihi içindeki doğru yerine oturtmak ne hamaset ne de bilim dışılıktır” şeklinde değerlendirir.

Şükrü Hanioğlu, “İngiltere Yenilgiyi Nasıl Soruşturdu?” başlıklı yazısında, Kut hezimetini soruşturmak için kurulan Mezopotamya komisyonuna dair bilgiler verir.  Bu komisyon kaybedilen savaşın sebeplerini araştırmak için kurulmuştur. Askeri hatalar, coğrafya, iklim ve ulaşımdan kaynaklanan sağlık sorunları soruşturmanın öne çıkan başlıklarıdır. Hanioğlu, hezimetin soruşturulduğu bu raporda, bu yenilgiyi almalarında, “Osmanlı ordusunun başarısının payının ima dahi edilmemesini” ilginç bulur. Bunu, “İngilizlerin, uğradıkları hezimete karşılık Osmanlı ordusuna yukarıdan bakmayı sürdürdüklerini göstermektedir” şeklinde değerlendirir.

Bu savaş, I. Dünya Savaşı ve Ortadoğu’nun geleceğini nasıl etkiledi?

Dergide, “Kut’ülamare: Mezopotamya’da bir Savaş 1915-1916” isimli kitabın yazarı, askeri tarihçi Nicolas Gardner’le, bu kitabı üzerinden yapılan bir röportaja da yer verilir. Halil Solak’ın gerçekleştirdiği bu röportajda Gardner, Mezopotamya cephesinin açılmasının arkasındaki sebepleri şu sözlerle açıklar: “İngilizlerin amacı, 1914 Kasım’ında muhtelif mevkileri işgal ederek petrol ve rafineri sahalarına ulaşmayı garantiye almak ve Osmanlı idaresine karşı başkaldıracaklarına inandıkları Arap emirlere kararlılıklarını göstermekti. Fakat 1915’te İngiliz liderler Bağdat’ı almayı kararlaştırdılar; bu daha bir büyük hedeftir. Zira maksatları Türklerle Hindistan ve Asya’nın diğer bölgelerinde idareleri altında bulunan Müslümanlara üstünlüklerin kabul ettirmektir. 1915’te Çanakkale’de alınan mağlubiyetten sonra itibarlarını kurtarmak için bir başka cephede zafer elde etmek zorundaydılar.”

Kaybedilen Kut Savaşı, İngiliz medyasında çok az yer almıştır. Gardner, bu çapta bir mağlubiyeti gizlemenin imkânsız olduğunu ifade eder. Yine bu savaşın, I. Dünya Savaşı ve Ortadoğu’nun geleceğini nasıl etkilediği hususunda da, İngilizlerin bu bölgeye daha fazla kaynak aktarmalarına sebep olduğunu söyler. Ayrıca bu savaş, I. Dünya Savaşı ve Ortadoğu’da devam eden muharebe için dönüm noktası olmuştur. Gardner’in verdiği bilgilere göre İngilizler, bu bölgeye daha fazla asker ve daha kabiliyetli kumandanlar sevk etmişlerdir. Bölgeye daha fazla imkân aktarmışlar ve bunun neticesinde de 1917 yılında Türklere ağır darbeler indirmişlerdir. 1918 yılında savaş bittiğinde de bu bölgede Osmanlıların hâkimiyeti altındaki toprakları ele geçirmişlerdir. Bu durumun Ortadoğu için iyi mi, yoksa kötü mü olduğu sorusunu cevaplamanın zor olduğunu belirten Gardner, “İngiltere’nin yıllarca devam eden savaşlar sebebiyle sosyal yapısının altüst olduğunu, milli/etnik kimlik yapısının, devamlı surette keskinleşen böyle devasa bir mülkü idare edecek ne iradesi ve ne de kaynağının bulunmadığını” söyler. Nitekim 1918 yılından sonra başlayan çatışmaların da hâlâ devam ettiğini hatırlatır.

Kut Günü’nün hatırlanması şart

Mustafa Armağan da, dosyada Kutu’l-Amare zaferinin neden unutturulduğunun sebeplerini yazar. Arkasındaki gerçeklere ışık tutar. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1945-1946 tarihlerini Amerikan-İngiliz yörüngesine girişimiz açısından kırılma noktası olarak kabul eder. İngilizlerin İkinci Dünya Savaşı’ndan önce sipariş verdiğimiz muhrip lerimizden birini gasp edip yıllarca kullanıp eskittikten sonra 1946 yılında törenle teslim edilişinin haberleri yer alır manşetlerde. Armağan, bu töreni, “Türkiye’nin İngilizlerin hakimiyetine geçiş töreni de sayılabilir” diye değerlendirir. Bundan sonra İngilizcenin yaygınlaştığını, silahlı kuvvetlerimizin araç gereçlerinin restorasyonunun Amerika ile İngiltere tarafından gerçekleştirildiğini, tam da bu sırada ordumuzda 1916 yılından beri devam edegelen bir törenin sessiz sedasız kaldırıldığını açıklar. O tarihlerde ordumuzda, ‘Kut Günü’ kutlamalarının yapıldığını, bu kutlamalarda, İngiltere’yi tarihinde uğradığı en utanç verici yenilgi olan Kut zaferini nasıl kazandığımızın anlatıldığını belirten yazısında, Kutu’l-Amare zaferinin askeriye gibi dar bir çerçevede bile olsa coşkuyla kutlanırken böyle böyle unutulduğunu ve zaferin 100. yılında hatırlanır gibi olduğunu ifade edip, Türkiye’nin gerçekten tarihiyle barışacaksa Kut Gününün hatırlanmasının şart olduğunu açıklar.

Dergide yer alan Kut zaferine ilişkin birkaç yazıya temas edebildik. Kut zaferine dair daha başka yazılar, röportajlar, unutulan Kut kahramanları hakkında araştırmalar da bu dosyada bulunmaktadır. Derginin bu sayısı, Kut zaferini işleyen özel bir sayı gibi olmuş. Emeği geçenlere şükranlarımızı sunarız. 

Birinci Dünya Savaşı’nın bütün cephelerinde savaşıp şehit düşen kahramanlarımızın aziz ruhlarını, edeceğimiz dua ve göndereceğimiz Fatihalarla saadetlendirelim. Allah onların ruhlarını şad etsin! Mekânları cennet olsun! Amin!

 

Metin Uygun

Yayın Tarihi: 25 Nisan 2016 Pazartesi 16:21 Güncelleme Tarihi: 26 Nisan 2016, 11:06
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26