banner17

İltica ederek geçiyoruz dünyanın ortasından

Selvigül Kandoğmuş Şahin, Yediiklim dergisindeki 'Mülteci Çocuğun Rüyaları' adlı öyküsünde ülkemizin değişmez gündemlerinden 'mülteci çocuklar' konusuna hüzün yüklü bir anlatımla yaklaşmış. Mustafa Uçurum yazdı.

İltica ederek geçiyoruz dünyanın ortasından

Mülteci” terimiyle en yoğun şekilde muhatap olduğumuz zamanları yaşıyoruz. Suriye'de devam eden iç savaş, öyle ağır yaralar açarak sürüyor ki hem o ülkede kalmak zorunda olanlar için hem de ülkesini terk etmek zorunda kalanlar için büyük bir dram devam ediyor. Durum bizim için de son derece trajik bir hal almaya başladı. Özellikle mülteci kamplarında devam eden acı dolu hayatlar, vicdanı olan herkes için büyük ızdıraplar doğurmakta.

Selvigül Kandoğmuş Şahin, böylesine hassas bir konuya öykücü gözüyle yaklaşarak, mülteci bir çocuğun rüyasının öyküsünü yazmış. Yediiklim dergisinin 288. sayısında yayınlanan bu öykü, her anlamda dikkate değer bir çalışmadır. Çünkü yıllar var ki mülteciler ülkenin dört bir yanında yaşama mücadelesi verirken ne yazık ki bu yaşamlar tam anlamıyla yazdıklarımıza sirayet etmedi. Ya görmezden gelindi, ya da çeşitli bahanelerle bu yaşamlar bizim koşuşturmamıza kurban edildi.

Karşımızda yalnızlığın koynuna terk edilmiş bir mülteci çocuk var

Selvigül Kandoğmuş Şahin, çok gerçekçi bir mülteci çocuk portresi ile karşımıza çıkıyor. Günümüz öykücüleri arasında çok önemli bir yere sahip olan yazarın öykülerinde okuduğumuz derin tahlillere bu öyküde de rastlıyoruz. Yazar bizi trajik olaya hazırlamak için gözümüzde canlanacak bir çocuk resmi çiziyor: “yağmura ve çamura bulanmış çıplak ayaklar, ıslak mukavva, kaldırım taşları, titreyen bir vücut, ince esmer bacaklar…”

Anlıyoruz ki karşımızda her şeyiyle yalnızlığın koynuna terk edilmiş bir mülteci çocuk var. Yalnızlığın, soğuğun en yakın kardeşidir “açlık.” Açlık ki insanın en büyük imtihanıdır dünyada. “Açlıkla terbiye etme Rabbim” diye duaya bu yüzden kalkar eller. Mülteci çocuğun dramının ana teması da “açlık”. Şehrin parlak ışıkları arasında gördüğü her ışıltı daha da acıktırmaktadır çocuğu. Hele de “hamburger”… Parlak ışıltılar arasında dünyayı umursamadan hamburgerini yiyen kilolu, yanakları pembe çocukları izlemek daha da acıtır çocuğun içini.

Savaş günlerini hatırlar çocuk. Dumanları, moloz yığınlarını, kaybolan oyuncaklarını. Selvigül Kandoğmuş Şahin, gerçekçi bir anlatımla savaşın toz duman meydanında koşuşturan çocuğun kaybettikleri için yaşadığı hüznü de rüya ile gerçek arasındaki çizgide veriyor. Annesine ait bir eşyayı bulan çocuğun hüznünü “Alıp kokluyor dolamayı, anne kokusu içine yayıldıkça gözleri doluyor.” cümlesi ile veriyor.

Savaşlarda en büyük yarayı çocuklar alıyor. En çok da çocukların hayatları yarım kalıyor. Çocukluklarını yaşayamadan ya bir bomba isabet edip hayattan kopuyorlar ya da ömür denen acıyı hüzünle yaşamayı mülteci kalplerinde sürdürüyorlar. Oyuncakları bile kan rengine dönüyor. Şahin bunu çocuğun rüyalarıyla okuyucuya aktarıyor. Rüyaları bile savaş kokuyor mesajını veriyor.

Acıyı paylaşmak

Çocukların yaşadıkları dramlar onların üzerlerine yapışan bir leke gibi ömürleri boyunca onların peşini bırakmaz. En çok da savaş çocuklarının. Öykü de karşımıza çıkan çocuk da rüya ile gerçek arasında gidip gelerek yağmurdan korunmak için kendine bir yuva aramaktadır. Hem de bu çağda, duyarsızlık duvarını aşmaya çalışarak. Hayatta hiç yiyemediği ama sadece vitrin camlarının arkasında, ekranlarda gördüğü bir hamburgerin rüyasıyla uyuyan çocuğu memnun etmek o kadar kolaydır ki. Yeter ki biraz olsun çevresine bakabilsin insanlar.

Öykünün son bölümü bir iyi dilek temennisi gibi adeta. Donmak üzere iken bulunan çocuğa sahip çıkan bir aile ve çocuğun yaşadığı binbir acıya rağmen hayalini kurduğu hamburger. Bir mülteci çocuğun kalbini onarmak o kadar kolaydır ki. Kucak açmak ve ona sevgiyle yaklaşmak. Selvigül Kandoğmuş Şahin’in öyküsünü okuyunca; duyarsızlıklar dünyasında yaşayıp giderken yol kenarında yağmurdan ıslanmış bir mukavvanın üstünde kıvrılıp yatan çocuklara şefkatle yaklaşma arzusu uyanıyor okuyucunun zihninde.

Mülteci Çocuğun Rüyaları” öyküsü içimizde gizli kalan ve açığa çıkarmaktan korktuğumuz şefkât, merhamet gibi duyguları uyandıracak bir duyarlılıkla kaleme alınmış bir vicdan öyküsü. Selvigül Kandoğmuş Şahin, içten üslubuyla bu duyguyu okuyucuya çok etkili bir şekilde yansıtıyor, daha önce Gülendamın Renkleri, Hayırlı Haber, Hızırla Yolculuk, Eylül Sancısı, Yusufhan adlı kitaplarında olduğu gibi.

 

Mustafa Uçurum yazdı

Güncelleme Tarihi: 15 Nisan 2014, 15:33
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20