İlimde alçakgönüllülük yüce bir mertebedir

Yedikıta dergisinin Şubat 2016 sayısında Malkoç Bey'in türbesini şahsi imkanlarıyla tamir ettiren Birdal Kanmış'ın hikayesi okurla paylaşılıyor ve Prof. Mehmet Arslan ile yapılmış bir röportaj da dergide yer alıyor. Metin Uygun yazdı.

İlimde alçakgönüllülük yüce bir mertebedir

Yedikıta tarih ve kültür dergisi, Şubat 2016 tarihli sayısında, Prof. Dr. Salim Aydüz’ün kaleme aldığı ‘Roket Bir Osmanlı İcadı mı?’ konusunu kapağına taşımış. Salim Aydüz bu yazısında, Osmanlı Devletinin ateşli silahlarla tanışmasını, tarihini, Osmanlı’nın kazandığı zaferlerde ateşli silahların rolünü, önemini anlatıyor. Humbaracı Ocağı’nın ikinci halifesi olan Bayramoğlu Ali Ağa'yı anlatıp onun yazdığı Ümmü’l-Gaza fi Tedbiri’l Harb ve Levazimiha isimli eserinden bahsediyor. Bayramoğlu Ali Ağa’nın icatları hakkında bilgi veriyor.

Yurt içinde ve yurt dışında birçok tarihi eserimizin ilgiye, tamire ihtiyaç duyuyor olduğu inkar edilemez bir gerçek. Bu konuda eskiye göre giderek artan bir bilinçlenme var. İyileştirme, ıslah faaliyetleri de daha fazla. Ama yeterli olmuyor. Daha fazla gayret gerekiyor. Dergide yer alan ve “Modern Zamanlarda Bir Akıncı” başlığını taşıyan röportaj da, bir İngilizce öğretmenimizin şahsi çabalarla neler yapabileceğini gösteriyor. Röportajda dile getirilen hikayenin kahramanı 18 senelik İngilizce öğretmeni Birdal Kanmış. Kendisiyle Arif Ziya Ardıç konuşmuş. Birdal öğretmen, kitap okumaktan, motosikletiyle yurt içinde ve yurt dışında seyahat etmekten büyük zevk alır. Fırsat buldukça seyahate çıkar. Balkanlar ve Avrupa’da Osmanlı’nın bilinen ve bilinmeyen eserlerini ziyaret edip fotoğraflamak ve videoya alabileceği yerleri gezmek ister. Daha ziyade unutulmuş, ihmal edilmiş yerlerdir görmek istediği. Bu düşünceyle internette araştırma yaparken, “Malkoç Bey’in mezarı bulundu” şeklinde bir haberle karşılaşır. Araştırmasını derinleştirir ve türbenin Bulgaristan’daki yerini tespit eder. Hatta Malkoç Bey’in büyük oğlu Mehmed Bey’in mezarının da Gebze’de olduğunu öğrenmiş Birdal öğretmen.

Malkoç Bey'in türbesini kendi imkanlarıyla tamir ettirdi

Malkoç Bey’in türbesinin hali insanı hüzünlendirici durumdaymış. 2003 yılında Türk Tarih Kurumu’nun ‘Yurt dışındaki Türk Kültür Varlıkları Envanteri Projesi’ çalışmaları sonucu türbe bulunmuş ve Malkoç Bey’e ait olduğu tespit edilerek resmi kayıtlara geçirilmiş. Türbe arazisi içinde başka akıncıların mezarları da bulunuyormuş ve onlar da bakıma muhtaçmış. Türk ve Bulgar yetkililer türbeyi ziyaret etmişler ama hiçbir onarım ve iyileştirme çalışması yapılmamış. Bu durum üzerine Birdal öğretmen 2014 Şubat ayında yarıyıl tatilinde türbeye gidiyor. Neler yapabileceğiyle ilgili olarak ön araştırma yapıyor. Türbenin bulunduğu köyü de araştırıyor. Köyün nüfusu 50-60 kişidir. 35-40 civarında Türk yaşamaktadır köyde. 1989 yılında çok göç vermiş. 1950’li yıllara kadar köyün ismi Malkoçevi imiş. Sonra adı değiştirilmiş ve Bulgar kadın kahramanın takma adı olan Burya (Fırtına) ismi verilmiş köye.

Türbenin bulunduğu arazinin yaklaşık 10 dönüm olduğunu, arazi içinde büyük oranda yıkılmış bulunan yaklaşık yüz yıllık bir caminin olduğunu ifade ediyor Birdal Bey. Türbeye ilk geldiğinde çok kötü bir manzarayla karşılaşmış. Çatısında hınzır derileri ve kafatasları varmış. Fotoğraflar çekerken köyün en yaşlısı Mümin Amca’yla tanışmış. Veliko Tırnovo şehri müftüsüyle telefonla görüşmüş. Türbeyi tamir etmek istediğini söylemiş. Müftü, kendilerinin de tamir etmek istediklerini, ama masrafları karşılayamadıklarını söylemiş.

Birdal Bey yakın eş ve dosttan bu konuda destek temin ediyor. Daha detaylı incelemeler yapıyor tamir için. Bulgaristan’daki resmi daireler çok zorluk çıkarmışlar. Nihayet izinler alındıktan sonra çalışmalar başlamış. Ama bu defa da farklı zorluklar, imkansızlıklar baş göstermiş. Kalacak yer sıkıntısı, türbede elektrik ve suyun olmaması işleri zorlaştırmış. İki gün kiraladığı araçla şişelerle su taşımış. Dolaylı yollarla bu tamirat işini çok engellemeye çalışmış Bulgar makamları. Kararlılıkla tamirat işine başlanmış. Çatıdaki hınzır derilerini temizlemek olmuş ilk iş. Orijinal duruma sadık kalınarak tamamlanmış tamirat. Daha sonra türbenin içine Türkiye’den götürülen dua ve isimlerin yazılı olduğu levhalar yerleştirilmiş. On bir günde biten çalışmalardan sonra dualarla sandukanın örtüsü takılmış. Birdal öğretmen işler bitince bir türlü ayrılmak istememiş oradan. Türbenin tamiri için bulunduğu köyde iftarlara da katılmış Birdal Bey. Müslümanların namaz kıldıracak imam bulamadıklarına şahit olmuş. Müftülüğün dini eğitim alacak gençler aradığını gözlemlemiş. Bu konuda hepimizin biraz daha fazla hassasiyet göstermemiz gerektiğini ifade ediyor.

Bu büyük hizmetinden dolayı ve bu kutlu davranış için Birdal öğretmene ve ona destek verenlere teşekkür ediyoruz. Allah bu hizmetlerinden razı olsun.

Divan edebiyatı dünyanın en büyük ve en mükemmel edebiyatıdır

Dergide Divan edebiyatımıza dair bir başka röportaj daha yer alıyor. Eski Türk Edebiyatı profesörü Mehmet Arslan ile Harun Tuncer konuşmuş. Mehmet Arslan Hoca’nın Divan edebiyatımızla ilgili olarak söyledikleri çok dikkat çekici. Divan edebiyatını dünyanın en büyük edebiyatı olarak değerlendiriyor hoca. Eski metinlerle ilgilenmeye başlayınca divan edebiyatına olan ilgisi cazibe haline gelmiş. Divan şairlerinin yazdıkları beyitleri anlamaya çalışmak, mazmunlarını çözmek, beyitlerin arkasındaki o sonsuz dünyayı keşfetmek Mehmet Hocaya çok zevk vermiş. Bir beyitteki her kelimenin arkasında müthiş bir kültür birikiminin bulunması, her kelime için bir makale hatta bir kitap yazılabileceğini hissetmesi hocayı bu alana yönlendirmiş. Derinleştikçe bu konuda yapılan çalışmaların, yayınlanmış eserlerin yetersiz olduğunu fark etmiş. Divan edebiyatımızla ilgili binlerce şair ve müellifin on binlerce eserinin çok azının günışığına çıkarılabilmiş olmasını büyük bir eksiklik olarak değerlendiriyor Mehmet Hoca. Bu yüzden divan edebiyatı alanında çalışmalar yapmış. Bu muazzam birikimi imkanı nispetinde ortaya çıkarabilmek, dünyanın en büyük ve en mükemmel edebiyatı olarak nitelediği edebiyatımızı keşfetmeye yönelik gayretler içinde olmuş. Divan edebiyatının bilinmeyen kısımlarını ortaya koyarak bu yönde çalışmak isteyen yeni nesilleri teşvik etmek amacındadır hoca. Ömrü ve sağlığı müsaade ettikçe çalışmalarına devam edeceğini belirtiyor.

İlimde alçakgönüllülük yüce bir mertebedir

Mehmet Arslan Hoca bu alanda çalışmak isteyen gençlere bazı tavsiyelerde de bulunuyor. Osmanlıca metinlerle uğraşanların mutlaka Arapça ve Farsça bilmeleri gerektiğinin altını çiziyor. Belli seviyede bu dillere hakim olmadan Osmanlı tarihi ve divan edebiyatı çalışmanın mümkün olmadığını ifade ediyor. Ayrıca belli seviyede dini bilgiye sahip olmadan divan edebiyatı metinlerini anlamanın imkânsızlığına vurgu yapıyor. Gençlere hangi mesleği veya branşı seçtilerse, ona saygılı olmalarını tavsiye ediyor. Bilmediklerini sormaktan çekinmemelerini, öğrendikleriyle yetinmemelerini, iyi kötü bir kitap ve birkaç makale yazmakla “ben artık oldum, bu işin uzmanıyım” dememelerini, ilimde alçak gönüllülüğün yüce bir mertebe olduğunu hatırlatıyor.

Yedikıta dergisi, bu sayısında da, tarih ve kültürle ilgili tatmin edici bir içerikle okuyucusuna hizmet veriyor.

 

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Şubat 2016, 16:53
YORUM EKLE

banner19

banner13