banner17

Eylül 2018 dergilerine genel bir bakış-4

Dergâh, Hece ve Post Öykü dergilerinin Eylül 2018 sayıları hakkında Mustafa Uçurum yazdı.

Eylül 2018 dergilerine genel bir bakış-4

Huzur sinemaya aktarılmalı mı?

Dergâh dergisinin 343. sayısında Necip Tosun bir soru ile sesleniyor okuyuculara: “Huzur sinemaya aktarılmalı mı?” Bu soru edebiyat ve sinema dünyasını heyecanlandıran bir soru olsa da ortaya çıkan sonucu merakla bekleme hakkımızı sonuna kadar kullanmak isteriz. Çünkü ortaya nasıl bir şey çıkacağını kestirmek çok da mümkün görünmüyor. Önümüzde çok iyi ve bunun karşısında büyük hayal kırıklıkları yaşadığımız örnekler duruyor.

Necip Tosun edebiyat ve sinema ilişkisini anlatarak başlıyor yazısına. İyi örnekleri veriyor yazısında. Risklerden bahsediyor. Huzur romanının sinemaya aktarılmasında yönetmen Semih Kaplanoğlu’nun adı geçse de karşımızda Huzur gibi edebiyat dünyamızın her yönden bir başyapıtı durduğunu unutmamak gerek.

“Çoğunlukla iç monologla anlatılan bir şiirsel romanın görüntünün diline aktarılması elbette güç. Mümtaz roman boyunca ‘nizamsız düşüncelerin birinden öbürüne atlayarak’ bir düşünce içinde yaşar. Romanda sinemanın aradığı olay, avantür yanlar oldukça az.”  Necip Tosun da son noktayı isabetli bir tespitle koyuyor: “Ortaya koyduğu filmlere bakılırsa Huzur’un emanet edileceği en iyi isimlerden biri Semih Kaplanoğlu’dur.”

Çiçeklere ilahiler okuyan derviş

Mustafa Kutlu’yu tanımlamak için sayısız sıfat bulabiliriz. 343. sayının arka kapağında “Solmuyor Çiçek” yazısını görünce “Çiçeklere ilahiler okuyan derviş” deyiverdim birden bire. Elbette sadece bu yazıdan mütevellit değil bu sıfat. Kutlu’nun dört bir yanı her zaman çiçeklerle bezelidir zaten.

“İhtiyar yanıbaşında biten çiçeğe eğiliyor. Çiçeği okşuyor gözleriyle.”

“Gelin kaynanadan şahbaz. Bir o vuruyor tokacı, bir öteki. Vurdukça köpürüyor çamaşır, vurdukça arınıyor kirinden pasından. Arınıp bembeyaz oluyor.
Bu beyazlığın ortasında açıyor çiçek.”

“Tipi, boran, don vuruyor. Gelen vuruyor, giden vuruyor. Yine de solmuyor çiçek.”

Dergâh’tan üç şiir

Geçkin bir dizeye tutulduğum doğru
Kendimi taklite yeltenecek kadar cesur olduğum da
Russell’a yazdığım mektuptan bu paradoks

                                               Zümrüt Karabudak

Sen merhamet ve iyiliğin ev sahibi
Arttıran sevinçleri ve kederleri
Her yemekteki tuzda senin payın var her tebessümde senin adın
Senin adımlarınla gelip yerleşiyor bahçemize bahar

                                               Cengizhan Genç

Eskisinden daha yeni
Bu yalnızlık bu parke taşları
Genç kadınlar okuma, olgun kızlar yazma biliyor
Ama okuyucunun da bir zekâsı var
İpuçları derler bu güruha

                                               Evliya Çelik

İnsanlığın pusulası: Kudüs

Hece dergisinin Eylül 2018 sayısında Arif Ay’dan direnişimizi bileyen bir yazı var. Yüreği Kudüs sevdası ile çarpan, kurduğu dizeler ile direnişini alçak dünyanın yüzüne haykıran Arif Ay, ümmetin pusulasını anlatıyor yazısında. İçinde ümmet ruhu taşıyan herkesin şehridir Kudüs. “Kudüs tarih boyunca iddiası olanların şehri olmuştur.” diyor Arif Ay.

Adı Kudüs’e en çok yakışan şairlerimizdendir Arif Ay. Bu yazısında da bütün hassasiyetini yansıyor Kudüs’ten yana. Dert de derman da var yazıda.

“Yüzlerce yıldan beri insanlığın kanayan yarası Ortadoğu’nun, dolayısıyla Filistin sorununun temelinde yatan gerçek, insanoğlunun ahdini bozması, sözünden dönmesi gerçeğidir.”

Portreci portreciyi yazarsa

Mehmet Aycı portrelerine devam ediyor. Artık onun üslubuna alıştık. Bir bilmece gibi satır satır dokuyor anlattığı her ismi.

“Sesinde bir ırmağın renkleri rüyaları” yazısında bir portre yazarı olan Fahri Tuna’yı yazmış Aycı.

Fahri Tuna’nın gönül nağmesini okuyoruz her satırda. Önümüzde Anadolu’dan Balkanlara uzanan bir coğrafya var.

“Allah biliyor ya, Kâbe’ye gittiğinde de yüzü Balkanlara bakacak şekilde ellerini duaya açar.”

“Dolaştığı coğrafyada çeşmelerden abdest almakla kalmamıştır sadece, ırmaklardan, derelerden abdest almıştır; Tuna’dan aldığı abdestin ürpertisinin ruhunun ürpertisiyle nasıl kaynaştığını, nasıl birleştiğini gördüğünde hayretten bir daha ürpermiştir.”

Fahri Tuna bu ağabeyimiz.
Mühendis.
Daha çok gönül mühendisi…
Hâl bilir, hatır bilir, hatıra bilir.
Dostluğunda boşluk ve şüphe bulunmaz.
Yüzünde nadasa çekilmiş bir Balkanlar…
Böyle biliriz.”

Hece’den üç şiir

Yaşım 44 oldu bu gece; yolun bilmem yarısı mı?
Sonu mu bilmem; ilk sigaramı 44’ümün içtim işte
Bir uzaklara bakan balkonda bir yağmurlu gecede
Aynalı eriğim sen bunu yine de kimselere söyleme

                                               Vural Kaya

Kaç kıtalık şiirmiş hangi sultan kadından
Başlarında sepetle hep seher rızıkları
Hep cengâver çocuklar okyanusta okuyan
Evliyâya uyanmış uzak ırmak halkları

                                               Şenol Korkut

eski bir apartman bu, pera’da
üst kat komşum yaşlı bir kadın
siyah bir mecazla örterek balkonu
eski bir kraliçe gibi
çoktan bitmiş bir geçit törenine
el sallıyor

                                               Tunay Özer

Evsizler Şarkı Söyler dört artı birde

Post Öykünün 24. sayısının dört artı bir bölümünde Gülhan Tuba Çelik’in Evsizler Şarkı Söyler kitabı var. İnsanın okudukça okuyası geliyor bu kitabı. Büyük bir keyifle okunacak öyküleri var Çelik’in. Ben kitap üzerine yazılardan birkaç paylaşım yapmak istiyorum.

“Gülhan Tuba Çelik de anlatısı ile yeni bir damar oluşturmuş. Öfkeli, arada kalmışların sert hikâyesi bunlar. Acının coğrafyasında gezinen zarif bir anlatıya sahip metinler bunlar.”

Ali Güney

Gülhan Tuba Çelik’in öykülerinde sınırları aşmak isteyen ama yasal sınırların dışına çıkamayan karakterler dikkatimizi çeker. Her ne kadar öfkeli, yenik ya da dışlanmış da olsalar, Gülhan Tuba’nın insanları sınırları aşmıyor.”

Ahmet Melih Karauğuz

“Evsizler Şarkı Söyler, oldukça şiirsel bir dile sahip. Üstelik çoğu yazarda göze batıp okuru rahatsız edecek bu şiirselliği Gülhan, öykü diline başarıyla yedirmiş.”

Arda Arel

“Hasılı kelam, Gülhan Tuba Çelik, uzunca bir süredir birçok dergide boy gösteren öykülerine ciltlenmiş bir vücut kazandırdığı Evsizler Şarkı Söyler ile gözlemlerini, çağrışımlarını, geçmiş ile hesaplaşmasını, yaralarını yani zihninden ziyade gönlünü okuyucuya açıyor. Kitabın benzer yaralara sahip okura ulaşmasını diliyorum.”

Mahmut Sami Yıldız 

Öyküde genç izler: Aynur Dilber

Yunus Meşe Post Öykü’de Aynur Dilber üzerine bir yazı ile yer alıyor. Öyküde genç izler bölümünde yer alıyor bu yazı.

“Aynur Dilber iki bin on beş yılında İtibar dergisinde yayımlanan ilk öyküsünden sonra bu güne kadar İtibar, Dergâh, Post Öykü, Hece ve Nordik dergilerinde öyküler yayınlamaya devam etti. Şimdilerde ise İtibar ve Post Öykü’de öykülerini yayımlamaya devam ediyor.”

Dergilerle irtibatı sıkı bir öykücü var karşımızda. Dergileri ihmal etmeden yazı hayatına devam etmek önemli. Yazarı bir disiplin altına alıyor dergiler. Aynur Dilber öykülerini takip ediyorum. Kendini okutturan ve öykü okumanın keyfini yaşatan öyküler yazıyor Aynur Dilber.

“Bir yazarın öykü serüvenini, öyküsünün edebiyat dünyası içerisindeki yerini ve yönelimini tespit etmek için on dört öykü tam anlamıyla yeterli olmasa da bize ipuçları vermesi açısından ciddi bir sayıdır. Üstelik bu öykülerin köklü ve nitelikli edebiyat dergilerinde yayımlanmış olmaları da bu öyküler üzerinden bir çıkarımda bulunmamıza olanak sağlıyor.”

Mustafa Uçurum

Güncelleme Tarihi: 29 Eylül 2018, 10:46
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20