Eylül 2018 dergilerine genel bir bakış-3

Makas, Mahalle Mektebi ve Edebiyat Ortamı dergilerinin Eylül 2018 sayıları hakkında Mustafa Uçurum yazdı.

Eylül 2018 dergilerine genel bir bakış-3

Daima Necip Fazıl

Necip Fazıl Kısakürek hakkında bir yerlerde söz edildiğini gördüğümde yazılan her cümleyi çok değerli buluyorum. Her dem yenilenen bir heyecanla okuyorum Üstad hakkında yazılan her satırı. Biliyorum ki onun her devre uyacak sözleri var.

Makas dergisi 3. sayısını Necip Fazıl’a ayırdığı bir kapak ile çıkardı. Güzel hazırlanmış bir Necip Fazıl doyası var karşımızda. Derginin tümünde hissedilen bir emek hemen göze çarpıyor.

Necip Fazıl dosyasından birkaç yazıyı paylaşmak istiyorum. İlk yazı Osman Kısakürek’e ait. Babasını anlatıyor Osman Kısakürek. Canlı bir şahitten Üstad’ı okumanın farklı bir havası var. Bu kişi Üstad’ın oğlu olunca daha bir anlam kazanıyor her satır. Dava adamı Necip Fazıl’ın yanında “baba” Necip Fazıl’la da tanışıyoruz bu yazı ile.

“Babam sürekli davası için koştururken, evin içinde çocuklarla uzun uzun vakit geçirmemesine rağmen, hep oyuncaklarla gelir, hep şakalar yapardı. Benim çok net hatırlamadığım, ama annemden dinlediğim bir oyunu var, Mehmed ağabeyimle hâlâ hatırlayıp güleriz. Ben 5 yaşlarımdayken, Ömer ağabeyimi (10 yaşında) ve Mehmed ağabeyimi (12 yaşında) beyaz çarşafa saklayıp, başlarına da birer kukuleta takmış, cin diye benimle oyun oynayacak. Ömer ağabeyim bir koltuğun arkasında, Mehmed ağabeyim başka bir koltuğun arkasında, babamın cin 1 çık, cin 2 çık diye talimat vermesini bekliyorlar. Fakat bana cinlere nasıl hükmettiği, kendisinin cinlerin padişahı olduğu ile ilgili konuşması o kadar uzun sürdü ki; ağabeyimler koltuğun arkasında uyuya kalmışlar. Babam bağırdı: “-Cin 1 çık!” Ne çıkan var ne bir hareket. “-Cin 1! Çık diyorum sana!” diye bir daha bağırdı. Yine çıkan yok. Uzun denemelerden sonra, cinlerin koltuk arkalarında uyuduklarını görünce “-Neslihan! Cinler uyumuş.” diyerek uzun uzun gülmüştü.”

Asiye Demirtaş yazısında Necip Fazıl’ın hayatındaki en önemli kişilerden olan Abdulhâkim Arvasi ile tanışmasını ve Üstad’ın yaşadığı değişimi anlatıyor.

“Necip Fazıl’ın “Beni kurtarınız!” feryadına karşın yalnız ve yalnız “Sık sık gelin, sohbet sizi açar. İnşaallah feraha kavuşursunuz!” buyurması… Başka ne bir emir, ne bir öğüt, ne bir tedbir, ne bir tatbik… Her şeyin içinde ve her şeyin ortasında o kadar yalnızız ki yalnız Allah var. İşte bu hakikattir ki kendi tabiriyle Necip Fazıl’ın sadece iyi bir şairken cemiyet meydanına çıkması; tarih, nefs, Doğu-Batı meselelerinin muhasebesini yapması; her şeyi kendi vâhidine ve oradan mutlak vâhide irca etmesi ve asrın nabzını tutma gâyesi Efendi hazretleriyle tanıştıktan sonra doğmuştur.”  

İçimizden biri Hüseyin Rahmi Gürpınar

Çok klâsik bir ifade bu ama söz konusu Hüseyin Rahmi olunca insan ister istemez “içimizden biri” demek istiyor. Edebiyatımızda sokağın sesi olan Gürpınar hakkında Hacer Yeğin bir yazı kaleme almış. Gürpınar eserlerindeki natüralizmi edebi ve mizahi yönleriyle inceliyor Yeğin.

“Türk edebiyatında sokağı edebiyata taşıyarak; halkın ilgisini canlı tutacak konuları bol bol yöresel deyişlerle, halk deyimleriyle harmanladığını görürüz. Mizahi ve eğlenceli bir dili benimseyerek konu ettiği kahramanları ve yaşadıklarını karikatürize etmesi, aynı zamanda toplumsal eleştiriyi çok fazla göze batmadan, rahatlıkla yapmasını sağlamıştır. Başarılı gözlemciliğiyle eserlerinde eski İstanbul’un gündelik hayatından, zamanın gelenek ve görenekleriyle yanlış batılılaşmasına geçişi konu alan canlı sahneler ve prototipler yansıtması dönemsel tarihi birikime önemli bir katkı sayılabilir.”

Deklanşörle tarih yazan adam

Bu tanımlama Deniz Ersoy’a ait.  Sözün muhatabı Ara Güler. Seviyor bu sözü Ara Güler. Makas’tan son paylaşımım Ara Güler ile yapılan bir söyleşi. Keyifli, geniş açılımlı, okuyucuyu tarih yolculuğuna çıkaracak bir söyleşi bu. Ara Güler’in sadece Türk fotoğrafçılığında değil dünya ölçeğinde de yeri tartışmasız. İnce detaylar ve ruha şifa notlar var söyleşide.

“Çekmek isteyip çekemediğiniz biri var mı?

Charlie Chaplin. Felçliydi adam. 3 gün kar kış demeden kapısında yattım. Karısı sonunda halime dayanamadı, konuş ama çekme dedi. Adam öyle görünmek istemiyordu. Haklıydı da.”

“En sevdiğiniz fotoğrafınız? Milyonlarca fotoğraf içinde zordur elbette ama sizin için yeri başka olan var mı?

Sirkeci’de bir tramvayın önünde at arabasını çeken arabacının fotoğrafı.”

“Sizi fotoğraf çekerken en zorlayan kişi, devlet adamı yahut ünlü?

Jean Paul Sartre. Fransız Rosif diye bir sekreteri vardı herifin. Randevu vermedi Türk gazeteci olduğum için. Ama ben yine de çektim.”

Handan Acar Yıldız, Mahalle Mektebi’nde

43. sayısı ile karşıladı bizi Mahalle Mektebi. İki aylık süre içerisinde merakla beklenen bir dergi oldu Mahalle Mektebi. Benim de yazmaktan büyük mutluluk duyduğum dergiler arasında olan Mahalle Mektebi’ne emeği geçen herkesi can-ı gönülden kutluyorum. 

Bir dergide sizi mutlu edecek olaylar arasına gönül rahatlığıyla Handan Acar Yıldız öyküsü ile karşılaşma maddesini yazabilirsiniz. Benim için öyle. Özenle seçilmiş kelimeler, öyküye okuyucuyu yoldaş eden bir içtenlik, hayatın bir kesitini alıp öykünün içine sindirmedeki ustalık ve karşımızda Handar Acar Yıldız öyküsü.

Et Beni adlı kısa öyküsü ile Mahalle Mektebi 43’te Yıldız. Kısa öykülere son zamanlarda dergiler sık karşılaşıyoruz. Öyküye her türlü endam yakışıyor.

Et Beni, bir baba-oğul öyküsü. Aslında toplumsal bir hiyerarşinin gelip gelip burnun ucundaki et beninde kendine yer edinmesi ya da çizgilerin hiç değişmemesi. Okudukça kendini tekrar okutturacak cümleler var öyküde. Et beni ya da kalbe düşen gölge. Dilin kemendi ya da kıyıya yanaşan tekne. Geçip giden hayat zaten ne ki bizi kendine çeken:

“Rüzgârın göle uçurduğu bir kasketti sadece geri gelmeyecek olan.”

Handan Acar Yıldız öyküsü okuyucularını bekliyor.

Hem öğretmen hem ebeveyn

Öğretmenlik mesleğinin artık dillendirilmekten gına getiren hallerine şahit oluyoruz. Göz önünde olunca söz konusu meslek, herkesten farklı sesler yükselmesi de olağan hale geliyor.

Hüseyin Çil; memur, ebeveyn çizgisinde bir de öğretmenlik gibi bir sıfatı taşıyan eğitimciler hakkında bir yazı ile Mahalle Mektebi’nde yer alıyor. Birkaç not paylaşmak istiyorum.

“Kahraman öğretmen miti her türlü bürokratik engeli aşıp her yerde ve her şartta bütün eksiklere rağmen (ki bu eksiklikler genelde öğretmeni vazifelendirenlerin eksikleridir) görev yapan birisi olarak zuhur eder.”

“Öğretmen, şahs-ı manevisi sürekli olarak bürokrasiyle imtihan edilen bir memur tipidir.”  

“Her fırsatta öğretmenlerin yetersizliğinden dem vurup onları sağaltmaya çalışmak yerine, kendinin de ne olduğuna (aile mi, bürokratik kurum mu) karar vermesi gereken bir “sistem” sorununu kabullenmek, öğretmene bakışı sağlıklı kılmak açısından elzem görünüyor.”

Mahalle Mektebi’nden üç şiir

Dünyayı tanıyacak kadar çok yaklaştık, bizi affet
nasıl yakardıysa adem babamız, tıpkı öyle
tıpkı kabul olmuş bir dua gibi, yerden göğe
ki dilimiz sürgün olmasın bundan böyle kimseye

                                               Mustafa Könecoğlu

Şiir desem çıkmazsın
Birikir sözlerinde
Yağmurun ve gazozun tadı
Hep orada kalırsın
Dilin dönmez Niğde’ye
Bu gökyüzü,
Tarladan gelip
Mutluluğa giden kadınların
En Büyük geçim kaynağıdır diye

                                               Hüseyin Akın

bir şarkı var buralarda
bir rumî söyler bir arabî
kimse neden demez ama
insanlar anlatır alemlerin seyrinde
ayı günü döndürür döner gibi kendi de

                                               Ömer Korkmaz

Sezai Karakoç’u tanımak

Sezai Karakoç ile aynı çağda yaşıyor olmak bir mutluluk kaynağı iken onun eserleri ile yolumuzu aydınlatıyor olmak da tarifsiz bir zenginlik. Edebiyat Ortamı dergisi, Dr. Şakir Diclehan’ın Sezai Karakoç’un “Eserlerinde Sosyal Konular” başlıklı yazısı ile başlıyor 64. sayısına.

Karakoç hakkında söz sahibi olacak önemli isimlerden biridir Diclehan. Yazısında da dikkat çekici tespitler var. Coğrafi bir yaklaşım ve imanî bir bakış açısı ile ele alınıyor Karakoç yazıda.

“Karakoç’a göre, şiirin gerisinde insan olmalıdır. Şiirine insan veya insanlık fonunu koymayan bir şair hemen unutulmaya mahkûmdur. Bugün içinde bulunduğumuz ve acısını bütün toplumca çektiğimiz edebiyat, sanat ve şiir yoksulluğuna tanık oluşumuz bundan ötürüdür.”

Karakoç’un şiirlerinden hareketle de şiirdeki sosyal yanlara örnekler veriyor Diclehan:

Bir ses

Bir patlayış sesi

Tabancanın yılan dili

 Devrilen bir insan

 Kaçışanlar, konuşanlar

Birikinti, boşanış, sessizlik ve çığlık

 Yere devrilen bir insan

Kan davasından bir belge daha

Ekle ekle kara yazına

Akan kana gül ekle 

Şiirde işlenen sosyal yara, ancak bu bölgede hayata gözlerini açan biri tarafından realist bir şekilde işlenebilir ve kalıplara dökülebilir. Kişiler teker teker ezilebilir ama onları birbirine bağlayan inançları, düşünce ülküleri yok etmek çok güçtür…”

Baharın da kalbi kırıktır biraz

Merve Koçak Kurt “Yeşile, İçine Doldurduğun Bahara” adlı öyküsüyle yer alıyor Edebiyat Ortamı’nda. Türküler eşliğinde bir öykü bu. İçinde can acıtan kırıklar çıkıyor karşımıza. Ali’nin hüznü bir türkünün dağ başlarında dolanıp, tam da göğsümüze çökmesi gibi gelip duruyor yamacımızda. Yüzü ele verir acıyı, hüznü kelimelere kardeş olur.

Merve Koçak Kurt duyguyu öyküde verme konusunda çok başarılı bir öykücü. Onun öykülerini okurken kendinizi bir duygu seline kaptırırsınız çoğu kez, hiç ummadığınız anda bir şiir yoklar gibi kalbinizi.

“Babasını kaybetmiş çocukların ortak yarasını taşırdın yüzünde hep.”

“İnsan ilkin eksilince ne diyeceğini bilemiyormuş.”

“Yoksa yitik adreslere karışmış gençlik hülyalarıma kavuşmak için mi?”

Merve Koçak Kurt’un öykülerine renkler, ezgiler ve çiçekli bahçeler çok yakışıyor. Bir türküyü mırıldanır gibi okunacak bir öykü Edebiyat Ortamı okuyucularını bekliyor.

“Fonda memleketimin türküsü; ‘Altın tasta gül kuruttum (aman Alim) / Yari sinemde uyuttum ( Alim) / Yar söyledi ben unuttum (anam Alim)’…”

Edebiyat Ortamı’ndan üç şiir

sen de hatırlıyorsundur, gıcır potinleriyle
çok uzak da değildi, ha dündü, ha da yarın
alıp götürmüşlerdi kalemimi ve beni
üstelik amfideydim, demokrasi dersinde

                                               Şadi Kocabaş

Ve kuşandı zırhını Rasul
Gülünü çekti kınından
Güneş bir geline sürer gibi sürüyordu yüzünü
Bahçelerde ay vardı, sebep vardı
İnsanların yürümesinde

                                               Kadir Korkut

Korkma uçurumumdaki uçurtmam
korkma!
mezartaşı yontucusunun gözlerindeki
o çakmak çakmak dua sızacak gönlüme
varsın hakikati unutanlar zılgıt atsın
varsın serçe parmağımı öpmeyen
umut utansın…

                                               Mehtap Altan

Edebiyat Ortamı bu ay okuyucularına Hasan Şener’in hazırladığı “Kâf-ı Kanâat Bekleyen Şair: Fuzulî” kitabını hediye ediyor. Her türlü zorluğa rağmen okuyucularını her sayı yeni kitaplarla buluşturan Edebiyat Ortamı dergisini kutluyorum.

Mustafa Uçurum

                                  

Güncelleme Tarihi: 25 Eylül 2018, 15:51
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner7

banner6