Edebiyatta geçişkenlik 50'li yıllara dayanıyor

Necati Mert, Hece dergisinin 213. sayısındaki yazısında Sait Faik’le birlikte ve özellikle ondan sonra hikayenin dil ve kurgu bakımından değişiklik göstermeye başladığını söylüyor. Sadık Koç yazdı..

Edebiyatta geçişkenlik 50'li yıllara dayanıyor

Edebiyatımızın uzun soluklu dergilerinden biri olan Hece dergisi, Eylül-2014 tarihli sayısıyla 213. sayısını çıkarmış bulunuyor. Hüseyin Su’nun “Son Hece’m” başlıklı yazısıyla açılıyor dergi. Bir veda yazısı bu. Hüseyin Su, Hece’deki görevini bu sayıdan itibaren arkadaşlarına devir ve teslim ettiğini belirtiyor. Ardından Necati Mert’in “Memleket Halleri, Geçişkenlik ve Edebiyata Yansıması” başlıklı yazısı geliyor ki, bu yazı üstünde duracağız. Hasan Aycın ilginç bir çizgiyle katılmış bu sayıya. Bizim Elif (harfi), Latin Elif’e (A) sorar: Türkçe biliyor musun? Latin elif, şöyle cevaplar soruyu: Türkçe konuş Türkçe. Öz kültürüne yabancılaşmanın çizgi hali. Aycın’ın çizgisinden sonra sırayı şiirler alıyor. Biz, bu ilk bölüm şiirlerinden çok dosyadan önce yer alan şiirleri daha nitelikli ve etkileyici bulduk. Özellikle Hamza Günerigök, Bilal Can ve Ömer Onaylı’nın şiirlerini.

Dosya konusunu da önemli. “Dijital Yerlileri ve Dijital Göçmenleriyle Sosyal Medya ve Edebiyat” başlığını taşıyor dosya. Meselenin etraflıca ele alındığı anlaşılıyor. Sosyal medyanın edebiyata katkıları nelerdir, edebiyattan (yazardan) eksilttikleri nelerdir, sosyal medya niteliksiz şair ve yazar adaylarını cesaretlendiriyor mu, 140 karakterden oluşan yeni bir metin türü mü doğuyor, sosyal mecraların zihne etkisi var mıdır, varsa nedir gibi daha pek çok soruya cevap aranmış, çoğu soruya tatmin edici cevaplar da verilmiş görünüyor.

Bu geçişkenlik Batılı devletlerin değirmenine su taşıyor

Gelelim üstünde duracağımızı söylediğimiz yazıya: “Memleket Halleri, Geçişkenlik ve Edebiyata Yansıması”. Yazının omurgasını oluşturan kavram geçişkenlik kavramı. Necati Mert, sanat ile edebiyat arasında bir tıpatıplık ilişkisi gördüğünden meseleyi edebiyata getirmek için memleket hallerinden bahsediyor önce. Eskiden her şeyin daha net olduğunu ve bu netliğin de hayatı kolaylaştırdığını söylüyor. Kemalist, Kemalist’ti, solcu solcu, sağcı da sağcıydı, diyor. Bunların tarih ve dil anlayışları, din ve gündelik hayat konusundaki tutumlarında bir netlik vardı. Yani geçişkenlik yoktu.

Günümüzde siyasi hayat ve onun etkisi ve belirlemesiyle gelişen gündelik ve edebi hayat da geçişkenleşmiş durumda. Siyasetçilerin, siyasi görüş belirten, değerlendirme yapan herkesin diline pelesenk olmuş kavramlara dikkatlice baktığımızda meselenin daha vazıh bir hal alacağını sanıyoruz. Demokrasi, piyasa ekonomisi (kapitalizm), evrensellik, (küreselleşme ve globalizm), modernizm, postmodernizm gibi belki birkaç kavram daha.

Bu kavramlar iyi değerlendirildiğinde görülecektir ki istisnasız hepsi ilgili oldukları alanlarda geçişkenliği öneren kavramlardır. Dil, din, ırk ayrımı yapmadan farklı kültürlerin bir arada yaşayabileceği düşüncesini (sosyal geçişkenlik) farklı kanallardan empoze etmeye çalışan ve görünen o ki, bunu da gayet iyi beceren kavramlar bunlar. Ancak belirtmeliyiz ki bu geçişkenlik Batılı devletlerin değirmenine su taşıyor. Dünya gelirinin çok büyük bir kısmı Batılı devletlerin kasasına akarken Batılı devletlerden dünyaya söz konusu kavramlar ve mallardan başka akan bir şey yok maalesef.

Bu izah günümüz siyasetindeki geçişkenliği de açıklıyor gibi. Somutlaştıralım. CHP milletvekilliği yapmış birini Ak Parti milletvekili olarak gördük. Tersi bir durumu son yerel seçimlerde MHP’nin Ankara’da kendi adamını CHP’den aday göstermesiyle yaşadık. Örnekler çoğaltılabilir.

Postmodern edebiyat bir maksadı gerçekleştirmek üzere geliştirilmiştir

Necati Mert, edebiyatta geçişkenliğin kökenini 50’li yıllarda buluyor. Sait Faik’le birlikte ve özellikle ondan sonra hikayenin dil ve kurgu bakımından (klasik hikaye dilinin parçalanması, hikayeye pek çok şeyin sokuşturulması gibi) değişiklik göstermeye başladığını söylüyor. Tekrar siyasete dönecek olursak, 50’li yıllar darbeyle neticelenmiştir. 60’lı, 70’li ve 90’lı yıllar da öyle. Bütün bu darbeler günümüz siyasetindeki, hatta günlük hayattaki geçişkenliğin temini için yapılmıştır desek hata etmiş olmayız.

Sait Faik’ten sonra değişen hikaye ve roman bugün postmodernizmle (edebi geçişkenlik) buluşmuş durumda. Metinleraraslılık, türlerarasılık en belirgin kavramlarından ikisi postmodern anlatının. Sosyolojik alandaki dinlerarası diyalog, çok kültürlülük kavramlarıyla birlikte düşündüğümüzde mesele daha açık bir hal alıyor. Bütün bunlar dünya siyasetini etkileme, yön verme kabiliyetine sahip olan kuvvetin kendi menfaatlerini temin etmek ve korumak için kültür-sanat üzerindeki etkisini ortaya koyuyor.

Edebiyatın uzun vadede toplumu dönüştürme gücünü dikkate alarak diyebiliriz ki postmodern edebiyat bir maksadı gerçekleştirmek üzere geliştirilmiştir. Bu maksat ise çok açıkça Batılı toplumların menfaatlerini temin etmeye ve korumaya yöneliktir. Edebi geçişkenlik (postmodernizm) dediğimiz durum da aslında bugünkü siyasi, toplumsal yapının oluşmasını sağlamayı amaçlamıştır. Bugünkü siyasi, toplumsal hayat da Batılı amaçların gerçekleştirilmesine hizmet edecek biçimde düzenlenmiştir. Dünyanın pek çok yerinde...

 

Sadık Koç yazdı

Güncelleme Tarihi: 14 Ekim 2014, 14:27
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13