Doğuş Edebiyat ilk ve güzel işlerin dergisiydi

Uzun yıllar arayıp bütün sayılarına ulaşmayı umut ettiğim dergilerin başında, şimdi kimsenin pek hatırlamadığı Doğuş Edebiyat Dergisi gelir. Halbuki Ethem Baran'dan Yavuz Bülent Bakiler'e, Cemil Meriç'ten Taha Akyol'a, Ömer Lütfi Mete'den Mustafa Ruhi Şirin'e birçok isim bu dergide yazmıştı . Selçuk Küpçük yazdı.

Doğuş Edebiyat ilk ve güzel işlerin dergisiydi

 

 

Uzun yıllar arayıp bütün sayılarına ulaşmayı umut ettiğim dergilerin başında, şimdi kimsenin pek hatırlamadığı Doğuş Edebiyat Dergisi gelir. 12 Eylül sonrasının edebi düzlemdeki izlerini gözlemlemek için bu derginin önemli olduğunu düşünmüşümdür hep. Özellikle ülkücü edebi çevrenin ürünlerini yayınladığı Doğuş Edebiyat’ı da merkez alan bir yazı hep kafamda gezinir. “Yüzleşmenin Kişisel Tarihi” kitabımı hazırlarken böyle bir yazının kitapta olması gerektiğini planladım. Ancak kitap beni çok yordu. Birkaç yıl sonra ikinci bir cilt yapmak arzusundayım. Gerçi bu arzum giderek sönümleniyor… Bu meselelere salt ben ilgi duyuyormuşum, benim dışımda kimse bu meseleleri yazmak ve tarihe not düşmek istemiyor gibi geliyor bana. Tecrübelerim ve gözlemlerim de aslında bunu destekler nitelikte. Yine de yıllarımı alacak biçimde hiç yorulmadan malzeme topluyorum.

Son ülkücü edebiyat dergisi

Doğuş Edebiyat Dergisi’nin de içinde olduğu ve kabaca belki “ülkücü şiir-edebiyat” diyebileceğimiz bir alanın incelenmesinin önemine inandım. Türkiye’yi bütüncül anlamda çözümlemek için bu gerekli. Kuşkusuz daha gerilere giderek 70’lerin önemli dergisi “Töre”, ardından “Divan” ve 12 Eylül sonrası çıkmaya başlayan Doğuş Edebiyat’a ulaşıp sönümlenen bir tarihsel hat aslında bu. Bu sönümlenme, bir bakıma 70’lerde örneklerini veren ama 80 sonrası gerekli estetik, poetik ve zihinsel atılımı gerçekleştiremeyen bir çizgi. Doğuş Edebiyat Dergisi bu açıdan önemli. Dolayısı ile ben Doğuş için, “son ülkücü edebiyat dergisi” diyorum.

Derginin öyküsü aslında 12 Eylül darbesi evveli önce Kayseri’de başlıyor. 1976 yılına kadar uzanıyor bu öykü. Bir ara dönemden sonra yine aynı ilde Ocak 1980 tarihinde yeniden yayınlanıyor. Darbe olunca tabi bütün dergiler, gazeteler, yayınlar kapatılıyor. Sıkıntılar yaşayan dergi bu sefer Ankara’ya taşınıyor ve Alper Aksoy yönetiminde daha içerikli, daha donanımlı şekilde çıkmaya başlıyor. Asıl Doğuş Edebiyat Dergisi algısını zaten bu dönem oluşturur. Ankara dönemine ait ilk sayısı Nisan 1982 tarihini taşıyan derginin, hemen kapak arkasında yayınlanan “Çıkış” yazısında, “Niçin çıkıyoruz?” sorusuna şu naif sözlerle cevap verilir: “Düşüneceğiz; düşünce talimi yapacağız. Bildiklerimizi yeniden gözden geçirip bilmediklerimizi arayacağız. ‘Falan büyük böyle diyor!’ demeden, kendi idrakimizin eseri hükümlerimiz olmalı. Ancak böylece kendi kendimize ayakta durabiliriz. Şahsiyet olarak kendini kurtaramayanın başkalarını kurtarması ne mümkün?”

Ülkücü yapı açısından “düşünmek” meselesi başlı başına bir sorun olmuştur

Bu sözler bir bakıma bütün bir 70’li yılların özeleştirisi gibidir. Ülkücü yapı açısından “düşünmek” meselesi başlı başına bir sorun olmuştur, özellikle 70’leri dikkate alırsak. Sokağın çok daha “aciliyeti” olduğu kanaatine varılıyordu muhakkak. Düşünme meselesi yukarıdaki kurmaylara bırakılmış, onlar da “Mamak Mahkemeleri”nde zaten “Fikrimiz iktidarda, kendimiz içerdeyiz!” deyip iplerini çekmişti. Bu trajik söz sarf edilirken, işkence tezgâhlarından geçirilmiş, onurları zedelenmiş, İstiklal Marşı’nın bir işkence yöntemi olarak okutulmasına muhatap olmuş, kutsadığı ocağın Memetleri tarafından coplanmış, falakaya yatırılmış, Filistin askısına alınmış, elektrik verilmiş, günlerce, günlerce hiç durmadan süren bin bir çeşit ağır işkencelere uğramış genç çocuklar kurmayların arkalarında otururken, bütün bu insanlık dışı muamelelerin izleri bedenlerinde daha tazedir oysa.

Doğuş Edebiyat, 70’ler boyu düşün(e)meyen kuşağın darbe sonrası bu boşluğu hissedip, olan biteni anlama çabasının bir ürünüdür ayrıca. Bu düşünme çabasının içerisinde sadece gençler yoktur. Cemil Meriç, Erol Gürgör, Osman Yüksel Serdengeçti, S. Ahmet Arvasi, Mehmet Kaplan, Galip Erdem, Mehmet Çınarlı, Bahaeddin Karakoç, Abdurrahim Karakoç, Yavuz Bülent Bakiler gibi efsane isimler de vardır dergide. Bu öncü isimlerin hemen arkasından gelen kuşak olarak ise Nevzat Kösoğlu, Taha Akyol, Ali Akbaş, Beşir Ayvazoğlu, Ahmet Turan Alkan, Şerif Aktaş, Ayvaz Gökdemir, A. Bican Ercilasun, Necmettin Turinay, Cemal Kurnaz, Alemdar Yalçın, Yahya Akengin, Durali Yılmaz, Muhsin İlyas Subaşı, Nuri Gedik, Bayram Bilge Toker, Abdulkadir Hayber

Derginin sahibi ve yazı işleri müdürlüğünü T. Alper Aksoy yapıyordu. Yayın yönetmenliğini ise ilk dönem Ali Akbaş üstlendi. Şimdi isimlerini nitelikli ürünleri üzerinden okuduğumuz birçok şair, yazar, akademisyen bir şekilde Doğuş Edebiyat’ın sayfalarından geçmişti. Kitapları artık Doğan Yayıncılık gibi ülkenin en popüler kurumlarından çıkan öykücü, romancı Ethem Baran, Vadi Yayınları’ndan çıkan kitabı “Sahurla Gelen Erkekler”in unutulmaz öykücüsü Halime Toros, İtibar ve Kurgan dergilerinde şiirlerini okuduğumuz ve kısa süre önce yeni şiir kitabı çıkan Cengizhan Orakçı, İletişim Yayınları’ndan kitabı çıkan akademisyen Ahmet Çiğdem, Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde hoca olan Taceddin Şimşek, bir dönem adı çok anılan siyaset danışmanı ve geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Şükrü Karaca -ki Şükrü Ağabey Dünyayı Dolduran Kiraz kitabının sahibiydi-, yine şimdi akademyanın önemli hocalarından Sadık Kemal Tural, Çocuk Vakfı’nın başkanı ve çocuk edebiyatımızın öncü ismi Mustafa Ruhi Şirin, öykülerini bir dönem çok okuduğum Osman Çeviksoy, hepimizin bildiği meşhur siyasetçi Erkan Mumcu, şair, senarist, yazar merhum Ömer Lütfi Mete, rahmetler şair Olcay Yazıcı ve Dilaver Cebeci, o zamanların genç şairi Selman Cahit gibi mesela. Bir de dergide Fatma Kocabıyık ismine rastladım ama bizim bildiğimiz öykücü ve Yeni Şafak gazetesi yazarı Fatma Karabıyık Barbarosoğlu Hanım mıdır bilemiyorum. Ama tahminim o olsa gerek…

Ve tabi benim şairim Cemal Sayan da Doğuş Edebiyat’ta idi… Tabiî ki başkaları da.. Adnan Adıvar Ünal, Yağmur Tunalı, Erdoğan Tanrıören, Coşkun Çokyiğit, Derviş Edip, Mustafa Çetin Baydar, Coşkun Ertepınar, Hasan Kayıhan, Ahmet Tevfik Ozan, Kayahan Özgül, Nazım Tektaş, Bayram Bilge Toker, Şadi Kocabaş, Servet Gürcanhan, Oğuz Adem Selçuk, Mehmet Delibaş, Yunus Zeyrek, Alper İslam Evsen, İbrahim Şahin, S. Ağa Baydili, Sedat Polat, Alaeddin Korkmaz, Arif Bilgin..

Abdurrahim Karakoç Özel Sayısı

Hüseyin Özbay ismine de Doğuş Edebiyat’ta epey rastlarsınız. Hüseyin Bey benim Gazi Üniversitesi PDR’den hocam. Bize Türkçe derslerine gelirdi. Sanırım bir yıl (1. sınıf) kadar girdi. Tabi ben o vakitler kendisini tanımıyorum.

Ayrıca sinema yönetmeni İsmail Güneş de bu dergide idi. Sinema yazıları yazıyor ve sinema söyleşileri yapıyordu.

Mustafa Ağıralioğlu ve Mehmet Karanfil ismini ise burada özellikle anmak gerekli belki. Çünkü dergi çıkarken bu iki ülkücü isim daha uzun yıllar yatacakları cezaevinde idiler. Ve hapishaneden buraya ürün göndermişlerdi.

Doğuş Edebiyat’ın yayın dünyamız adına ilk evvel anmamız gereken katkısı bence yapmış olduğu Abdurrahim Karakoç Özel Sayısı’dır (Kasım 1983. Sayı 20). Rahmetli daha yaşarken ve belki en verimli çağında yapılan bu sayı kuşkusuz çok kıymetli. Vefatı ardından yapılan özel sayılar çok geç kalmış girişimlerdi. O’nun kıymetini yaşarken anlamak adına, Doğuş Edebiyat tarihe bence en anlamlı notu düştü.

Derginin anılması gereken bir girişimi de Anadolu’nun birçok yerinde şair ve yazarlarına “imza günü” düzenlemesi idi. 12 Eylül’ün hemen akabinde gerçekleştirilen girişim bu bakımdan da önemli. Bahattin Karakoç, Abdurrahim Karakoç ve derginin sahibi yazar Alper Aksoy’un katıldığı bu imza günleri Maraş, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Trabzon, Samsun, Çorum, Yozgat, Kayseri ve Konya illerine düzenlendi.

Alper Aksoy bir yazısında, Doğuş Edebiyat’ın tam 15 bin trajı olduğundan bahsediyordu. Müthiş bir rakam. Hem de bir edebiyat dergisi için… Oysa bu dergi üzerine mevcut edebiyat dergilerinde hiçbir yazı yok. Kimse görmemiş. 12 Eylül sonrası bir edebiyat dergisi 15 bin satıyor ve akademyanın hocaları gündemine almıyor, yüksek lisans talebelerine “Gidin bakın, araştırın şu dergiyi!” demiyor, mevcut edebiyat ortamında adı anılmıyor. Bu mesele üzerine de tartışmak gerekli. Mevcut ülkücü camianın bu ve benzeri edebi girişimleri kavrayacak ve çözümleyecek donanımı yok. Ancak günümüz şiirini, edebiyatını temsil eden dergiler de ideolojik kapanı aşıp, böylesi bir birikimi görmek zorunda.

1985 yılında kapanan Doğuş Edebiyat Dergisi, ülkücü edebi çevrenin son ciddi girişimi oldu.

Alper Bey ile tesadüfen rahmetli Abdurrahim Karakoç’un cenazesi akşamı evine yaptığım taziye ziyaretinde karşılaştık. Tabi kendisi beni tanımıyordu. Ancak ben kendisinin de iznini alarak cep telefonuma biraz bu, Doğuş Edebiyat günlerini anlattırdım. Hatta üstad Cemil Meriç’e dergide yazması için nasıl teklif götürdüğünden bahsetmişti. Ayrıca Alper Bey’in beni çok etkileyen “Ümraniye İçinde Vurdular Bizi” isimli 12 Eylül evvelini anlatan bir romanı vardır. Belki başka bir yazıda bu romanı ve dönemini konu ediniriz.

Doğuş Edebiyat’ın benim açımdan önemli bir tarafı da, Anadolu sosyolojisi ile uyumlu olmayan kaba bir “Türkçülük” izleğinde yapılanmamasıdır. Zaten kapaklarına yansıyan çizimlerden ve hatta içeriğe sirayet eden temalardan bunu anlamak mümkün. Kaldı ki Cemil Meriç, Serdengeçti ve Ahmet Arvasi isimlerine dergide yer aralaması bunun en önemli göstergesi. 1985 yılında kapamak zorunda kalan Doğuş Edebiyat’ta, kimliği Anadolu olan bir edebi yoğunlaşma söz konusuydu. Ve bu yoğunlaşmadan bugüne biraz evvel yukarıda ismini saydığım isimler kaldılar.

 

Selçuk Küpçük yazdı

Güncelleme Tarihi: 02 Mayıs 2014, 13:39
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Delibaş
Mehmet Delibaş - 6 yıl Önce

Değerli kardeşim Selçuk beye önce teşekkür,sonrada sitm edeyim.Doğuş Edebiyatı yayın hazırlayan 4 kişiden birisi olan kardeşim Erdoğan Tanrıöver,derginin yayın hayatına hazırlanmasında büyük bir emek veren,maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen Hamdi Yılmaz ve Köksal akçalı'dan bahsedilmemesine üzüldüm. Doğuş Edebiyatın kalbide,ruhuda Kayseri'de kalmıştır.Alper Aksoy'a elbette ki teşekkür ederiz..Ancak Doğuş Edebiyat,Kayseri'de doğmuş,serpilmiş,gurbette vefat etmiştir..Allaha emanet ol

Hamdi Yılmaz
Hamdi Yılmaz - 6 yıl Önce

Öncelikle Mehmet Delibaş'ın yorumunu ciddiye alarak, araştırmasını. Kayseride yayımlanan Doğuş Edebiyat'ın "Taş Medrese" ve "mektup" özel sayılarına ulaşmasını, hele hele Erol Güngör'ün Ankara'daki ilk sayısında yayımlanan "Ocaklar Sönmemeli" başlıklı yazısını okumasını tavisye ederim. Doğuş Edebiyat, neticeten edebiyat dergisi de olsa 12 Eylül darbesinden sonra yayınına ara vermeyen tek ülkücü yayın organıdır. Son not Doğuş Edebiyat dünyadaki en samimi yayın otganıydı.

yıldız ramazanoğlu
yıldız ramazanoğlu - 6 yıl Önce

sevgili selçuk küpçük bu çabalarınız zincirin halkalarını tamamlıyor paha biçilmez değerde. doğuş u yazmanız beni çok heyecanlandırdı. elimde bir sayı bile olmamasına üzülüyordum. sizde olması içimi rahatlattı. iyi ki topladınız yazdınız.

Cengizhan Orakçı
Cengizhan Orakçı - 6 yıl Önce

Sevgili Selçuk,teşekkür ediyorum gösterdiğin vefaya.Galiba haklısın "son ülkücü edebiyat dergisi" nitelemende; gerçi itirazlar gelecektir buna fakat durum da budur. Doğuş, benim hayatımda anlatamayacağım kadar önemli bir yere sahip; benim bunu yazmam lazım esasen. İlk şiirlerim bu dergide yayınlandı, bir dergide şiirimi ve adımı basılı olarak ilk defa Doğuş'ta gördüm. Daha ne olsun? Alper Aksoy'un emeği her şeyin üstündedir, o günlerde böyle bir edebiyat dergisi çıkarmak büyük başarı olmalı.

Şahin Boran
Şahin Boran - 6 yıl Önce

İzmir'de Ege Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisiyim ve milliyetçi toplumcu düzenin bir inanmışı olarak belli değerlerin etrafında kümelenmiş bir tutam insanız. Değerlerimizi dinamik tutmanın yolları peşindeyiz. Bunlardan biri de İzmir Kemeraltı'nda pazar günleri kurulan sahaf pazarı. İdeolojik ve kültürel doyuma ulaşabileceğimiz bol miktarda yayını bulabiliyoruz. Doğuş Edebiyatı da o günlerde tanımışım. Sene 1989. Selçuk Bey'e gönülden teşekkür ederim. Kendisiyle tanışmak dileğiyle.

Alper AKSOY
Alper AKSOY - 3 yıl Önce

Selçuk kardeşim,Ahde vefanız için teşekkür ederim. Doğuş'un Ankara'da çıkan ilk sayısında Ali Akbaş, "Kayseri'den Gelen Gelin" başlığı ile biz Kayseri'deki dostlarımıza ahde vefamızı, teşekkürlerimizi sunmuştuk. Doğuş'un Ankara yıllarında her şiiri, her denemeyi, her hikayeyi tartışarak, ince eleyip sık dokuyan bir yazı heyetimiz vardı. Sanatın temeli samimiyettir ama samimiyet liyakatla beslenmezse hiçbir şeydir. Doğuş seviyeyi yakaladığı için evet 15.000 tiraja ulaşmıştır.

banner19

banner13

banner26