Derin Tarih dil devrimini masaya yatırdı

Derin Tarih dergisi, bu ay 'Türkçenin Barbarlıkla İmtihanı' dosyasında dil devrimini masaya yatırıyor. Hüseyin Kahraman, dosyadaki yazılardan hareketle yazdı..

Derin Tarih dil devrimini masaya yatırdı

Derin Tarih dergisi, Eylül sayısındaki “Türkçenin Barbarlıkla İmtihanı” dosyasında, Cumhuriyet tarihimizde derin iz bırakan, bilim camiamız, eğitim ve öğretim kurumlarımız için dönüm noktası diyebileceğimiz çok önemli bir konuyu, dil devrimini masaya yatırıyor.

Türkçe üzerine çalışmaları olan ve Büyük Türkçe Sözlük yazarı D. Mehmet Doğan'a göre, başka hiçbir dilin maruz kalmadığı bir kıyımdır dil devrimi. Harfleri değiştirerek zihnimizden geçmiş silinmiş, geleceğimiz ise kelimeleri yasaklanarak tehdit edilmiştir. Edebiyatımıza, düşüncemize ve muhayyilemize sınır çekilerek, sözlüğümüzdeki binlerce kelime tard edilmiştir. Şemseddin Sami'nin 20. yy.ın başında yayınlanan Kamus-ı Türkî''sinde takriben 30 bin kelime vardır. Bu bir el sözlüğüydü. Dil Kurumu'nun ilk genel Türkçe Sözlük'ünde ise kelime sayısı 15 bindir. Bu sözlükten 55 sene önce, Redhouse Efendi'nin yayınladığı Türkçe-İngilizce Sözlük'te ise 90 bin kelime vardır.

Dil bir medeniyet tercihidir

Doğan'a göre dil bir milletin hafızasıdır. Batı'da kök dil addedilen İncil'in yazımında kullanılan Latince esas alınırken, Osmanlılar Kur'ân dili Arapçayı esas almışlardır. Bunun bir medeniyet tercihi olduğu açıktır. Dilin zorla değiştirilmesi, edebiyatın ve ilmî çalışmaların gelişmesini sınırlamıştır. Bugün, 20.yy.'ın başında yazmaya başlamış veya yetişmiş büyük ediplerimizin ölçüsünde güçlü yazarlarımızın olmayışı da bundandır.

Dilimizi yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmak iddiası, yıkıcı uygulamalarla yabancı dillerin istilasına dönüştürülmüştür. Doğan, “bir kelimenin yerine yenisini koymak, eski kelimenin bütün anlam ve derinliğinin aktarılması sonucunu vermez, çünkü kelimede mana ve derinlik uzun süreli kullanımla mümkündür” diyerek, şu soruyu sormadan geçemiyor: Acaba, 20. yy.'da milletin dini değiştirilemeyeceği için mi dili değiştirmek yoluna gidildi?

Güneş Dil Teorisi

İlk yıllarda hedefin sadece Arapça ve Farsça kelimelere karşı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Orhan Okay'a göre ise, bu devrim hareketinin, ister istemez diğer devrim hareketleriyle beraber eskiye, Osmanlı'ya husumetten kaynaklandığını düşündürmektedir. Okay, kendisiyle yapılan röportajda, devrim yıllarında ortaya atılıp sonra unutulan Güneş Dil Teorisi ile ilgili bilgiler veriyor. Bu teori, beklenmedik bir şekilde dil devrimine eklenmişti. Dünya dillerinin menşeinin tek bir ana dilden kaynaklandığı üzerine bir takım teorilerin ortaya atıldığı o yıllarda, 1934'te Avusturyalı bir filolog Herman Kıvergiç, bu ana dilin Türkçe olduğunu ileri süren bir mektubu Atatürk'e gönderiyor. O da bu konuyu benimseyerek Dil Kurumu'nda ele alınmasını istiyor ve böylece 1936'daki kurultayda tamamen bununla ilgili tebliğler okunuyor. Ardından bu teori, Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde ders olarak okutulmaya başlanıyor.

Çok basitleştirerek söylersek, bu teoriye göre ilk insan, ilk defa güneşi gördüğünde önce "â", daha sonra "ağ" diye ses çıkarmış ve daha sonra epey karmaşık bir mekanizmayla bütün dillerdeki kelimeler, bu ilk sesin çeşitli gelişmelerinden doğmuştur. “Ğ” sesi de sadece Türkçede bulunduğundan bütün dünya dillerinin kaynağı Türkçedir denilmiştir. Dayandığı hiçbir ilmî esası, delilleri, hatta mantığı olmayan bu teori üzerine Türk Dil Kurultayı'nda yapılan konuşmalar, bugün için epey hoş bir mizah konusudur.

Asıl değiştirilmek istenen din mi?

Yavuz Bülent Bakiler'e göre ise Atatürk, Arapçayı ve Farsçayı sevmiyordu. Kur'ân'ı Hz. Peygamber'in (s.a.v) eseri olarak kabul ediyordu. Karabekir Paşa'ya diyordu ki: "Evet Karabekir, Arap oğlunun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kur'ân'ı Türkçeye tercüme ettireceğim ve böylece okutturacağım! Ta ki, budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler!" Hüsrev Gerede'nin Literatür Yayınları'ndan çıkan Hüsrev Gerede'nin Anıları isimli kitabında belirttiği gibi; Atatürk, İslâmiyet'in kalkacağına, yerine yeni bir din geleceğine inanıyordu. Bu amaçla dilimize giren bütün Arapça, Farsça kelimelerin ayıklanıp atılmasını emretti.

Atatürk bu kelimelerden o kadar rahatsızdır ki, kendi adındaki Arapça ismi bile kullanmıyordu. Türkçedeki bütün Arapça ve Farsça kelimeleri ayıklayınca ortaya Öztürkçe diye bir dil çıkacak sanıyordu. Hiç kimse ama hiç kimse Atatürk'e: "Paşam, Kurban olayım, sen büyük bir kahramansın. Ama Paşam, sen bir dil âlimi değilsin. Bu işi, ilim adamlarımıza, kalem üstadlarımıza bırak." diyemediler. Atatürk'ün ölümünden iki yıl sonra Ankara'da yapılan Türkoloji kongresinde Batı'dan gelen ilim adamları, "Siz nasıl İngilizce, Fransızca, Rusça, Arapça, Çince, vd. Türkçeden doğmuştur diye bir iddiada bulunursunuz?" diye seslerini yükselttiler. İnönü cumhurbaşkanı idi. İlim adamlarımızın şikayetlerini de dikkate alarak Güneş-Dil Nazariyesi'ni Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nden kaldırttı.

Taşları bağlayıp köpekleri salmak

Derin Tarih dergisi, bu sayısında, gene tarihi vesika değerinde bir kitap hediye ediyor: Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi'nin Kemalist Türkiye'nin Din Yanlışları. Atatürk'e muhalif olan Mustafa Sabri, 1922'den itibaren İskeçe'de yaşar. 1927-30 yıllarında çıkardığı Yarın gazetesi ile muhalefetini sürdürür. Kitap, gazetenin 16 Eylül 1927 - 11 Mayıs 1928 tarihli nüshalarından neşredilmiştir. Burada sizler için kitaptan kısa bir bölüm sunmak istiyorum.

Taşları bağlayıp köpekleri salmakbaşlıklı makalesinde, İstanbul'da çıkan Resimli Cuma isimli haftalık gazetenin dini aşağılayan yazılarına karşılık şunları söylemektedir Mustafa Sabri Efendi: "Eğer Türkiye'de dinsizliğe hürriyet verildiği kadar müsâvât üzere dindarlığa da hürriyet verilseydi, bu gazetenin edyâna taarruz eden sahifelerini paçavraya çevirecek mütedeyyin kalemler bulunurdu. Lakin oradaki hükümet, taşları bağlayıp köpekleri salıvermek tabirine mâ-sadak olarak 'laik hükümet' mesleğine de sığmayacak bir halde dinsiz, ahlaksız matbuatın mecralarını bol bol açarken, meydanı bunlara bırakmış olmak için dinî matbuatı susturmayı da ihmal etmemiştir. Türkiye'deki dinsiz matbuatın mertlik ve medenilik nokta-i nazarından ne kadar aşağı bir seviyede olduklarını şundan anlayınız ki, hükümet korkusuyla memlekette, karşılarına cevap verecek adam çıkmayacağını bile bile din-i İslâm'a tecavüz etmekten utanmıyorlar."

 

Hüseyin Kahraman yazdı

Yayın Tarihi: 12 Eylül 2014 Cuma 13:54 Güncelleme Tarihi: 12 Eylül 2014, 13:54
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26