Dergiler arasında yolculuğa var mısın?

Dergiler, gündeme dair bilgi, konuşma ve tartışmalarımızın okuyucuyla buluştuğu kültür ve eğitim evlerimizdir. Bu meyanda Ribat, Semerkand, Semerkand Genç Okur, Vuslat ve Siyer-i Nebi dergilerini Dünya Bizim müdavimleri için ziyaret ediyoruz... Hüseyin Kahraman yazdı.

Dergiler arasında yolculuğa var mısın?

 

 

Dergiler, gündeme dair bilgi, konuşma ve tartışmalarımızın okuyucuyla buluştuğu kültür ve eğitim evlerimizdir. Onları, Dünya Bizim müdavimleri için ziyaret ediyoruz...

Vuslat Dergisi

Ocak 2014'de 151. sayısına ulaşan aylık Vuslat Dergisi'nde, "İslâm'da sosyal adalet" konusu ele alınıyor. Her geçen gün, inanç ve değerlerimizle beslediğimiz, varlığımızın temel dayanakları olan kavramlarımızdan uzaklaşıyor ve onlara yabancılaşıyoruz. Kitabımızda ve hayatımızda mihenk taşı olan kavramlar bunlar. Adalet kavramı bunlardan birisi. Bu kavramın bizdeki anlamına bir nebze yaklaşmak adına Peygamber Efendimizle ilgili şu rivayeti anmakta fayda var: Efendimize risalet görevi verildikten sonra, ortalığın toz duman olduğu Mekke'ye, başka bir şehirden gelen bir yabancı, bir müşrike Hz. Muhammed'i (s.a.v) sorar. Müşrik, Efendimizi (s.a.v) kötülediğinde o, "Keşke ben de ona tabi olanlardan olabilseydim" der. Buna şaşıran müşrik, sebebini sorduğunda da şu cevabı alır: "Çocukluğumda arkadaşımdı. Ne zaman yemek yese yarısını benimle paylaşırdı."

Batı hayatını şekillendiren kapitalist-liberal düşüncenin kişiyi yalnızlaştırmasının bir sebebi de, karşısındaki insanları faydalanacağı “şey”ler olarak görmesidir. Bugün İslâm dünyası da bu yalnızlaşma psikolojisini ciddi hissetmeye başlamış durumda. Prof. Dr. Osman Güner, bu yüzden dinin özünde öngörülen dindarlık bilincinin bu gün, yeniden okunması gerektiğine inanıyor. Ona göre, günümüzde sosyal adalet problemine daha sistematik ve daha kurumsal bir bakış açısıyla yaklaşılmalı. Ve şu üç konuya odaklanılmalı: eğitim yoluyla destek, ekonomik açıdan destek (sermayenin paylaşımı), sosyal açıdan destek (sivil toplumun işlevselliği). Fakirin zengine karşı haset ve kıskançlık duygularından uzaklaştırılması, zekât, sadaka, öşür ve kefaret dışında başka dayanışma eylemlerine de ihtiyaç duyar. Kişinin rızkını temin edeceği bir iş imkânı bunlardan biridir.

Üstad Sezai Karakoç'un “Sütun”daki “Putlaştırmak” makalesi, "Put, kurumuş bir ağaçtır. Kökte biraz yeşillik ve canlılık varsa, onu da kurumuş koca göğde, bir türlü gelişmeye bırakmaz" der. Ahmet Kalkan'ın, makalesindeki, “Demokrasi Dini” yaklaşımı, tartışmalı bir konu (yönetim biçimi) karşısında böyle bir korkuyu çağrıştırıyor sanki. Donkişot gibi yeni devler (putlar) ortaya çıkarmak, gerçeklerden sapmamıza neden olacak verimsiz oyalanmaya sebep olacaktır. Mevcut demokratik sistemin beslendiği kültürü biliyoruz. Bize Kitabımızda, yönetim biçimi değil, temel kavramların biçimi (nasıl anlamamız ve uygulamamız gerektiği) anlatılmaktadır.

Dergide yer alan diğer bazı makaleler şöyle; “Hz. Peygamber'in (s.a.v) Adalet Anlayışı ve Sosyal Dengeyi Sağlamadaki Adaleti Uygulaması” (İbrahim Cücük), “Kur'ân'da Adalet Kavramı” (Hüseyin Kerim Ece), “Sosyal Adalet İçin Sosyal Dayanışma” (Muhammed İslamoğlu), “İslâm Ailesinde Adalet” (Doç. Dr. Muhammed Târik), “İslâm'ın Medine'de Yayılışı ve Hicret Yurdu” (Prof. Dr. Adnan Demircan).

Semerkand Dergisi

Her ay okuyucusuyla buluşan Semerkand Dergisi, 181. Ocak sayısında, son günlerde gündemimizden düşmeyen, "Müslüman'ın Zenginliği" konusunu masaya yatırmış. "Zengin Müslüman olur mu, olursa nasıl olmalıdır?" sorusunun cevabını arıyor. Ali Sözer, bu konuyu enine boyuna değerlendirmiş. Zenginlik, Müslüman için de tabiidir; zekât, sadaka ve diğer sosyal yardımları gözetmek şartıyla. Zira yardım için de yatırım için de zenginlik gerekiyor. Burada üç önemli kavram var bilmemiz gereken: zühd, mülk ve zekât. Zühd kelimesi, rağbet etmemek (dünyaya) manasına geliyor. Buradan zahidin, zengin de olsa hayati (zaruri) ihtiyaçları kadar dünyadan istifade eden kişi olduğunu anlıyoruz. Bu durumda zahid zengin ile fakir kişi arasında maddi açıdan bir fark kalmamış oluyor. Zekâtın kelime manası ise, temizlemek. Bu da zühd kelimesini destekliyor. Sermayeden, ihtiyaç sahiplerine dağıtmak üzere eksiltmeyi emrediyor. Bu eksiltme de kalbi dünya sevgisinden temizliyor. Çünkü mülkün asıl sahibi Allah'tır. İnsan kendisine ait olmayan bir şeyi O'ndan satın almıştır. Sevgi de, rağbet etme de O'na olmalıdır. Bu yüzden Allah, Kur'an'da "En iyi (kazançlı) ticaret, Allah'la yapılan ticarettir" der ve zekât verenlerin kazançlarının kat kat arttırılacağı, fakirlere yardım edenlerin de Allah'a borç verdikleri beyan edilir. Burada ortaya çıkan net sonuç şu: Fakir, fakirliğe sabrederek, geçimi için çalışıp, isyan etmemekle (Allah'a dayanmakla) yükümlü; zengin ise, Allah'a dayanarak, işinde başarılı olup kazanmak ve fakat çevresindeki o fakirleri bulup gözetmekle...

Dergideki bir diğer önemli makale Mümin Munis'e ait. Sultan Alparslan'dan 40 yıl evvel Anadolu'nun doğudaki kapısı olan Kars'a gelip, pek çok gayrimüslimin hidayetine vesile olarak İslâm fethini başlatan Allah dostu Ebu'l Hasan Harakani (k.s)'nin hayatını anlatıyor. Tarihi kayıtlarda da yer alan, Gazneli Mahmut ve Çağrı beylerle diyalogları okunmaya değer.

Dergideki diğer bazı makaleler şöyle: “Üstün Olan Kim?” (Ahmet Nafiz Yaşar), “Hesabını Bize mi Verecek?” (Leyla Semiz), “İhlâs-Riya İkilemi” (Taha Yıldız), “Tevazuyla Yücelmek” (T. Ziya Ergunel), “Dünya Hâli” (İsmail Taha).

Semerkand Genç Okur Dergisi

Semerkand Yayın Grubu'nun gençlere yönelik çıkardığı Genç Okur Dergisi, farklı bir anlatım tarzıyla okuyucuya seslenmiş. Yazılarda çok kısa, sade ve esprili dil kurgusu, okumayı eğlenceli bir hâle getiriyor. Yayın yönetmeninin sunuş yazısı sayfasında, "En Az Okunan Sayfa" , içindekiler sayfasında ise "Ne Var, Ne Yok?" başlığı çok dikkat çekici. Yayın Yönetmeni Mustafa Yıldız'ın yazısını okumadan geçemedim doğrusu. "Dostunu Söyle" başlıklı kapak konusu yazısında (Abdurrahman Mıhçıoğlu), dostluk kavramı, renkli tablolarla birlikte iki sayfaya sığdırılmış. Konuyla ilgili temel kavram ve önermeleri, küçük kutu ve oklarla bir monopol oyunu gibi sunan, "Nasıl bir arkadaşsın?" yazısı (projesi mi demeli) ise, soru ve cevaplarla pratik ve etkili bir öğretim sağlıyor. Bu aynı zamanda Peygamber Efendimizin (s.a.v) ashabı için uyguladığı bir öğretim metodudur. "Genç Vitrin" sayfasında (Hafsa Hündür) ise gençler, edebiyat ve kültür ortamımıza davet ediliyor. Her ay birkaç kitap ve internetteki edebiyat, sanat ve kültür sitelerimizin tanıtımı yapılıyor.

Dergide bahsetmeden geçemeyeceğim iki orijinal yazı daha var. Birincisi, tarihi ve kültürel mekânlarımızı tanıtmak amacıyla hazırlanan “Profesör Kara” sayfası (Mümine Serap Kızılırmak). Her ay bir tarihi ve kültürel mekân, "Kara" isimli bir karganın eşliğinde geziliyor. Gerçekten de kültürel değerlerimizi tanıtmak için yeni metotlara ihtiyacımız var. Bu çalışma bize bir fikir de öneriyor doğrusu: Mesela bir Selimiye Camii’ni veya Topkapı Sarayı'nı bir kişi (şahsiyet) gibi kendi ağzından tanıtmak ne kadar ilginç olurdu? İkinci yazı ise, "Bir Atla Röportaj" (Müzeyyen Bulur Yıldız). Çok eğlenceli bir yazı, aynı zamanda öğretici. Bu yazı, kültürümüzün de bir parçası olan fablı yeniden hatırlatıyor bize. Atın, bir soruya verdiği cevabı buraya almak istiyorum: "Peygamberimiz (s.a.v)'in atı Es-Sekb var mesela... Onunla Uhud Savaşı'na katılmış. O atın yerinde olmak için nelerimi vermezdim... (Kişniyor.)"

Dergideki diğer bazı konu başlıkları şöyle: Tarihte Bu Ay (Mümin Münis), Şehrin Sesini Kısın Lütfen! (Faik Gönül), Genç Gezer (Salih Aras), Portre (Yunus Emre Aydın), Saksı Değilim Ben! (Can Fırtına), Dümende Sinema (Ahmet Sözer), Çözüm Masası (Selamet Ergişi), Ayşenur Abla (Ayşenur Uslu), Süper Babaanne (Yeşim Kitapçı Şentürk), Meraklı Adam (Yunus Emre K.), Tekno Haber (Muhammed Şansal).

Ocak ayında 4. sayıya ulaşan Genç Okur Dergisi, genç, çalışkan, düşünce ufkumuzu ve hayal dünyamızı zenginleştirici yeni ve orijinal yazılar üreten, çok güzel bir ekip kurmuş. Başarılarının devamını diliyoruz.

Siyer-i Nebi

Siyer-i Nebi Eğitim ve Araştırma Derneği, 2 ayda bir çıkardığı Siyer-i Nebi Dergisi'yle okurları aydınlatmayı sürdürüyor. Peygamber Efendimizin (s.a.v) hayatından günümüze, ortaya koyduğu derin tetkiklerle adeta bizleri uyarmaya devam ediyor. Kasım-Aralık sayısını kapak konusu, “Habeşistan'a Hicret”. Çağrı filminde Ashab-ı Kiramın, Habeşistan Kralı Necaşi'yle diyalogunu biliyoruz. Burada ise bir ayrıntı dikkatimizi çekiyor. Özellikle Meryem Sûresi okunduktan sonra bazı din adamları krala itirazda bulunmuşlar fakat Necaşi bu itirazları kabul etmemiş.

Nifak, fitne kelimesiyle, "ara bozma" anlamında buluşur. Günümüzde nifak ve fitne, yalnızca İslâm dünyasının değil, bütün insanların karşı karşıya geldikleri bir sosyal hastalık. Kardeşi kardeşe kırdıracak kadar yıkıcı, cemaatleri birbirine düşürecek kadar birlik ve beraberliği yok edici... Erol Demiryürek, yazısında bu konuyu ele alarak önemli bir değerlendirmede bulunmuş. Hatırlattığı üç Hadis-i Şerif başka bir söze hacet bırakmıyor: 1. "Dört özellik vardır ki, kimde bu özellikler bulunursa halis münafıktır. Kimde de bunlardan birisi bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir özellik var demektir: Kendisine bir şey emanet edilince hıyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, anlaşmazlığa düşüp çekişince haddi aşar." 2. "İki özellik vardır ki, bunlar mü'minde huy haline gelemez: hıyanet ve yalan." 3. "Şüphesiz, adamların Allah'a en sevimsiz olanları düşmanlığı şiddetli olanlardır."

İş dünyasında daha çok karşılaştığımız bir durumdur. "İnşallah" kelimesiyle birlikte söz verdiğimizde bazıları itiraz eder, "Bana kesin bir söz lazım!" der. Bu kişilerin şu ayet-i kerimeyi unuttukları kesindir: "İnşallah demedikçe (Allah'ın dilemesine bağlamadıkça), hiçbir 'şey' için, 'Bunu yarın yapacağım' deme!" Esra Nur Uçkan, bu ayeti kerimeyi nazil olduğu zaman içerisinde ele alıyor.

Soru-cevap yöntemi, eğitimin önemli metotlarından. Peygamberimiz (s.a.v) ashabı üzerinde bu metodu etkin bir şekilde kullanmış. Ramazan Ötkün'ün, Peygamberimiz'in ashabını sorularla eğitimi konusunda önemli açıklamaları var. Peygamberimiz bu amaçla ashabına bilmeceler bile sormuş. İşte bir örnek; "Yaz-kış yapraklarını dökmeyen, bundan dolayı Müslüman'a en çok benzeyen ağaç hangisidir?"

Bugün 24. sayısını okuduğumuz dergide yer alan bazı makaleler şöyle: “Abese Sûresi'ne Dair” (Hatice Turan), “Yuvanızı Karşılıklı Sevgi: Rahmet ve Şefkat Temelleri Üzerine Kurunuz” (Dr. Muhammed Şerafettin Kalay), “İzzet Yolcusu” (Abdülkadir Seven), “Genişlesin Yüreklerimiz İnşirahla” (Ahmet Türkben), “Davetçinin Bir Günü” (Mutlu Binici), “Mustafa Asım Köksal” (Ali Erdoğdu).

Ribat Dergisi

Konya'da Abdullah Büyük Hoca'nın himayesinde çıkan aylık Ribat Dergisi, Aralık ayında 372. sayısıyla ölümü hatırlatarak okurlarıyla buluşmuş. Yayın hayatında 32. yılını dolduran dergi, hiç yorulmadan yoluna devam ediyor. Abdullah Büyük bunun sırrını, "gönlünü sekînetle besleyen kişinin yorulmayacağını" vurguladığı "Dinç Kalmak" başlıklı yazısında açıklıyor.

"Öleceğiz müjdeler olsun, müjdeler olsun!

Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!

(Necip Fazıl)

Ölüm, insana acziyetini; Müslüman insana ise, sorumluluğunu hatırlatır. Zira Müslüman için ölüm, sonsuz hayata geçerken hesabının kesilmesi, kapanmasıdır. Başka bir deyişle, öğrencinin sınav kâğıdını öğretmenine teslim ettiği an gibidir. Bunun farkında olmayanlar ölümü hatırlamak istemez. Yusuf Taşçı, bu bilinçten uzak olan modern hayatın insanlara ölümü hatırlamaktan uzaklaştırmaya çalıştığını, modern şehirlerde mezarlıkların artık halktan uzak yerlere yapıldığını söylüyor.

Yalan söylemek, korkmadan kendisine başvurulan alışkanlıklardan oldu sanki. Sosyal medyada bir moda, siyasette ise bir önemli taktik ( Çamur at; izi kalır!) kabul edilir oldu. Ramazan Kayan da, yalan dünyada yalanın egemenliğine dem vurmuş. Ona göre, yalana direnmek, gerçekleri gün yüzüne çıkarmak her gün daha bir zorlaşıyor.

Ribat'ta yer alan diğer bazı yazılar: Prof. Dr. Ramazan Altıntaş'la söyleşi; “Ölen Kimsenin Kıyameti Kopmuştur, “Ahirete Hazırlandığımız İstasyon: Evlerimiz” (Nureddin Yıldız), “Kadın Erkeği Ahirette de mi Suçlayacak?” (Sema Maraşlı), “Kopmadan Kıyamet, Kıyam Et” (Halil Atalay), “Çeşitli Fıkhi Meselelere Bazı Çözümler” (Prof. Dr. Saffet Köse), “İslâm'da İşçi Hakları(Prof. Dr. Hayrettin Karaman).

 

Hüseyin Kahraman yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Ocak 2014, 11:32
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13