Dergiciliğe ciddi bir soluk: Muşta dergisi

Muşta, 'uçakların uçtuğuna inanmayanların' dergisi. 6. sayıları 'Çek Fişi' dosyasıyla çıktı. Dergide Bayır-Bucak Türkmenleri ve Doğu Türkistan hakkında iki röportaj da yer alıyor. M. Murtaza Özeren ve Mehmet Erken yazdı.

Dergiciliğe ciddi bir soluk: Muşta dergisi

Muşta dergisi, Ekim 2014 tarihinde yayına başlayan bir “akıl ve fikir dergisi”. İlk sayısı ile dikkatimizi çekse de ancak 4. sayısında kendisi ile tanışma fırsatı bulduk. Dergi, dikkat çekici kapakları, dosya konuları, şık tasarımı ve vurucu yazıları ile önemli bir boşluğu dolduruyor diyebiliriz.

Dergiyi eline alıp “kimlerden bu arkadaşlar” diye soracaklar için, bu sorunun somut bir cevabının olmadığını peşinen söylememiz gerekiyor. Bu yanıyla Muşta, bildiğimiz etiketleri ve tanımlamaları ortadan kaldırmaya aday “yeni” bir dergi. Yazarları (her ne kadar takip etmemiş olsam da) farklı mecralarda yazı ve şiirleri ile boy göstermiş fakat derginin tamamiyle ortak (/ortaklaşmak niyetli) bir akıl ile hareket ettiğini, dosya konusu merkezinde okuyucuları düşünmeye sevk ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Derginin yazı işleri müdürü Muhammed Cemal Ünal, yayın yönetmenleri Raşit Ulaş ve Şahin Aslan.

Son zamanlarda ciddi ihtiyaç duyduğumuz bir soluk

Derginin ilk sayısından itibaren “Maneviyat Tacirliği” dosyası ile ticaret unsuru haline getirilen manevi değerler, “Çöktü Kervan” başlıklı dosya ile maddi olarak büyüyen Müslümanlar, “Allah Taş Eder” başlıklı dosya ile sanat ve estetik anlayışı, “Zilli Eğitim” başlıklı dosya ile eğitim sistemi, “Suya Sabuna Dokunun” teması ile taharet anlayışımız ele alındı. Derginin 6. sayısı ise “Çek Fişi” başlığı ile yayınlandı.

Dergideki yazıların tamamının bir yargıyla tamamlanması, bir soru işaretini zihne nakşetmesi dikkate değer. Bunu ne ayet-hadis-fetva sıralayarak ne de sosyal bilimler referansları ile salata haline getirerek yapıyor olması ise, son zamanlarda ciddi ihtiyaç duyduğumuz bir soluğa işaret ediyor bana kalırsa. “Çek Fişi” dosyasının, evlerin merkezindeki televizyonları ve bu temelde medyayı ele alması, televizyonların fişlerini çekmeye davet etmesi, televizyonların fişlerini çekmeyenlerin dahi televizyonu az izlemelerine vesile olacaktır zannederim. Dosyanın, bilgisayar ve telefon gibi “fişli aygıtlar”ı es geçmesini ise, daha büyük bir dosyayı bu ikiliye ayırdıklarına dair hüsnü zannı ile tevil ediyorum.

Derginin her sayısında dosyaya dahil yahut hariç bir mülakat, İslam harfleri ile kaleme alınmış bir şiir, “Şiraze” bölümünde bir tenkit, bir biyografi ve sâir yazılar yer alıyor. Bu sayının yazılarından “Malezya’da Bir Müslüman Doğunca” yazısını zevkle okuduğumu söyleyebilirim. Yazı, Malezya’da bir çocuğun doğumundan ergenliğine kadar geçirdiği merhaleleri, Malezya kültüründe nasıl karşılandıklarını, Kur’an ile rabıtalarını, gelenek ile rabıtalarını 1 sayfada özetliyor.

Daha önce Celal Fedai, Lütfi Bergen, Ercan Yıldırım gibi isimlere ayrılan mülakat kısmında bu ay, Bayır Bucak Türkmenleri hakkında Behçet Alkan ile ve Uygur Türkleri hakkında Seyit Tümtürk ile birer röportaj yer alıyor. Bu iki röportaj da dikkat çekici.

Önümüzde Mekke, ardımızda Türkiye olduğu müddetçe...”

İlk mülakat Bayır-Bucak Türklerini konu alarak Behçet Alkan ile yapılmış. Behçet Alkan gazeteci ve Suriye'deki savaşta muhabirlik yapmakta. Bölgeyi bildiği için kendisinin bilgisine başvurulmuş.

Bayır-Bucak Türkleri hakkında bilgi vermek gerekirse, bu Türk topluluğu Hac yolunun güvenliğini sağlamak adına Osmanlı Devleti tarafından Suriye'ye yerleştirilmiş gruplardan biri. Halihazırda bugün Suriye'de bulunan diğer Türk gruplar da bu sebeple yerleştirilmiş eski Anadolu yerlileri. Bayır-Bucak'taki Türkler Araplaşmamış, hâlâ Anadolu'daki herhangi bir Türk ahalisi gibi yaşamakta imiş.

Behçet Alkan'ın aktardıklarına göre, buradaki halk anavatandan uzakta kalışlarını “önümüzde Mekke, ardımızda Türkiye olduğu müddetçe biz yalnız kalmayız” şeklinde dindirmeye çalışırken, Türkiye'de Suriye'den göç eden bir milyon kadar Türkmen'in bazı kesimlerce hoş karşılanmamasından çok rahatsız olmakta. “Ne zaman başımıza sıkıntı gelse Türkiye'miz bizi alır, şefkatle bağrına basar diyorduk. Çadır kentlere yerleşmemizi, devletimizin bize yardım etmesini bile çok görenler oldu” şeklinde üzüntülerini dile getiriyorlar.

Bölgenin kaos içindeki ortamında Bayır-Bucak Türkleri iki büyük silahlı güç altında toplanmış ve zamanın onlara göstereceği kaderlerini beklemekteler. Bu iki temel askeri gücün birinin başında bulunan Albay Ahmet Arnavut'un mesajı mülakatın sonuna iliştirilmiş. Bu mesajda en çarpıcı olan Bayır-Bucak Türklerinin hâlâ Osmanlı Devletinin kendilerine verdiği ileri karakol görevini gönüllü olarak devam ettirdiklerini bildirmesi. Allah gayretlerini kabul eylesin.

Uygur Türklerinin sesine dünyadan karşılık yok

Dergideki ikinci önemli mülakat ise Dünya Uygur Kurultayı Genel Başkan Yardımcısı Seyit Tümtürk ile yapılan mülakat.

Uygur Türklerinin kim olduğu, Doğu Türkistan bölgesinin nasıl bir bölge olduğu hakkında verilen bilgilerle başlayan mülakatta Tümtürk daha sonra Uygur Türklerine yapılan zulmü anlatmış. Bugün de özerk bölge olarak anılan Doğu Türkistan'ın başlangıçta bağımsız bir devlete sahip olmasına rağmen Çin'in ilhak politikaları ile işgal altında olduğu belirtilmiş.

Çin'in, bölgenin esas unsuru olan Uygur Türklerine yaptığı çeşitli zulümleri aktaran Tümtürk, Çin müdahalesinin hep aynı biçimde “kışkırt-müdahale et” diye özetleyebileceğimiz bir şekilde gerçekleştiğini belirtmekte. Çin Komünist Partisi'nin dine karşı olan tutumu müslüman Uygur Türklerini bir kıskaç içine almakta. Dini silmek adına dinin gereklerini kısıtlayarak asimilasyon politikalarına maruz kalan Uygur Türklerinin ne kadar zor durumda olduklarına dair birçok örnek veriliyor.

Uygur Türkleri Çin'den bazı haklı hukuki isteklerde bulunmasına rağmen ne Çin bu istekleri dinlemekte ne de dünyadan ses gelmekte. Hatta Tümtürk'ün ifadesine göre Çin, yaptığı zulüm ve katliamları dünyaya öz-savunma diyerek sunmakta. Türkiye ise bölgeye tam olarak bir müdahalede bulunamıyor. Tümtürk Türkiye'den beklentilerini, “Hiçbir ülkeden beklentimiz Türkiye'den olduğu kadar değildir. Bizler aynı milletiz, kardeşiz ve ağabeyimiz olarak bildiğimiz Türkiye'den, anavatanımız olarak gördüğümüz Türkiye'den destek konusunda beklenti içerisindeyiz” şeklinde ifade etmiş.

Muşta, “uçakların uçtuğuna inanmayanların” dergisi. Dergi, aylık olarak yayınlanmaya çalışsa da, periyodunda ufak tefek şaşmaların olduğunu hatırlatmak lazım. Düzenli aralıklarla sormak, mümkün olduğunca da alıp okumak lazım…



M.Murteza Özeren ve Mehmet Erken dikkat çekti

Güncelleme Tarihi: 08 Ekim 2015, 14:28
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13