Dedemin evinin tavan arasında çıkan dergiler

İslamcılığı dergiler üzerinden okumak, onun düşünce seyrine şahit olmak demek.. Ammar Kılıç, dedesinin evinde bulduğu Diriliş, Mavera ve Düşünce dergilerine değiniyor..

Dedemin evinin tavan arasında çıkan dergiler

Bu yaz dedemlerin tavan arasına etrafı düzenlemek üzere çıkarken orada beni bekleyen bir hazinenin varlığından haberim yoktu. Kimisi dedemin şahsi birikimi olarak, kimisi de babamdan kalmış bulunan onlarca dergiyle karşılaştığımda heyecandan elim ayağıma dolaştı. 70’li, ağırlıklı olaraksa 80’li ve 90’lı yılların İslamcı dergileriydi bunlar. Önce tüm dergileri masanın üzerine serdim, aynı isimdeki dergileri sayı sırasına dizdim.

Kapaklarına bakınca aklıma geldi: Daha evvel, yani çocukluktan itibaren, babamın kütüphanesinde gözüme çarpan ciltler olurdu, üzerlerinde Girişim, Tevhid, Şura gibi isimler yazardı. Uzun yıllar bu ciltlere ne olduklarını anlayamadan baktım. Çocuk aklımla, kütüphanedeki ansiklopedilere benzedikleri için onlara da ansiklopedi yakıştırması yaptığımı hatırlıyorum. Lisede belki bir kaç kez karıştırmış olabilirim, o zaman da heyecan duymuş olmama rağmen büyük ihtimalle dergi olayının İslamcılık açısından ne anlam ifade ettiğini, İslami hareket açısından hangi kurucu rolü üstlendiklerini bilmiyordum.

Dedemin terasındaki dergileri masadan taşacak kadar çok ve çeşitli görünce, İslamcıların ortaya koyduğu sözler arasında hangi eklemlenmelerin ve aynı zamanda hangi kopuşların ortaya çıktığını inceleme fırsatının önümde bir imkan olarak durduğunu hissettim. İslamcı düşünce bunca farklı kılcal kanaldan akıyor, düşüncenin ufukları bazen kesişiyor, bazen çarpışıyordu. İslamcı yayın faaliyetinin en yoğun olduğu dönemlerde kim neleri nasıl tartışmıştı? Dünden bugüne nasıl gelmiştik? Bugün çeşitli konumları işgal eden isimler o günlerde neleri konuşuyor, neleri savunuyordu?

İslamcılığı dergiler üzerinden okumak, onun düşünce seyrine şahit olmak demek. Aktüel ilgilere olan eğilimlerini görmek bir kenara, entelektüel zaaf ve kazanım noktalarını okuyabilmek demek. Günün koşullarında internet, sosyal medya vesaire de olmadığı için, en yoğun tartışmalar dergiler üzerinden yürütülüyordu. İslamcıların, kitap okuma faaliyetlerinin yarattığı düşünsel farkındalığı kendi ürettikleriyle pekiştirerek sürdürmeleri için dergiler oldukça özgür ve özgün bir imkandı. İslamcılığın düşünce tarihi diye bir şeyden söz edilebilecekse, bunu dergiler üzerinden takip etmek çok verimli olacaktır. İslamcı dergi yayıncılığı üzerine yazılıp çizilen tek tük şeyler var ama dönem dönem, kaç dergi basılmış, ne kadar çıkabilmiş, temaları ne imiş, kimler bu dergilerde yazmış, bu kişiler daha sonra (mesela bugün) ne yapmışlar, bunu gösteren derli toplu ‘içeriden’ bir çalışmadan benim haberim yok. Ruşen Çakır’ın Ayet ve Slogan’ında bile daha çok malumat var. En velud alanlardan biri halbuki, yapılsa ne çalışmalar çıkar.

Ümmetçi bir çizgiyi diriltmeye gayret etmişti Diriliş

Dedemin evindeki dergilere gelince: Bahsettiğim dönemi tümüyle deruhte edecek bir dergi birikimi yok elimde tabi ki, bir takım dergilerin bir takım sayıları var. Bazılarının nerdeyse tüm sayıları var. Bazılarının iki-üç sayısını bulabildim. Zaten bu yazıda dergileri didik didik incelemeye kalkmıyorum. Buna benim takatim yetse tek yazıda okumaya sizin takatiniz yetmeyebilir. Görünce beni heyecanlandıran bu kayıp hazinenin küçük bazı parçalarını paylaşmakla yetineceğim.

Biraz kronolojik biraz da tematik gidebiliriz. Elimdeki en eski tarihli dergi, Sezai Karakoç’un Ankara’da 1960’da kurduğu fakat asıl hüviyetine 70’lerle beraber İstanbul yayınlarıyla kavuşan Diriliş dergisi. Diriliş üzerine şimdiye değin çokça şey yazılıp çizilmiştir, çok orjinal gözlemler yapmayacağım ama gözüme çarpan ve kendimce ilginç bulduğum bir kaç rastlantıdan söz edeceğim. Elimdeki dergiler derginin dördüncü döneminden, Aralık 1974 tarihli 4. sayısından başlıyor. İlk üç sayı yok. Malum, giriş yazıları Diriliş imzasıyla Sezai Karakoç’tan çıkıyordu, bunun haricinde kendi imzasıyla yayınladığı ve sonrasında kitaplaşan yazıları vardı. Sezai Karakoç sanırım dergiyi Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’yu sahiplenmesi gibi sahipleniyordu, bir dava unsuru olarak görüyordu. Derginin her yöresiyle bilfiil ilgilenmesinden çıkarıyoruz bunu.

Kendi adını kullanmadan dergiye ne kadar katkı verdiğini tam olarak bilemiyorum. Sait Yeni kim mesela? Müstear kokuyor. Baudelaire’den, Claudel’den yani Fransız şiirinden sayısız çeviri yapmış. Sezai Karakoç’u da Rimbaud’dan çevirmiş görünce Sait Yeni’nin o olabileceğini düşündüm bir an. Neyse ne ama Diriliş’te dünyanın dört bir yanından yapılan tercümelerin beslediği bu edebi derinliğe kendinden sonraki birçok derginin yetişemediğini söylemek abartı olmaz bence. Rene Guenon’dan Sorokin’e, Ezra Pound’dan Muhammed Esed’e kadar bir dizi düşünce ve felsefe metnine rastlamak mümkün; dönemin koşulları içersinde düşünürsek entelektüel ufkun genişliğine hayran olmamak elde değil.

Bu ufuk kendisini derginin ‘rahle-i tedrisinden geçen’ veya en azından dergiden ‘yolu geçen’ isimlere bakarak da gösterebilir. İsmet Özel’i Diriliş’in daha dördüncü sayısında (daha sonra Erbain’e girecek olan) “Akla Karşı Tezler”le görmek şaşırtıcı oldu mesela benim için: “ben/ yirminci yüzyılın sonlarında/ en uzak uyanışlar ikliminde yaşadım/ bir imparatorluk genişliğindeki gençliğim sırasında/ kadınlardan daha çok birinci şubeye vardım.” Yine beşinci sayıda “Akdenizin Ufka Doğru Mora Çalan Mavisi” var. İsmet Özel’in “yeniden diriliş” döneminin dibâceleri. Ama sonradan öğrendim: “Amentü” de Diriliş’te yayınlanmış. 1974’te yayınlandığına göre, Diriliş’in dördüncü sayısından önceki sayılarında olsa gerek, yani bu iki şiirinden önce. Sonraki sayılarda herhangi bir şiirine rastlayamıyorum.

Diriliş’in rahlesinde terbiye olan isimlerden bazıları, Rasim Özdenören, Alaaddin Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Ebubekir Eroğlu, Erdem Bayazıt, Ahmet Kot, İsmail Kıllıoğlu, Kamil Eşraf Berki gibi isimler. Mavera ekibi kendi dergilerini çıkarmazdan evvel Diriliş’te boy gösteriyorlar. Cahit Zarifoğlu’nun “Yedi Güzel Adam”ının Diriliş’te yayınlandığını biliyor muydunuz? Derginin sekizinci sayısını karıştırırken rastladım. Ahmet Kot da katkılarıyla dikkat çekiyor. Daha sonra İsmet Özel ve Nabi Avcı’yla Yeryüzü Yayınları’nı kuran Ahmet Kot. 2010 Kültür Başkenti Projesi’nde edebiyat yönetmenliği yapan Ahmet Kot. Dergide şiirleri ve çevirileriyle hemen her sayıda var. Nerden nereye diyor insan.

Diriliş, bu zengin katkılara her zaman mazhar olamasa da, Karakoç’un gayretleri neticesinde aralıklarla 1992’ye kadar çıkmaya devam etti. Dönemleri arasında ağırlık verilen konular ve ilgi alanlarının niteliği değişmiş olabilir. Yine de genel bir resim çizecek olursak, Diriliş’e egemen olan mevzubahis dinamizmin aktüel olmaktan çok entelektüel ve gündelikten uzak bir tavrı olduğunu ve siyasi değerlendirmeleri çoğunlukla dolaylı ve medeniyet yazıları çerçevesinde ele aldığını söyleyebiliriz. Diriliş, 70’ler gibi Türkiye’de İslamcılığın yeni bir soluk kazanmaya başladığı önemli bir dönemin ilk şahitlerindendir. Zaaflarıyla da olsa İslam’ın gür sesini edebi bir incelikle ve sağcılıktan, muhafazakarlıktan tefrik etmeye çabalayarak haykırmış ve ümmetçi bir çizgiyi diriltmeye gayret etmişti. Muhakkak ki bir çok isim için bir okul oldu ve 80 sonrasına ruh üfledi.

Mavera’nın edebi bir incelikle, şiirsel bir derinlikle büyütüp beslediği ıslahçı kaygılar

Bu ruhu üfleyen dergilerden bir diğeri ve elbette en önemlilerinden biri de “Yedi Güzel Adam”ın çabalarını örgütledikleri Mavera dergisi idi. Aralık 1976 tarihli ilk sayısı sade, mütevazı ve vakur bir tasarımla selamlamış okuyucuyu. Mavera, Cahit Zarifoğlu, Nazif Ersin Gürdoğan, Rasim Özdenören, Erdem Bayazıt, Osman Sarı ve Akif İnan gibi isimlerin belki de en velud dönemlerine matbu bir tanıklık zeminiydi. Bugün elimize aldığımız kitapları büyük ölçüde o dönem dergide yayınlanmış yazılarının toplanmış halleridir. Dergi edebiyat eksenli bir yayın olarak yola çıkmıştı, politik ve aktüel bildiriler konusunda onuncu sayıya kadar bir çekingenlik kendini gösteriyor. Erdem Bayazıt’ın Hamid Algar’la yaptığı söyleşiyi, Nazif Ersin Gürdoğan’ın İslam, Batı, modernlik gibi konularda kaleme aldığı makalelerini ve kısa değiniler şeklinde uluslararası İslami konferanslar hakkındaki değerlendirmeleri bir kenara koyarsak, doğrudan siyasal bir ilgiden bahsetmek mümkün değil.

Onuncu sayıdan itibaren “Politika Dosyası” başlığıyla bir bölüm göze çarpıyor, Türkiye’nin iç gündemi, Mısır, Libya, Eritre, Pakistan gibi İslam coğrafyasının farklı bölgelerini mercek altına alan bir bölüm bu. Abdurrahman Dilipak da yazmış. Anlaşılan bir kaç sayı sürmüş bu bölüm ama Mavera’da İslam coğrafyası ve ümmetin problemleri tartışılmaya her daim devam etmiş. Özellikle 1979’da Sovyetlerin Afganistan’ı işgali, Cahit Zarifoğlu’nun hususi bir duyarlılık meselesi haline gelmişti; Afganistan özel sayısını Mavera okuyucuları iyi bilir.

Göze çarpan şey, İslamcılığın özgün bir siyasal tasavvur olarak tartışılmaya başladığını kabul ettiğimiz '80 sonrası dönemden çok önce de İslam’ın kendine has bir siyasal ve toplumsal düzen olduğunun tasdik edildiği, ayrıca evrensel bir dayanışma ve birlik hayalinin canlandığı ümmetçi bir atmosferden bahsedebiliyor olmamızdır. İslamcılığın sağcı, devletçi ve muhafazakar bir muhayyileden kopuş sürecini belki bu yüzden 70’lerle birlikte başlatmak gerekecektir. 70’ler için henüz erken olansa, TC’nin siyasal yapısına radikal ve köktenci itirazlar ve laik düzenin bizatihi kendisine yönelen reddiyeci sorgulamalardı. Mavera’da Atasoy Müftüoğlu, Mustafa Özçelik, Nazif Gürdoğan gibi figürlerin yazıları medeniyet, batılılaşma, sömürgecilik, modernlik, emperyalizm, (70’lerin vazgeçilmez konusu) sanayileşme ve kalkınma, teknoloji gibi konulara temas ediyordu fakat tartışmaların en nihayetinde soyut ve retorik düzeyde yürütüldüğü görülüyor. Yine de elbette bu, Mavera’nın edebi bir incelikle, şiirsel bir derinlikle büyütüp beslediği ıslahçı kaygıların farkında olmamayı gerektirmez. Her yönüyle Müslümanca bir hayat inşa etmenin kaygısıdır bu.

Mavera’nın mevzubahis naifliğinden doğan açığı, dönemin bir başka dergisi, Düşünce, daha açıktan bir düşünsel mücadeleyle kapatacaktır zaten. Ona geçmeden önce, Mavera faslını derginin Şubat 1979 tarihli 27. sayısında gözüme çarpan bir değerlendirmeyle kapatayım. Anladığım o ki, dergi çevresi İran’daki gelişmeleri Hamid Algar’ın İngiltere’de çıkardığı El-Beyan dergisi aracılığıyla takip ediyordu. Türkiye’de henüz hiçbir kitabı çevrilmemiş olan Ali Şeriati, o dergi vesilesiyle bu yazıda biyografisiyle birlikte geçiyor. A. İmran imzasını ve “İran ve Büyüyen Korku” adını taşıyan yazı, temel olarak İran’daki İslami kalkışmayı selamlıyor ve İran Müslümanlarının son yüzyılların şahit olmadığı bir savaş verdiğini söylüyor: “İran, bütünün katıldığı bir değişimi gerçekleştiriyor. İranlılar İslam’ın yıllar öncesinden tuttuğu ışığa yöneliyorlar. Sonuç henüz kesin değil. Ancak yeni durum kuşkusuz Müslümanların lehinedir. Tüm tutsak Müslümanlara örnek oluyorlar. Tüm Müslümanların başkaldırmalarına örnek oluyorlar, onları yüreklendiriyorlar.”

Yazı, İran’daki gelişmeleri ve Müslümanları daha yakından tanımanın ve başarılarına destek olmanın bir zorunluluk olduğunu da hatırlatıyor: “Bütün yürekler İran’da atmalıdır. Batılıların suskunluğu, hareketin sağlıklılığının işaretidir. İran, dosta düşmana öze dönüşün savaşını göstermektedir. Tüm dünyadaki Müslümanlar için bir ateş yakmaktadır.” Yazıdaki bu coşku ilgi çeken cinsten. Bir de, “Ali Şeriati’nin kitapları inşallah Türkçe’ye de çevrilir” denmiş. Bu temenni, gerçekleşmek için seksenli yılları bekleyecekti.

Ali Şeriati’yi Türkiye Müslümanlarına ilk kez okutan dergi Düşünce

Dergilerin arasında '80 öncesinin ismiyle müsemma dergisi Düşünce’yi de buldum. O dönemde yüksek İslam Enstitüsü’nde henüz bir öğrenci olan (ve 25 yaşındaydı) Ali Bulaç’ın yazı işleri müdürlüğünde çıkan Düşünce, denebilirse döneminin (yer yer acemiliklerle malul de olsa) en kayda değer entelektüel üretimlerini ortaya koyuyordu. Artık “evrensel bir sosyoekonomik düzen olarak İslam” söyleminin daha gür bir sesle dillendirilmeye başladığını söyleyebiliriz. İslam ve devlet, İslam ve iktidar, İslam ve iktisadi düzen, Batı düşüncesi, sömürgecilik, emperyalizm, kapitalizm, Ortadoğu’daki gelişmeler gibi bir takım başlıklar sathi ve hamasi bir dile hapsolmaksızın tartışmaya açılıyordu. İslam’dan başka tüm çağdaş düzenlerin birer şirk düzeni olduğu, vahiyden başka hiçbir kanun koyucunun olamayacağı yönündeki Tevhid-Şirk ikilemi tezi siyasal varoluşu açıklayan bir çerçeve haline gelmeye başlıyordu.

Gerçi Seyyid Kutub’un İslam’da Sosyal Adalet’i ve Fi Zilal’i 60’ların ikinci yarısında çevrilmeye başlamıştı, 66’daki şehadetinden hemen sonra da Yoldaki İşaretlerçevrilmişti. Zaten Yoldaki İşaretler’in doğru dürüst okunmaya başlanması da 70’li yıllarda üniversite çevreleriyle mümkün hale geldi. Dönemin geleneksel cemaatlerinin veya varsa entelektüel çevrelerinin (ve bu çevrelerin dergilerinin) kendilerine en fazla Türkçü, milliyetçi, mukaddesatçı, muhafazakar, dindar vasıflarını yakıştırabildikleri görülüyordu (Yine tavan arasında bulduğum ama buraya uzun uzadıya alamadığım dergilerden Surbuna örnek. Hekimoğlu İsmail ve Mehmet Şevket Eygi gibi isimler çıkarıyordu). Devletçi, milliyetçi, sağcı ve yerelliğe hapsolmuş bir dilden, daha ümmetçi, itirazcı, sorgulayan, bağımsız bir dile doğru filizlenmeler 70’lerin ikinci yarısından sonra gerçekleşti.

İslamcılar için kendine özgülük durumunu en iyi ifade eden bağımsızlaşma hamlelerinden biri, muhafazakar çevreler için daha kuşatıcı analitik eleştirilere konu edilmekten çok dinsizlik ve Allahsızlıkla özdeşleştirilen ve kendisiyle mücadele dernekleri kurulmuş olan komünizme karşı sağcı ve düzen koruyuculuğu için çırpınan kesimlerin yanında durmamış olmasıydı. Çünkü mesele din-dinsizlik ikileminde tartışıldığı zaman kapitalist Amerika, ehl-i kitap misali, Allahsız kafir komünistlere önceleniyordu. Zaten bu ikilem içinde Kemalist düzenin kendisi tartışma konusu edilemezdi. Kapitalizmin, ekonomik sömürü düzeninin ise etraflı bir analizine rastlamak Karakoç’un İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü kitabı gibi erken istisnalar dışında lüks sayılabilir.

Düşünce’de bu ‘i’tizal’in izlerine rastlamak mümkün. ‘Komünizmle mücadele’ illüzyonuna karşı Atıf Hüseyin’in “Haraç Düzeni” başlığıyla Mayıs '76 tarihli ikinci sayıda serdettiklerini okuyalım mesela: “Kapitalist ekonomiye bağlı, fertler arasında gerek nitelik gerekse nicelik bakımından farklılıkların bulunduğu, dengesizliğin hâkim olduğu bir toplumda doğrudan doğruya komünizmle mücadele aptallıktan başka bir şey değildir. (...) Kapitalizmle hesaplaşıp, bu hesaplaşma sonucu kapitalizmi kesin yenilgiye uğratmadıktan sonra komünizmle mücadeleye girmek... Kapitalist bir düzende, kapitalist olmayanların –bilhassa Müslümanların- komünizmle mücadelesi, 100 metre ötede de bir bataklık bütün haşmetiyle ortadayken, yatak odasına giren sivrisineklere karşı savaş açmaya benzer. (...) Kapitalizm bataklığını kurutmadığınız sürece sivrisineklerin üremesini önleyemezsiniz. Kapitalizmin insanlık tarihinde açtığı çatlakları görmediğinizde de bu çatlakların her biri komünizme uzanan bir yol olacaktır.”

Bu hesaplaşma kaygısı Ali Bulaç’ı Çağdaş Kavramlar ve Düzenler’i yazmaya sevkedecekti. Aynı sayının arka kapağında kitabın reklamı var. Sırdaş Yayınları’ndan “Türkiye’de ilk defa” sloganıyla çıkmış. Kitabın alt başlığının “İslamcı bir yaklaşım” olması da dikkatimi çekti. Bağımsız bir tavır olarak İslamcılık diye bir şeyden bahsedilebildiği yıllardı demek ki. ‘Mezhepsizlik’ ve ‘Vahhabilik’ suçlamaları da bir itibarsızlaştırma kampanyası olarak İslamcıların üstüne atılmaya başlanmış. 1977 tarihli ikinci dönemin ilk sayısında derginin adıyla çıkan bir yazıda bu konuya ilişkin açıklama yapma ihtiyacı bile hissedilmiş: “İslam’ın bir devlet ve toplum düzeni olma kavgasını veriyoruz. Hedefimiz, bizi talan eden, parçalayan emperyalizm, Allah’ın indirdikleri yerine geçmek isteyen beşerî sistemler ve insanı soysuzlaştıran, kendine, fıtratına yabancılaştıran sapık Batı ideolojisi veya topyekün küfürdür. Biz sadece ‘Müslümanlardanız’ ve başka her sıfata ve ada düşmanız” deniyor.

Düşünce’de kimler yazıyordu? Beşir Eryarsoy, Ahmet Ağırakça, Ahmet Kuru, Sait Şimşek, Hüseyin Besli, Tahsin Fendoğlu, Kudret Büyükcoşkun, Sedat Yenigün, Abdullah Uçman, Selahaddin Eş Çakırgil ve İsmet Özel gibi isimler devamlı veya devamsız katkılarda bulundular. İsmet Özel, Üç Mesele’de toplanacak olan makalelerini burada kaleme aldı. Hatta bir dönem yayın kurulunda bulundu. Tüm bu çabalarla birlikte Düşünce, '76 ve '79 arasında dört dönem faaliyet göstererek 1979’un Kasım’ında yayına “ara verdi” ama sonrasında sanırım bir daha yayınlanmadı. (Zaten araya darbe girdi, 80’lerde Ali Bulaç Kitap dergisini çıkarmaya başladı.) Benim elimde derginin 15’e yakın sayısı var, son iki döneme ait çok fazla sayı yok. Bu son sayıda dikkat çeken şeyse, Mavera’da çağrısı yapılan Ali Şeriati çevirilerinin ilkini içeriyor olması. Fatih Selim, Medeniyet ve Modernizm’den bir kısmı tercüme etmiş. Düşünce dergisi, henüz kitap düzeyinde olmasa da, Ali Şeriati’yi Türkiye Müslümanlarına ilk kez okutmak kendisine nasip olduğu için de ayrıca değerli bence.

Tavan arasında bulduğum '80 öncesine ait dergiler bunlarla sınırlı. Tekrar hatırlatmam gerekiyor, eldeki malzemenin izin verdiği ölçüde konuşabiliyorum. '80 öncesinde çıkan daha radikal eğilimli Şura, Tevhid ve İslami Hareketgibi dergiler de mevcuttu fakat onlara değinebileceğim materyal bende yok. Yine de denebilir ki, bu dergiler de 70’leri bitirirken çıkıyorlardı ve belki de 80’lerin İslamcı ruhuna daha yakın dergiler olarak anılabilirler. Bir sonraki yazıda '80 sonrası dergilere göz atacağım. Orada daha tematik vurgular göreceğiz.

Ammar Kılıç yazdı

Yayın Tarihi: 30 Ekim 2014 Perşembe 15:07 Güncelleme Tarihi: 25 Aralık 2020, 12:15
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Cemal
Cemal - 6 yıl Önce

Allah herkese öyle güzel dedeler/babalar nasip etsin. Ben orta birinci sınıfta üst katta oturan beden eğitimi öğretmeninin çatı arasındaki kitaplarını/dergilerini karıştırdığımda Aziz Nesin'in yasaklı bir kitabı elime geçmişti...Okumak iyidir filan ama doğru zamanda doğru kitaplar okunursa daha iyi olur...vesselam...

Cemal
Cemal - 6 yıl Önce

Ammar bey elinize, zihninize kaleminize sağlık. Acaba konu ettiğiniz dergilerin orijinallerini/örnek nüshalarını nereden bulabiliriz. Hiç unutmam, Edebiyat (Nuri Pakdil Bey) dergisinin tüm sayılarını iki cilt halinde bulmuştum bir yerde kesintisiz okuyup bitirmiştim. Sizde ki dergileri de aynı şekilde okumak isterim. Çok makbule geçer valla...

m. fatih kutan
m. fatih kutan - 6 yıl Önce

Ammar'dan bir yazı okumak güzel, dedelerin kitapları dergileri güzel. Arkadaş devam eyle...

hasan köse
hasan köse - 6 yıl Önce

Dergileri yüksek lisans öğrencileri İSAM'dan bulabilir...

beyza
beyza - 6 yıl Önce

dedesinin evinin tavan arasında hazine bulmak.. sıradışı,olağanüstü,filmvari. güzel bir paylaşım,emeğine sağlık.

banner26