Daha ne olsun, bu ülkede ÇETO diye bir dergi çıkıyor!

ÇETO Çocuk sevincini bütün sahifelerine yaymış her yaştan kişiye hitap eden başka bir dergi var mı bilmiyorum. Üstelik bütün dünya çocuklarının seslerini aynı bahçede toplayabilen bir dergi olmak da öyle her dergiyim diye ortalıkta dolanan mevkutelerin harcı değil. Hüseyin Akın yazdı.

Daha ne olsun, bu ülkede ÇETO diye bir dergi çıkıyor!

ÇETO iki ayda bir “Aklın Varsa Büyüme!” mottosuyla çıkan her yaşta çocuğa ve çocukluğa seslenen bir dergi. İki aylık periyotta gel de büyüme haydi! diyebilirsiniz. Hatta yaşını başını almış biri olarak bu tavsiyeyi emir telakki ederek yerine getirmekte zorlananlar bile olabilir. Geniş adı Çocuk Edebiyatı Tercüme Ofisi olan ÇETO afacan, şirin bir çocuk adı gibi duruyor kapakta. Dergi daha 7 yaşında. Çocuk deyip geçebilirsiniz. İki ayda bir çıktığını düşünürseniz 14 yaşa tekabül eder. Ergenlik yaşına ulaşmış sayabiliriz ÇETO’yu. Çocuk sevincini bütün sahifelerine yaymış her yaştan kişiye hitap eden başka bir dergi var mı bilmiyorum. Üstelik bütün dünya çocuklarının seslerini aynı bahçede toplayabilen bir dergi olmak da öyle her dergiyim diye ortalıkta dolanan mevkutelerin harcı değil.

ÇETO dergisi son sayısında çok iddialı bir konuyu taşımız kapağına: İslam ve Bilim Özel Sayısı. Üstelik insanın en büyük ihtiyaçlarından olan yeme-içmenin yanına düşünmeyi koyarak: Ye-İç-Düşün! Yediğin içtiğin senin olsun düşündüğünü söyle, diyebilirsiniz. Söyleyelim o halde: Kemal Sayar’ın Çeto’daki “Doğrunun ve Yanlışın Ötesinde” yazısı her cümle istasyonunda durup dinlemeyi gerektirecek kadar derin. Mesela şu cümle: “Dünyaya meşru bir cevap üretemediğimiz için, kâinatı onulmaz bir hızla tahrip ediyoruz.” Bana kalırsa tahrip ettiğimiz dünyayı yine çocuklar onarıyor. Ramazan Sarısakal’ın yazısındaki şu cümlenin altını da kalın bir çizgiyle çiziyoruz: “Gerekmeyen birçok şeyi, gerekmeyen birçok yerde, gerekmediği birçok biçimde kullanmanın yollarını öğreniyor ve öğretiyoruz.” Çocukları en çok koruyup kollamamız gereken dinin misyonerleri Kapitalizm dininin misyonerleridir. Ha unutmadan söyleyeyim, şu cümle de bu fakire ait: “Okumak, dünyaya kendi anlamını söylemektir”.  Dünyanın bu anlamını en net biçimde bir çocuğun yüzünden okuyabiliriz.

Veysel Bozkurt teşhisle tespit arası dokunuyor meselelerimize: “Bizim yanılgılarımızdan birisi, metinlere bakarak hayatı anlamaya çalışıyoruz.” Hayatı hayatın dışında aramak çocuksuz bir dünyada yaşıyor olmanın sonucu olsa gerektir. Birden büyümemizin açtığı yaralardır hayatla bir türlü bağdaşmayan bir dünyamızın olması. Sözü direk söyleyen yazarlar da var ÇETO’da, Mustafa Aksoy gibi. Şöyle diyor Aksoy: “Türkiye’de bilim tapıcılığı genelde İslamcılık adına yapılmaktadır.” Biraz iddialı bir cümle olsa da Türkiye’de İslam düşüncesinin rasyonalizmin çocukluk çağından etkilendiğine dair ufak bir hatırlatma sayılabilir. Vehbi Baysan kapitalizmin bilimle ilişkisini anlattığı yazısında “bilgi”nin metaya dönüştüğüne dikkat çekerek şöyle diyor: “Günümüz kapitalist sistemlerinde “bilgi”nin ne kadar değerli olduğunu ve bunu elinde tutanın kendi kişisel hırslarını, emellerini gerçekleştirmek adına nasıl her şeyi yapabileceğine şahit oluyoruz.” Bu yüzden bilgi kimseyi bilgeliğe ulaştırmıyor. Bu sebepten bilgi bilinçle neticelenmiyor.

Çocukluk iklimini yitireli yıllar oldu. Artık bütün kapılar ve pencereler orta yaşa ve oradan da ihtiyarlığa açılıyor. O tanımlanmaz saadeti kaçırdık çocukluğu elimizden kaçırarak. Tam burada Ömer Erdem’in cümlesinin arkasından yürümenin sırası değil de nedir?!: “Çocukken yaşadığımız şey o kadar temizdi ki biz o temizliğin bile farkında değilizdir. İnsan ne gariptir değil mi? Çocukluktan nice sonra fark ederiz bunu. Acaba neden? Diye sormanın bir yararı yok. İyisi mi Fatma Şengil Süzer’in anlatısındaki cümlenin sakladığı anlama doğru yürüyelim. “Gözleri kafasının ön tarafındadır insanın, bütün yırtıcılar gibi.” Göz hem avını parçalamayı hesaplar hem de dünyayı karanlıktan aydınlığa çıkarır. Tahsin Görgün’ün yerinde tespitiyle: “Tarihi bir gerçekliktir ki, Müslümanlar bilgiyi alırken kaynak göstermekten kaçınmadılar.” Bu cümle bize ne söyler? Tabi ki ağyarın söylemediğini. ÇETO yürüyüşünde az gidip uz gidip Mustafa Ruhi Şirin’in “Günlük”lerine uzanıyoruz. Şu satırların önünde bir teşehhüd miktarı durmak gerek: “En çok okunan çocuk kitaplarının olay ağırlıklı anlatımlardan oluşması çocukluğa dair ‘çocuktur anlayamaz’ ön yargısından kaynaklanır.” Oysa çocuk anlamın en büyük parçasıdır. Hakikatin bazı uzantılarına oralardan gidilir.

ÇETO acelesi olmayan bir dergi. Bu yüzden sayfayı çevirir çevirmez hemen bitmiyor. Daha 46. İstasyona gelmişken Zehra Betül’ün “Tavşanlı Düşünceler”i ile karşılaşıyorsunuz. Sonra, Rüveyda Çıraklı’nın çeviri masalı var, mutlaka okunası. Yasin Çeto’yu bir yerlerden gözünüz mutlaka ısıracak. Belki de kendi ifadesiyle söylediği gibi onu “dünden hatırlarsınız”. “İnsan konuşmayı keşfetmedi, aksine yazıyı bilen bir varlık olarak indi dünyaya” diyen Ali Sali’nin telakkisine katılmak zorunda değilsiniz, ama okumadan geçmeyin derim. Ayşe Seyyide Kaptaner’in “Meşguliyet Hastalığı”nı Ayşe Albayrak’ın çevirdiği şiirden sonra okumanızı tavsiye ederim. Bitmedi, daha Hüseyin Hatemi Hoca’nın “Bilgi Felsefesi Düşünceleri”ni okuyacak, Sevil Kuzu’nun Fuat Sezgin’le ilgili yazısı üzerinde mukayeseli bir zihin yürütmeyle düşünecek, Zafer Özdemir’in “Küçük Kara Balık Yalnızlığı” incelemesini bir balığın anlam arayışı noktasında değerlendireceksiniz. Abdülkadir Emeksiz’in “Ye İnciri Kır Zinciri” yazısını Pazar yeri serinliği içerisinde çantanıza yerleştireceksiniz. Gamze Özdemir’in “Okul Çıkışı” başlıklı çeviri şiirini, Mustafa Baki Efe’nin Kütahya gezisini, Mustafa Demir’in “Çizgiroman” üzerine makalesine uğramadan asla geçmiyoruz. Tabi Yüsra Aydın’ın “Bir Eczacının İtirafları” başlıklı denemesini de.

Sevgili okur, ben Hamdi Turşucu ile söyleşi yapıldığı sayfanın orada biraz dinlenmeye çekileceğim. Son söz olarak iyisi mi ÇETO’nun eğitimci yazarlarından Ali Baskanmay’ın cümleleriyle sizleri dergi ile baş başa bırakmış olayım: “Her yazı birbirinden bağımsız nitelikte bir eğitim felsefesiyle örülmüş. Şiirden denemeye, anıdan masala, hikâyeden çizime, fotoğraftan bilime kadar birçok türe ait yazılar görseller var. ÇETO Hayat Bilgisini, Hayal Bilgisi ile buluşturan dergi!”

Hüseyin Akın

Güncelleme Tarihi: 30 Ocak 2019, 11:28
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13