Çanakkale zaferi nerdeyse edebiyatsız kalacaktı

İstanbul dergisinde Ali Ayçil, Beşir Ayvazoğlu ile edebiyatın Çanakkale’ye yansıyan yüzünü konuştu. Mustafa Uçurum bu söyleşi üzerine yazdı.

Çanakkale zaferi nerdeyse edebiyatsız kalacaktı

Savaş, bir toplumun ruhunu derinden yaralayan olayların en önemlilerinden biridir. Savaşın yaşandığı toplumlarda milli mücadele bilinciyle topyekün bir savaş ortamı varsa toplumun her kesimi de bu mücadeledeki yerini alır. Destansı mücadelelere sahne olan böyle savaşları gelecek nesillere anlatmak da edebiyatçılara düşer.

İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’nün çıkardığı İstanbul dergisinin 10. sayısında Ali Ayçil, Beşir Ayvazoğlu ile bir söyleşi gerçekleştirmiş. Genelde Çanakkale Savaşı’nı merkez alan söyleşide Beşir Ayvazoğlu’nun o dönemlere ait çarpıcı ifadeleri yer alıyor.

Heyet-i Edebiye cepheye gitmiş

Beşir Ayvazoğlu, edebiyat tarihimizi en yoğun şekilde araştıran yazarlarımızdan biri. Özellikle Tanzimat’la birlikte başlayan edebi akımlar üzerine sayısız araştırması var. Bunların çoğunu da kitaplaştırdı. Ali Ayçil’in gerçekleştirdiği söyleşide yine bizlere birçok yeni bilgiyi sunuyor. Heyet-i Edebiye’den bahsediyor. Savaşın acı yüzünü anlatması için seçilmiş heyetin yaşadığı yolculuğu ve bu yolculuğun sonuçlarının edebiyatımıza yansımasını anlatıyor.

Dönemin edebiyatçıları arasından belirlenen otuz isim var. Bunlardan sadece on yedi tanesi cepheye gitmeyi kabul ediyor. Yapacakları iş belli. Cepheye giderek orada yaşananları yerinde görecekler, oradaki izlenimlerini yazıya aktaracaklar, gelecek nesillere bu mücadele edebiyatçıların lisanından aktarılmış olacak. Daha da önemlisi çıkarılacak olan Harp Mecmuası’na malzeme temin edilecekti.

Mehmet Emin Yurdakul, Ömer Seyfettin, Ali Canip, Hamdullah Suphi gibi isimler var heyette. Cepheye gidip gelen ekip ne yazık ki bekleneni veremiyor. Beşir Ayvazoğlu şöyle ifade ediyor cepheden dönen edebiyatçıların durumunu: “Cepheden döndükten sonra kaale alınacak şeyler yazmadılar. Hatta doğru dürüst seyahat intibalarını bile yazmadılar.”

Elbette tamamen de yazısız bırakmamışlar bu seyahati yazarlar. Ömer Seyfettin dört hikâye, İbrahim Alaaddin Gövsa “Çanakkale İzleri” adlı on yedi manzume yazmış. Edebiyatçılardan hiçbir şey yazmayanlar bile olmuş bu seyahatle ilgili.

Edebiyat devam ediyor savaş sürerken

Dönem edebiyatında savaş konusunun tam olarak işlenmemesinin, yazar ve şairlerin edebi anlayışıyla ilgili olduğunu söylüyor Ayvazoğlu. “Sanat şahsi ve muhteremdir.” diyenlerin ve “Sanat için sanat” anlayışını benimseyenlerin toplumsal olaylardan uzak kalmasının da doğal bir sonuç olduğunu belirtiyor Ayvazoğlu. Abdulhak Hâmid Tarhan’ın Çanakkale ile ilgili ısmarlama bir şeyler yazdığından ama bunların da edebi bir değeri olmadığından bahsediyor.

Mehmet Âkif’in adını da özellikle anıyor Beşir Ayvazoğlu. Savaş zamanında Çanakkale Cephesi’ne değil ama Berlin’e gönderilen Akif’in dillere destan bir şiir kaleme almasını, “Çanakkale Şehitlerine tiradı olmasaydı, Çanakkale zaferi edebiyatsız kalacaktı.” gibi iddialı bir cümleyle destekliyor.

Kendisinin de heyet-i edebiyeyi anlatan bir kitap yazdığını, bu çalışma üzerine yoğunlaştığını da sözlerine ekliyor Beşir Ayvazoğlu.

Çanakkale’nin yüzüncü yılında o dönemleri anlatan daha yetkin eserlere ihtiyacımız olduğu, edebiyatçıların edebi anlayışlarından dolayı anlatmadıkları savaşı ve savaşın toplumdaki karşılığını hiç olmazsa şimdilerde anlatmanın birçok eksiği giderebileceği çevresinde gerçekleşen söyleşi, derginin Çanakkale özel sayısında okunmaya değer birçok yazıdan sadece biri olarak İstanbul dergisindeki yerini almış.

 

Mustafa Uçurum yazdı

Güncelleme Tarihi: 02 Haziran 2015, 16:48
YORUM EKLE

banner19