banner17

Annem ve Babam Hacc'a Gitmeyi Çok İstiyorlar

Mahalle Mektebi dergisinin Ocak-Şubat 2017 sayısında yer alan Ahmet Sarı'ının öyküsünde, annesine ve babasına kutlu haberi vermek üzere içi içini yiyen bir oğul, o kutlu haberi duymak için canını dişine takan bir anne ve babayı görüyoruz. Hatice Ebrar Akbulut yazdı.

Annem ve Babam Hacc'a Gitmeyi Çok İstiyorlar

Her ay, kitapçı raflarında dergi sağanağına tanık oluyoruz. Emek, o raflarda bereketin fotoğrafı hâline geliyor. Kimi zaman aksaklıklar oluyor, takip ettiğimiz dergiyi göremiyoruz rafta. O zaman, sözleştiğimiz bir vakitte dostu görememenin burukluğu gibi bir his içimize yerleşiveriyor. Mahalle Mektebi dergisinin Ocak-Şubat 2017 sayısını bu hislerle kucakladım. Uzun zamandır musafaha etmediğim bir eli tutar gibi dokundum sayfalarına. Öyküler, şiirler, inceleme yazıları, söyleşiler… Ocak ve Şubat’a coşkulu bir sayı bırakmış Mahalle Mektebi.

“Hepisinden iyice/ Bir gönüle girmektir”

İlk göz göze gelme ân’ı ne kadar etkilidir. Kapağından sonra, bir kitabın ya da bir derginin ilk sayfası, göz göze gelme ânının ilk dakikalarıdır. Bu yüzden ilk satırlar okur için çok önemli. Mahalle Mektebi, Ahmet Sarı’nın cümle başlığı attığı bir öyküyle açılıyor: “Annem ve Babam Hacc’a Gitmeyi Çok İstiyorlar” Başlık ne kadar sıradan bir cümle değil mi? Günlük hayatımızda, bazen bir coşku, bazen de hasret yüklü bir edayla kurarız bu cümleyi. Tam da burası bizim için değerli. Kendi hayatımızın bir yankısı olarak satırlarda bir şeyler bulduğumuzda içimiz harelenir. Ahmet Sarı’nın öyküsü de böyle bir öykü olmuş.

Öykünün içinde geçen bir cümleden mülhem, öykünün satırlarında kelebekler, serin çimler var. Annesine ve babasına kutlu haberi vermek üzere içi içini yiyen bir oğul, o kutlu haberi duymak için canını dişine takan bir anne ve baba… Öykü bitince, Yunus Emre’nin o muhteşem dörtlüğüne varır dilimiz. “Yunus Emre der hoca/ Gerekse var bin hacca/ Hepisinden iyice/ Bir gönüle girmektir.” Anne ve baba, “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” cümlesini icra edip gönüller fethederler. Şeytan çabalar, didinir, “Ama Hacc parası!” dedirtmeye çalışır, yaptıkları iyiliği içlerine bir pişmanlık olarak işlemek ister. Yaşlı çift, el ele verir ve iç sesleri der ki “Hacc’a gitmek de neyin nesi, kursağından komşuların geçmiyorsa bir lokma.” Ahmet Sarı’nın öyküsü, kapitalizmi ve sistemi boykot edip İslâm’ın yanlış anlaşılan değerlerini doğru anlamaya ve Hz. Peygamber’in öğretilerine çağırıyor.

Edebiyat dergileri, genç ve olgun kalemleri izlemenin en güzel yeri

Ardı ardına öykü okumak, bir sürü insanı aynı anda dinliyormuş etkisi bırakabiliyor. Ya da bir anda, bir sürü ses kulaklara doluyormuş gibi olabiliyor. Bu nedenle biraz öykü, biraz şiir okuyarak, araya inceleme yazısı ekleyerek, söyleşileri de sona saklayarak tamamladım dergiyi. Elif Genç, Nazım Hikmet mısralarıyla süslediği öyküsünde, arka fonda baba ve evlat ilişkisini anlatmış. Sıddık Yurtsever’in öyküsü, güzel bir “post öykü” denilmeyi hak etmiş. Safiye Gölbaşı’nın “Nevski Bulvarı’ndan Notlar” öyküsü, merak ve heyecan vurgusu yüksek bir öykü olmuş. Bu öykü, Umberto Eco’nun Foucault Sarkacı adlı romanını yayınladıktan sonra bir arkadaşının romandaki yenge ve amca karakterlerini, kendi amcası ve yengesi zannetmesini hatırlattı. Gölbaşı’nın öyküsündeki karakter de kendini Fyodor Mihayloviç’in karakteri zannediyor ve ona kendisini nereden tanıdığını, kendisini neden yazmaya değer bulduğunu sormak için can atıyor, bu yüzden Nevski Bulvarı’nı aşındırıp duruyor.

Edebiyat dergileri, genç ve olgun kalemleri izlemenin en güzel yeri. Olgun kalemlerin az sözle çok şey anlatışlarını, genç kalemlerin çok sözle dili kullanmadaki maharetlerini görebiliyoruz. Mahalle Mektebi, şiir, yazı, inceleme ve çevirileriyle birçok genç ve olgun kalemi bir arada görebileceğimiz güzel bir mecra…

 

Hatice Ebrar Akbulut

Güncelleme Tarihi: 04 Şubat 2017, 12:36
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20