Afrikasız İslam toplumu 'ümmet' olamaz

Mehmet Erdoğan, Dergah dergisinin 298. sayısında Türklerin Etiyopya ve Afrika’da neler yaptığından, bunların ne anlama geldiğinden de bahsediyor. Sadık Koç yazdı..

Afrikasız İslam toplumu 'ümmet' olamaz

Dergah dergisi bugünkü edebiyat ortamımızın yayınsal anlamda kökünü oluşturan bir dergi olarak yoluna devam ediyor. Geçen ay çıkan sayısıyla 298. sayıyı görmüş durumda. Biz kendi beğenimize ait bir kayıt olarak Ali Ayçil ve Cafer Keklikçi’nin şiirlerini daha fazla beğendiğimizi not ederek geçelim.

Her sayıda olduğu gibi bu sayıda da iki hikayeye yer verilmiş. Hikayelerin ikisi de oldukça sağlam ve sıkı dokunmuş. Emine Batar’ın “Olduğu Gibi” başlıklı hikayesi için son dönemlerin en iyi hikayelerinden biri diyebiliriz rahatlıkla. Okurken ‘bir bitse şu’ demediğimiz türden bir metin. Bir kaza sonucu travma yaşadığı için hastanede beş yıl tedavi gördükten sonra babasını görmeye gelen ‘yarım akıllı’ bir adam ile mahallenin kasabının diyaloğu üzerine kurulmuş. Batar, kişilerinin duygu dünyasına girip oradan konuşmayı ustalıkla başarmış. Çok da sağlam bir dili ve anlatımı var hikayecinin. Fatih Yavuz Çiçek’in bir uzun yol şoförünü anlattığı “Gitme, Gittiğin Yeter!” isimli hikayesi de dili ve anlatımı yönüyle çok sağlam bir hikaye. İki hikayecinin bakışları zayıf düşmüşe, sıkıntı çekenlere yönelmiş olmasıyla ortaklaşıyor diyerek hikaye bahsini kapatabiliriz.

Afrikasız İslam toplumu ‘ümmet’ olamaz

Gelelim bizim bu sayıda asıl ilgilendiğimiz yazıya. Yazı Mehmet Erdoğan’a ait. Başlığı şöyle: “İlk Hicret yurduna seyahat ya da Etiyopya’da kurban kesmek.” Erdoğan, yolculuğun ilk anından başlayarak son ana kadar bütün gözlemlerini, duygu ve düşüncelerini, insanlarla konuşmalarını kaydetmiş görünüyor. Etiyopya’nın, Afrika’nın yoksulluğundan bahsediyor. Bu yeni duyduğumuz bir şey değil tabi. Yeni duyduğumuz şey şu: İnsanlar yoksulluğun ötesinde sefaleti yaşadıkları halde mutlular. Erdoğan bunu bir Kayserilinin ağzından “para yok, dert yok” biçiminde not ediyor. Yine yazarımız Türklerin Etiyopya ve Afrika’da neler yaptığından, bunların ne anlama geldiğinden de bahsediyor.

Devam etmeden önce açıklık getirmemiz gereken bir konu var. O da kendini tanıma meselesi. Biz kendimizi tanıyor muyuz? Tanıyorsak ne kadar tanıyoruz? Başkaları bizi nasıl biliyor? İnsanın veya toplumun kendi ilgi ve yeteneklerinin farkında olması içeriden bir bakışla bir yere kadar mümkündür. Bireyin yahut toplumun kendisi hakkında içeriden bakışla elde ettiği bilgi eksik, bu yüzden de bazen yanıltıcı olabilir. Bu noktada toplum kendini daha sağlam tanımak istiyorsa kendine dışardan bakmayı da denemelidir. Yusuf Kaplan’ın bazı yazıları ve Mehmet Erdoğan’ın söz konusu yazısı bu vazifeyi görüyor bir bakıma. Kaplan’a göre Türkiye sadece Müslümanların değil, kapitalist sistemin ezdiği tüm halkların gözündeki tek umuttur. Bunu anlayabilmek için yurtdışına çıkmak gerektiğini söylüyor Kaplan. Mehmet Erdoğan da Etiyopya’daki görevi sırasında bu duyguya birçok kez kapıldığını kaydediyor. “Dünya Müslümanları bizim gözümüze bakıyor, bundan heyecanlanıyorum. Türkiye farkını dünyaya gösteriyor ve TİKA ile Müslüman ülkeler arasındaki geleneksel bağları onarıyor” diye yazıyor.

Habeşistan’da Cuma namazını kıldıran imamın sözlerinden sonra “Bir ülkenin ayağa kalkışına, bir ülkenin eski dostlarıyla yeni köprüler kuruşuna tanıklık ediyordum. … Afrikasız İslam toplumu ‘ümmet’ olamaz. İşte bunun için Afrika’nın dirilişine omuz vermeliyiz.” diye ekliyor Erdoğan. Sezai Karakoç da Afrika’nın Müslümanlaşması konusunda eskiden beri özel bir hassasiyete sahip. Bunu son katıldığı televizyon programlarının birinde Yusuf Kaplan’dan da duyduk. Kaplan, Batı’nın son papa seçiminin Afrika’yı Hristiyanlaştırmayı ne kadar önemsediğini gösteren bir işaret olarak anlaşılması gerektiğini söylüyordu.

Yani Türkiye Afrika’nın tamamen Müslümanlaşması için elinden geleni yapmalı. Osmanlıdan koparak kolsuz kanatsız kalmış olan Müslüman ülkelerle geleneksel bağları onarmalı, ki bu şimdilik olabildiği kadarıyla yapıldığı için yazılıyor bu yazı. Diğer ezilen halklara da elinden gelen yardımı yapmalı ki kapitalist düzenin ezdiği halkların umudu çığ gibi büyüsün ve büyütsün Türkiye’yi. Türkiye büyüsün ki Müslüman ve mazlum tüm halkların yeniden koruyucusu kollayıcısı olabilsin, diyerek noktalayalım bu yazıyı.

 

Sadık Koç yazdı

Güncelleme Tarihi: 01 Ocak 2015, 16:56
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26