Def-i Hacet Sergisi'ni gezdiniz mi?

Tuvalet sergisine gittik geçen gün. Tuvalete gitmek ile tuvalet sergisine gitmek arasındaki farkı fark ettim ilk önce. Tuvaletin de sergisi olur muymuş demeyin. Var olan her şey mecburi bir düzen içerisinde varlığını koruduğu için kimsenin aklına görünen şeyin aslında bir sergi olduğu gelmez.

Sergi kelimesi “sermek”ten gelme. Tarhanayı kurusun diye güneşe serersiniz; bu bir sergidir mesela. Güneşin ışığı ve ısısı tarhana sergisi üzerinde gezer. Tuvalet sergisinde ise ortalıktakiler gözler önüne serilenlerdir. Sermekte bir seri düzen, birbirine benzerlerin dikkat çeken ahengi vardır. Aynı şeyi aynı milletten insanlar nasıl kullanıyor ya da içerde aynı olan şeyin dışarıdaki dizaynı nasıldır?

Avrupa’nın saray ve evlerinde “alafranga” tuvaletlerin su ile irtibatı çok sonralar tesis edilmiştir. Bunu zaten biliyorduk. Garip olan klozete entegre bir taharet musluğunun yerine ayrı bir musluk ve hortumla bu işin görülmüş olması. “Def-i Hacet Sergisi”ni gezerken yanımdaki arkadaş (İsmail) uzun süre tuttuğu ifadeyi salıverdi: “Arkadaş, adamlar taharet musluğunda bile bize benzememek için çalıyı dolaşıp da gelmişler!”

Fransa Kralı XIV. Louis Versay Sarayını yaptırdığında dönemin alışkanlıkları gereği içerisine tuvalet yaptırmamıştı. Buna karşın saraya bol miktarda lazımlık aldırmış nadide porselenden yapılmış oturaklar yaptırmıştı.

Roma uygarlığında tuvaletler bir tür meclis görevini yerine getirirmiş. Şehrin ileri gelenleri 30-40 kişilik umumi tuvaletlerde yüz yüze oturarak hem ihtiyaçlarını giderir hem de memleket meselelerini tartışırmış. (Efes harabelerinde görüldüğü gibi)

“Biz” gerçekten temsil ettiklerimizle ve bizi temsil eden şeylerle birlikte “biz”iz. Tuvalete hangi ayakla girileceğinden tut da tuvalette oturma âdâbına kadar inceden inceye her bir ayrıntıyı belirlemiş olan bir medeniyet yerini galiz küfürlerle donatılmış perişan cami altı tuvaletlerine bırakmış.

Def-i Hacet Sergisi’nde ne arasan var. Takunyalar, terlikler, taslar, maşrapalar, ibriklere kadar. Alaturka tuvalet aksamı, alafranga tuvalet modelleri, klozet rezervuar çıktısı, eski çağlara ait çok amaçlı lazımlıklı kral tahtları ve daha neler neler. 

Kabızlık ilaçları, tuvalet üzerine yazılmış eski ve yeni kitaplar, sifon çeşitleri ve bin bir çeşit musluk serginin renkli köşeleri arasında yer alıyor. Tuvalet ihtiyaç ve Yüz Numara kültürüne dair monitörlerden yapılan bilgilendirmeler de izlenmeye değer.  Sosyolog  filozof Slavoj Zizek’in ülkelerin tuvalet kullanımı ile sosyokültürel yapıları arasında kurduğu ilişki ise oldukça dikkat çekici.

Tuvalet lügati diyebileceğimiz terminoloji ile ilgili daha birçok kişinin görüşleri yer alıyor Def-i Hacet Sergisi’nde. Sözgelimi “Yüz Numara” ile tuvalet arasındaki ilgiyi merak ediyorsanız Sunay Akın’ın anlattıklarına ekrandan kulak verin.  Kıyafet ile rahat def-i hacet giderme arasındaki alâkayı da sergiyi gezerken bulabilmek mümkün.

Duvar yazıları kadar tuvalet yazıları da bir toplumun bilinçaltı dökümüdür. Sosyologlar bu verileri de ciddiye almak durumundadırlar.

Evde, işyerinde, okulda, öğrenci yurdunda, kışlada tuvalet temizse işler yolunda demektir. İnsanların el temizliğine de dikkat gösterdiklerinden emin olabilirsiniz. Özellikle camilerde tuvalet temizliğine hak ettiği önemi göstermek gerekiyor. Camiye gelen kişi umumiyetle caminin tuvaletini kullanarak gelen kişidir. Tuvaleti berbat halde bırakan birinin camideki temizliği ne kadar samimi olabilir ki?

Nevzat Onmuş dostumuzun Çukurcuma’da “Antik/acı” galerisinde sergilediği tuvalet kültürü üzerine sergiyi gezdikten sonra aklımdan geçenler bunlar oldu. Hiçbir şey önemsiz denilerek geçiştirilemez, hiçbir şey hafife alınacak denli lüzumsuz ve de basit değildir. Gidin gezin, görün hak vereceksiniz.

YORUM EKLE