Çünkü yol mütemadiyen öğretir

Bir göç trafiğinin içine doğarız. İncelikli bir analiz yer değiştirmenin daha doğuştan başlayan gidişatından yola çıkarak bize mükemmel yorumlar sunabilir. Felsefi derinlikte ilerleyen bakış açılarıyla insanın başka diğer yolculuklarına odaklanıldığında cenneti terk etmek zorunda kalıp dünya yüzeyine ayak basan insanın hikâyesinde de sayısız ima ve anlama ulaşmak mümkündür.

Göç hep var ve hemen her birimiz sürekli yer değiştiren yapımızla bu trafiğin bir parçası durumundayız. Bir hâlden başka bir hâle geçişle başlayan, fiziki yer değiştirmeler, dahil olduğumuz buutlardan kopmalar, bir menzilden başka bir menzile yönelmeler hep bizim insani hareketliliğimizin parçası. Gitmek her zaman metazori olmaz bazen de ayrılmak bir zarif tutkunun, derin bir özlemin hatta belki de fantastik bir hevesin parçası olmuştur.

Her durumda bizi yerimizden eden şeylerle karşı karşıyayızdır. Bazen ayrılmak ya da çekip gitmek tek başına bizim kendi ihtiyarımızın bir parçası değildir. İrademizi kullanmak durumunda olduğumuzda tercihlerimiz tabii ki belirleyicidir. Oysa bazen de biz pekâlâ bir akıntıya uymuş ona kürek çekiyor olabiliriz, bir dalgaya kendimizi kaptırmış ya da etraftaki hava bizi bütün farklılıklarımıza rağmen alıp içine katmış olabilir.

Durağanlık da bir tercihtir

Çocukluktan ergenliğe oradan da hayatın sonlanacağı noktaya doğru ilerleyen akışkanlık içinde yer değiştirmeler, altüst oluşlar, bir kararda durmayışlar, yeni ilgiler, tecrübe kullanımı ve sürekli farklılık peşinde koşturan bir hareketlilik insan olmanın bir gereği olarak bizi takip eder. Büyük ölçekli hareketlilikler içinde kendimizi içinde bulduğumuz göçler, bazen bulunduğumuz yerin bize dar gelmesinden bazen de gideceğimiz yerde adamakıllı bir şekilde nefes alabileceğimize ilişkin geliştirdiğimiz beklenti ve hayallerin iyi ya da kötü motivasyonuyla varlık bulur.

Aynı yerde durmaz, aynı kıvamda kalmayız. Bir değişiklik ihtiyacı bütün bedenimizi, aklımızı ve ruhunuzu işgal eder. Hareketlilik bir gelişme çizgisi olarak tercih edilir. Bununla birlikte durağanlık da bir tercihtir. Kendi içindeki gelgitlere hiçbir şekilde aldırış etmeyip mevcut durumunu ideal bir form olarak gören insanların sayısı hiç de az değildir. Bazıları için dünya yansa umurunda olunacak bir şey yoktur. Yeni ve etkili bir hamleyle kendini değiştirme ihtiyacına karşı müşkülpesent bir geri çekilme az rastlanılır bir şey değildir. Oysa insan hem kendi içindeki birbirini tetikleyen yolculuklarla hem de dahil olduğu evrendeki bile isteye tercihleriyle her zaman bir diyardan bir başka diyara açılmak ister. Değişiklik besler, başka yerler yeni birer imkân olarak alan açar, ufuktaki belirsizliği yok edecek olan oraya doğru adım atmaktır.

Artık buralardan çekip gitmenin vakti geldiğinde bizi kimse tutamaz. Kelimeler yıpranmış, ilişkiler sönümlenmiş, burada zor bela ilerleyen hayat bizim müşküllerimizi artırmaya başlamıştır. Bu nedenle gitmenin, bu nedenle ayrılmayı göze almanın, bu nedenle buralara veda etmenin vakti saati gelmiştir.

Gitmek için pek çok neden sayılabilir. Gerekçeler sıralamak zor değildir. Burada tadımız tuzumuz kaçmıştır, çevremizdeki insanlarla aramızda sürdürülmeye değer bir yakınlık kalmamıştır, ekmek azalmış, nimet bir fırsata dönüşmüştür. Yaşadıklarımızın bedellerini ödemek zorlaşmış, önümüzde bizi karşılayacak olan tehlikelerin bilinmezliği şimdi içinde bulunduğumuz ve bize eza üstüne eza veren şeylerden daha çok tercih edilebilir bir noktaya evirilmiştir. Yaşadıklarımızdan kaçıp uzaklaşmanın enerjisi bilmediğimiz görmediğimiz yerlere olan iştiyakımızı beslemeye devam etmektedir.

Geçmiş bizi takip eder

Ayrılmadan göçmek olmaz, bulunduğumuz yerden kopmadan başka bir yere dahil olmak zordur. Geldiğimiz yerler, yarıda bıraktığımız geçmiş bizi takip eder. Nostalji böyle zamanlarda bize burnumuzun direğini sızlatan hatıralarla yaşamayı öğretir. Bir yerden çekip gitmenin öyle pek de kolay bir tarafı olmaz. Gidiş burukluk yaratır, zorlamalar, kovalanmalar, kötü korkular hep yanımızdadır. Göç belki de tamamlanması imkânsız uzun bir yolculuktur. Dağlardan tepelerden geçeceğizdir, çaylar dereler aşacağızdır, olmadık yerlerde konaklayacak bilinmedik yerlerde nefes alacağızdır. Elimizde bir yol haritası yoktur. Buraları bizden önce gelip görmüş, arada kolaçan etmiş birilerine ihtiyaç duyarız, onların mihmandarlığında yolculuğumuzu sürdürürüz. Tehlikelere birlikte açığızdır, bazen de tehlike bize yol gösteren rehberden gelir, bizi umulmadık yerlere sürükler, bize gerçek ve güvenli güzergâhın tam da işte şimdi akmaya başladığımız yol olduğunu söyler. Bizi orada bekleyen eşkıyadan haberimiz yoktur, tehlikenin kucağına düşeriz, geldiğimiz yerden kaçarken şimdi karşılaştığımız yer tam bir hayal kırıklığıdır.

Göç hep devam eder. Erzakımızın tükenmesi bizi yarı yolda aç susuz bırakır. Karşılaştığımız her yeni iklimde değiştirebileceğimiz urbalarımız olmalı, açlıkla imtihan olduğumuzda karnımızı doyurabileceğimiz şeyler. Bütün bunların yola çıkmadan tedarik edilmesi gerekir. İnsanın hep karnı acıkmaz, hep bedeni üşümez. İnsanın kalbi de acıkır, ruhu da üşür. Bunların da ihmâl edilmemesi gerekir. Yola çıkmak bütün bunlar için bir hazırlık gerektirir. Bir gece ansızın evi barkı terk edip yollara düşenin durumuyla nereye nasıl gideceğinin farkında olan birinin seferi aynı şekilde işlemez. Biri karşılaştıkları zorluklara hazırken diğeri için her şey karanlık her şey muğlaktır.

Hayat bir yoldan çıkıp öbürküne dahil olmakla, bir havadan bir diğerine geçişle sürgit devam eder. Gittiğimiz yerlerde bizi bir karşılayan olmaz, bazen kendimizi biçilmiş ot gibi hissederiz. Kaynaklarımız gerilerde kalmış, köklerimiz sanki kurumaya yüz tutmuştur. Bize bir hafıza gerekir. Geldiğimiz yerde toprağı yeniden nasıl ekeceğimizin bilgisini kaybetmemek gerekir, çadır nasıl kurulacak, ateş nasıl yakılacaktır; bütün bunlar hafızadır ve göç telaşı bize kendimizi bile unutturur. Bilinmez neden yollara düştüğümüz, bilinmez önümüzde hangi hedeflerin ardı arkasınca sıralandığı hatta ne diye ve nasıl yer değiştirdiği.

Aslolan yolda olmaktır

Gitmek sonuçta kişisel bir tercihtir, oysa aslolan yolda olmaktır. Varacağımız yere kendimizi götürebilmemizin tartışmasız bir değeri var. Bedenimizle, ruhumuzla, kalbimizle orada olmak, kendimizi sağ salim bir yerlere atabilmek önemli. Bir yorgunluk her tarafımızı sarmış olmalıdır, görmekten duymaktan bir hâl olmuş, karşılaşmalardan bitkin düşmüş, sık sık kendimizi gözden geçirmekten bitap düşmüşüzdür. Bütün bir yolculuk bize kendimize başka hiçbir zaman yapamadığımız bir sorgulamayı dayatmış olmalıdır. "Nerede ne bıraktık?" sorusu peşimizi bırakmaz. Terk ettiklerimizin çetelesini yanımızda taşırız. Unutacaklarımız, hatırımızdan çıkarmayacaklarımız vardır.

Bir yolculuğun, bir göçün içinde doğarız. Bazılarımız bu seferlerden hep kârlı çıkar. Çıktıkları yolculuk onlara iyi gelmiştir. Bazıları için de sefer bir kaybediş mecrası olarak kalır. Yolculuklarını derinleştirenler olur, içerde yol alanlar için evren başka görünür. Fiziki dünyada yol alışların kazandırdıkları bellidir. İnsanın içe dönük seferleri uçsuz bucaksız bir dünyada devam eder. Gerçi bütün bunlarla nereye varılacağı belli olmaz ancak bu yolda açılan her kanat bizi yücelikler içinde bir daldan başka bir dala konduran bir zevk hâli yaşatır.

Elimizde bir göç haritası yoktur, uğradığımız hanlar kervansaraylar, geçtiğimiz dağlar tepeler sonradan işaretlenir. Yol hep olacaktır, yolculuk bir kader; oysa bizden beklenen istikameti sonuna kadar korumak ve varsa bir hasılası onu da ulu orta harcamamaktır. Çünkü yol mütemadiyen öğretir.