Çağını aşıp gelen bir dönem eleştirisi: Mîzânü'l-Hakk

Osmanlı bilgini Kâtip Çelebi'nin Mîzânü'l-Hakk isimli eseri 17. yüzyılın toplumsal tartışmaları hakkında yazılmış ve yazılmasıyla da ayrıca tartışmalara neden olmuş kıymetli bir eserdir. Yazıldığı dönemde Şeyhülislâm Abdürrahim Efendi'ye bu eserin şimdilerde "halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek" olarak bilinen bir suça alet olup olmadığı sorulmuş o da aksine bu eserin halkı birleştirici bir role sahip olduğunu belirtmiştir. Olumlu bir şeyhülislâm fetvası da olduğuna göre artık yavaş yavaş eser hakkındaki söyleyeceklerimize geçebiliriz.

Kâtip Çelebi, bu eserinde çok değişik konulara temas etmiş ve temas ettiği konularla ilgili tatmin edici ve güvenilir bilgiler vermiştir. Konular eserin kaleme alındığı dönemlerde epey tartışılmış hatta toplumsal ayrışmalara neden olmuştur. Gerçek ve güvenilir bilgiye ve kaynaklarına ulaşmanın zorluğunu ve kıymetini dikkate aldığımızda bu eserin ağırlığı anlaşılacaktır. Bu yönüyle Kâtip Çelebi'nin sözünü dinletme ve toplumu yönlendirme noktasında etkin bir kişilik olduğunu söyleyebiliriz. Bu büyük âlimin ele aldığı konular hakkındaki engin bilgilerinden yüzyıllarca faydalanılmış, bundan sonra da faydalanılmaya devam edilecektir. Çünkü kitapta geçen öyle konular var ki şekil değiştirse de yüzyıllardır tartışılmakta, sorulmakta ve hakkındaki tecessüs devam etmektedir. Bu anlamda meseleleri İslâmi açıdan değerlendirmeye gönüllü herkesin bu eseri görmesinde fayda vardır diye düşünüyorum. Kâtip Çelebi, ayetlerle, atıfta bulunduğu hadislerle, önemli isimlere ait sözlerle inandırıcılığı epey yüksek bilgileri hizmetimize sunmuştur.

Tartışma konuları ile beraber toplumun 17. yüzyılda neleri konuştuğunu, neleri tartıştığını da görmüş oluyoruz. Günümüzü düşündüğümüzde bazı hususlarda bir arpa boyu yol alınamadığını yani benzer tartışmaların devam ettiğini ya da yeniden başlatıldığını, bazı tartışmaların ise günümüze göre yüksek dereceli olduğunu söyleyebiliriz. Kâtip Çelebi, kesinlikle bildiklerini paylaşma, bu bilgilerden herkesi faydalandırma yolunu seçmiş ve anlaşılır ifadelerle kapsamlı olarak meseleleri izah etmiştir. İzahta bulunurken sözünü sakınmamış ve tarafını belli etmiştir. Buna örnek olarak yaptığı kıyaslamalar ve sarf ettiği sözler verilebilir. Kanuni döneminin ünlü şeyhülislâmı Ebûssu'ûd Efendi ile Birgili Muhammed Efendi arasındaki tartışmaları ve çekişmeleri bu çerçevede ele almış ve her ikisi hakkında da açık açık fikirlerini beyan etmiştir. Aynı şekilde devam niteliğinde Sivasî Efendi ve Kadızâde Efendi hakkında bilgiler verip bu ikisi arasındaki "güç mücadelesi"ni aktarmıştır. Özellikle bu iki bölümde hem Kâtip Çelebi'nin üslubu hem de fikirleri hakkında önemli notlar alınabilir.

Kâtip Çelebi’nin birbirinden farklı birçok konuda zaman zaman yol gösterdiği, zaman zaman bilgiler verdiği kitapta belirli konularda İslâmi kaidelere uygunluk esasları da tartışılıyor. Orhan Şaik Gökyay’ın taganni, Süleyman Uludağ’ın teğanni olarak bahsettiği nağme ile seslerin tekrar edilmesi hususunda arada bir bizlerin de aklına gelen şarkı dinlemenin hükmünden bahsediliyor. Aynı şekilde raks yani dans hususunda da Kâtip Çelebi’nin sadece fikirlerini değil verdiği teknik bilgileri de okuyoruz. Bu bilgilere örnek olarak bedenin hareket etmesinin ruha olan faydaları verilebilir. Ayrıca tahsile yeni başlayan talebelerin okurken başlarını sallamaları raks olarak değerlendirilmiş ve bunun beyni dengeye getirip fikir gücünün artmasına yardımcı olduğu belirtilmiştir. Elbette konu burada bırakılmıyor devamında başka açıklamalar yapılıyor. Ancak belirli konuları kısa kısa anlattığı gibi sayfalarca aynı konudan bahsettiği de olmuş. Mesela tütün konusu böyle bir konu. Zamanımızda günahından sevabından çok cebimize ve bedenimize verdiği zararları tartıştığımız bu konu hakkında Kâtip Çelebi, uzun uzun açıklamalar yapıyor. Tütünün ortaya çıkışı, kullanımı, Osmanlı ülkesinde Sultan IV. Murad zamanında yasaklanışı ve bu yasaklamanın zor kullanılarak hatta öldürülerek uygulanışı gibi konulara temas ediyor. Tütünün bu macerasından sonra tütün hakkındaki ihtimallerden bahsediyor. Bu ihtimaller arasında elbette tütünün haram olup olmadığı tartışması da yer alıyor. Hakkında verilen fetva, onun geçerliliği, fetvayı veren kişi hakkında söyledikleri gerçekten çok ilginç. Kâtip Çelebi’nin ne kadar ağır sözler söyleyebileceğini bu başlık altında gayet güzel görmüş oluyoruz. Munis yönüyle tanıdığımız bu âlimin yeri geldiği zaman söylemiyormuş gibi yapıp en ağır sözleri sarf edebilen bir kişi olduğunu bir kez daha hatırlıyoruz. Tütün konusunun devamında kahve ve diğer keyif verici maddelerin kullanımına ilişkin de izahta bulunuyor.

Kitabı okudukça bazı konuların doğruluğunu ve yanlışlığını hiç düşünmediğimizi ve hatta bu konuları hiçbir şekilde hatırlamadığımızı anlıyoruz. Dünya hayatının hırslarına kurban edilmiş bir ömür yaşayanlar en azından hatırlama babında bu kitabı görmeli. Çoğumuzun otomatik olarak katıldığı ya da hiç duymadığı ve belki de unuttuğu konulardan biri Peygamber Efendimiz’in adı geçince salâvat getirmenin ve ashâb-ı kiram zikredildiğinde “radiyallâhu anh” demenin gerekli olup olmadığı konusudur. En hızlısından sürdürdüğümüz yaşamımızda böyle konulara yer ayırmayı unuttuğumuzdan ve gerekli bir vecibeyi dini özgürlükler çerçevesinde değerlendirmeye alıştığımızdan belirli noktaları görmezden geliyoruz. “Tasliye ve Tarziye Hakkında” isimli bölümde anlatılanlardan alınacak dersin de bu olduğunu düşünüyorum. Belki yer kaldıysa zihnimizde yeni yaşam düzeninin dayattığı düşüncelerin dışına çıkma fırsatını bu yolla buluruz.

Kabalcı Yayınevi’nden çıkan Mîzânül-Hakk ya da uzun adıyla Mîzânü’l Hakk Fî İhtiyâri’l-Ehakk kitabının günümüz diline çevirileri Türk edebiyatının önemli isimlerinden Orhan Şaik Gökyay ve ilahiyatçı Prof. Dr. Süleyman Uludağ tarafından ayrı ayrı yapılmıştır. Kitapta her iki çeviriyi ve sonunda eserin tıpkıbasımını bulmak mümkündür. Dileyen hepsini ayrı ayrı ya da birlikte okuyabilir. Aradaki teknik farklılıklar ayrıca belirtilmiş, özellikle dipnotlarla gerekli açıklamalar yapılmıştır. Biraz tarih merakı olan herkesin kolaylıkla okuyabileceği bu esere hem Orhan Şaik Gökyay hem de Prof. Dr. Süleyman Uludağ çevirileriyle ayrı ayrı basılmış kitaplar olarak da ulaşılabilir. 

YORUM EKLE

banner26