Cafcaf'ı en az İHLliler takip ediyor!

Yaklaşık bin tane öğrencisi olan İnegöl İmam-Hatip Lisesi mezunu olarak, halen orada öğrenim gören okuldaşlarım arasında kimlerin Cafcaf'tan haberi var, kimler takip ediyor, takip edenler ne düşünüyor, düşünenler ne öneriyor öğrenmek üzere bir kaç kardeşimle Cafcaf üzerine konuştuk. Aslında o gün birçok şey üzerine konuştuk ancak, konumuz Cafcaf olduğu için çok genişletmek istemiyorum. İnegöl İHL'lilerin kültürel açlıklarına aperatif bir şeyler düşündük o gün.

Gençlerin mizaha olan düşkünlükleri, malumunuz, büyüklerinkinden fazladır. Çizenler, gençler arasında ayrı bir kıymetlidir. Çizilenler ayrı bir kıymetli... Büyükler bir karikatür dergisini ellerine aldıklarında bir “ürün”e bakar gibi bakar. Kaliteli kuşe kâğıt mı, saman kâğıdı mı? Çizilenler mantıklı mı, hayal ürünü mü? Mizah dergisi büyükler için böyleyken, gençler içinse bir beklentidir. Gülümsemek niyetiyle aralanır her mizah dergisi. Usta işi espriler, yamuk yumuk kafalar, kocaman ağızlar, iri iri gözler beklenir.

Ben de sordum takipçilerine: “Bir mizah dergisinden neyi beklersiniz?” (Gençler bizim medeniyet dünyamıza sağırlaştırılamamış gençlerden olunca korkmadım tabii alacağım cevaplardan.)

Bu âlemde tutunmak zorken…

Meryem Naz Memiş dedi ki; “Abla ben aslında bir mizah dergisinden sadece boş boş gülmeyi beklerdim. Cafcaf'a kadar... Cafcaf çıkalı bizler için gülmek de bir anlam kazandı. Tebessümle de barıştık.” “Sloganı 'Tevazuundan çatlayan dergi!' değil mi bu CafCaf'ın?” dedim. Yani tevazu gülüşte de hâkimdir. Tebessüm etmek ve düşünmek kâfidir. Bu sebeple Cafcaf'ta buluyorum bir mizah dergisinde arayacaklarımı.

Laf arasında birçok şey konuşuldu aslında. Dergiler karıştırıldı, gözden bir şey kaçırmamak adına. Ne kadar güzümüzün nuru olsa da eleştiride adalet haktır diyerek. Sonra söze Reyhan girdi, Reyhan Çetin. “Dergiyi ilk okuduğum günle bu gün arasında dağlar kadar fark var. Bir yönüyle Meryem'e katılsam da başka yönüyle de gülmeyi bekliyorum mizah denince. Mizah çünkü zekânın yan ürünüdür. Matematik gibidir ama sözle söylenir, o yüzden sözele girer. Çizerdeki çizim kabiliyeti yetmez yani. Bizim için okumalı, bizim için zihin jimnastiği yapmalı... Bunu yapabilen çizerlerin en çok olduğu dergi Cafcaf. Ne Uykusuz, ne Penguen bu konuda çaba sahibi. Gırgır'ı saymıyorum bile.”

Biz aramızda uzun uzadıya bunlar üzerinde konuşurken Kübra kardeşimiz geldi. Kübra Çalış. Hanım abla okulumuzun kültür mantarlarından... Ancak kendisi mizahtan yana beklentileri olan biri değildi. Ama böyle bir kitap kurdunun da fikrini almak istedim. Sordum “Cafcaf'ı bilir misin?” deyü. Meğer hem bilir hem çok severmiş. Sorduğum gençler arasında en çok istifade eden de oymuş. “Bilirim” deyip oturdu yanımıza:

“Cafcaf hoş bir dergi. Derdi güzel, kaygıları güzel... Hadislere ve sahih düşüncelere dayalı ‘bizden’ bir dergi. Geçen gün Dunyabizim.com'da ‘Karikatür âleminde tutunmak zor’ konulu bir haber okudum abla. Bunca tutulan, bel altı esprilerden geçilmeyen, mahallesini kaybetmiş gençleri güldüren dergiler bile tutunamazken, namusuyla her ay düzenli olarak çıkan İslamcı bir mizah dergisinin olması beni rahatlatıyor. Çünkü bunu bir adım olarak görüyorum ben. Madem zamane şartlarına ayak uydurmak zorunda kalıyoruz. Madem elimize öyle ya da böyle bir dergi geçiyor, bu dergi ancak Cafcaf gibi bir mizah dergisi olmalı. Yeterince entelektüel ilgisi olmayan gençler elbette derginin seviyesini kavrayamıyor ama yani o gençlerin seviyesine insin diye cahil bir Cafcaf'a gerek yok. Bu hali fazla iyi bence.” dedi ve sohbetimize çizerler üzerinden konuşarak devam ettik.

Hangi çizeri beğeniyorlar?

“Sen en çok kimin çizimlerini ve esprilerini beğeniyorsun?” diye sordum kızlara. (Tam burada koptuk gülmekten. Çünkü aynı anda herkes dergiyi kurcalamaya başladı. Hüsn-ü zanda bulunup düşündüm o an. “Vay be” dedim. “Demek karar vermekte güçlük çektiniz, bir daha bakacaksınız.”)

Meryem, “Gülsüm Kavuncu'yu beğenirim ben” dedi. “Neden?” sorusunaysa şöyle cevap verdi: “Gülsüm'ün çizimleri benden bir şeyler gibi. O da kız ben de, o da örtülü, ben de... Bir de değindiği konular, hayatımdan kesitler gibi... Gülsüm’ün çizimleri beni güldürüyor doğrusu” dedi.

Reyhan, “Bence Yasir...” dedi. “Yasir Buğra Eryılmaz’n çizim tekniği diğerlerinden ayırt edilebiliyor. Bir de tarzı çok ilginç. ‘Geyik’ diyor, ‘hebenneka’ diyor mesela köşesinin ismine. Bazen kendisini çizmesi filan samimi geliyor, daha çok gülüyorum.” dedi.

Kübra ise tam kendisine göre çizerleri seçti. Yusuf Kot ve Faruk Günindi. “Neden?” soruma ise çok yerinde ve hoş bir cevap verdi. “Bu abilerin çizimleri, konu olarak da çizim tekniği olarak da diğerlerinden çok farklı bence. Kesinlikle Türkiye'nin en zeki çizerleri Yusuf Kot ile Faruk Günindi. Hayat tarzları, 3 gün açlıkları, sade hayatı savunmaları çok iyi. Özellikle şeytanın verdiği vesveseler üzerine çizdikleri ve kendi aralarındaki diyaloglar çok hoşuma gitti geçende. En çok onlar beni güldürüyor ve düşündürüyor.” dedi.

Ellerinden gelenin en iyisi bu değil

Cafcaf üzerine böyle konuştuk o gün. Bir kaç yıl önce sınıf arkadaşım vasıtasıyla tanıştığım Genç dergisinin eki olan bu dergi aslında ilk ve son çizim gönderdiğim dergidir benim de... O zamanlar dergiye çizimler gönderiyordum. Sonra baktım sadece çiziyorum, düşündürtmüyorum, güldürmüyorum... Bıraktım çizmeyi. Ama çizerlerini çok iyi anlıyorum ve ellerinden gelenin en iyisi bu olduğuna yine de inanmıyorum. Anlıyorum; çünkü sadece çizmiyorlar, tek görevleri bu değil, tek üzerine titredikleri konu değil, olması da mümkün değil. Ellerinden gelenin sadece bu olduğuna inanmıyorum; çünkü bazen öyle zirve espri ve çizimler yapıyorlar ki; bizler daha iyisini beklemeden yapamıyoruz.