Burhan Sakallı'dan bir ilk kitap: Yol Yarılar Bizi

Burhan Sakallı ile tanışıklığım çok eskilere dayanır. 1996 yılında çıkardığımız Martı Dergisi’nde şiirleri yer almıştı. Ben de Sakallı’nın çıkardığı Aşiyan Dergisi’nde şiirler yayınladım. Yani dergilerle ve şiirlerle kurulu bir dostluğumuz var. Gıyabi tanışıklık dergiler aracılığı ile devam etti. 11. Mevlana Şiir Akşamları’nda da yüz yüze tanışma fırsatımız oldu.

Dergilerdeki şiirlerinden sonra şimdi bir ilk kitap ile karşımızda Burhan Sakallı. Loras Yayınları arasında çıkan “Yol Yarılar Bizi”, yazma serüveni çok eskilere dayanan bir şairin şiir durağı olarak görülebilecek kıymetli bir eser olarak gönül hanemize konuk oldu.

Şiirlerine aşina olduğum bir şair Burhan Sakallı. Sözü yormadan, şiiri imgeye boğmadan, yüreğinin sesiyle kuruyor şiirini. Lirik bir seslenmenin beslediği şiirler okuyoruz onun kaleminden. Kendi toprağının sesini dize dize sunuyor şiirinde.

Üç bölümde üç hayat

Kitap üç bölümden oluşuyor; İlk Günler, Art Arda Gelen, Şimdiki Zaman. Üç bölümün adında da geçip giden zamana bir gönderme var. Kitabın ismi de “Yol Yarılar Bizi” olunca bütün parçalar yerli yerine oturuyor.

Ömür geçiyor, zaman en koyu çizgisini hayatımızın tam orta yerine çizerek ilerliyor. Acılar bırakmıyor yakamızı. Sakallı’nın şiirinin coğrafyası çok geniş. Bir eli Anadolu’da diğer eli dünyanın acı çeken coğrafyalarında hüzünler biriktiriyor.

“baksana karşı kıyılarda bahar
kanar ellerim bir orta doğu kırmızısı
zeytindağı’nın erken büyüyen ve erken ölen çocukları kadar
sızısı bitmez kalplerimizde tehcir
kalbimiz ne çok muhacir”
(s. 57)

Şarkıların insan ruhuna dokunan birçok etkisi vardır. En çok da insana tercüman olur şarkılar. Derdine, sevincine, hüznüne, geçmişine, bugüne şarkıların dokunan bir yanı vardır. Cihan Aktaş’ın “Yükümü Hafifleten Şarkılar” isimli yazısını okuyunca içimde çınlayıp duran bütün ezgileri şimdi Burhan Sakallı’nın aynı isimli şiirinde de duydum. Gitmek, kalmak, direnmek, ölmek, yaşamaya çalışmak ve hepsini omuzlayan şarkılar.

“hayat biraz da yetişememektir
hiçbir şeye yetişememek
bir azizenin son günü kadar
menzil ırak, yol uzun
dilimde yükümü hafifleten şarkılar”
(s. 49)

Bugünlerde dünya mülteci sorunu ile boğuşurken; Burhan Sakallı, sık sık insanın dünyadaki yerini işaret ediyor. Hepimiz bu geçici dünya hayatında bir mülteciyiz, bu kesin. Sürgünlüğümüz devam ediyor.

“rüzgârla iyi geçinmek gerek
göçmen ve mülteci kalbim
bana kalbini göster” (s. 48)

“dünyaya daldım sevgilim unuttum yine seni
unuttum bu dünyada muhacir ve mülteci olduğumu”  (s. 52)

“yerimiz yok atlaslarda
ismimiz gelip geçici
kalbimiz ne çok mülteci” (s.56)

Art arda gelen

Art Arda Gelen bölümü; mevsim geçişi gibi, rengârenk. Mart Neşideleri, Nisan Gazeli, Eylül, Ekim, Aralık isimli şiirler yer alıyor bu bölümde.

Zaman en çok da kendini mevsimlerde gösteriyor. Dallara takılıp kalan her renk ayrı bir rengin sözcülüğünü yapıyor. İnsan da sürüklenip duruyor geçip giden mevsimlerle birlikte.

“mart en haylaz çocuğu mevsimin
nisana âşık olduğu gün gibi aşikâr” (s. 35)

“gün bitiyor takvim tükeniyor
takvimde ekim
gün bitiyor takvim tükeniyor
yüreğimde on yedisinde bir devrim” (s. 41)

Ve Kudüs

Kudüs; kalbimizin başkenti. En çok da hüznünden vuruluyor Kudüs. İçimize derin bir yara bırakıyor göğünde uçamayan kuşlar.

Burhan Sakallı’nın birçok şiirinde Kudüs’ün yankısı kendini hissettiriyor. İsmi geçmese de seslenmelerden bir Kudüs çıkarıyoruz biz. Kudüs Gazeli şiiri de kitapta bir dua niyetine, umudu diri tutarak sesleniyor ümmet coğrafyasına ve Kudüs demek çok yakışıyor Burhan Sakallı şiirine.

“bir dağ büyüyor içinde, belki güneş doğar
hepimizi kendine mecnun eden bir leyla büyür
yine galip gelir mi demire ve çeliğe bir davut duası
ansızın bir mabet ölür…” (s. 67)

Burhan Sakallı’nın uzun yıllar devam eden şiirsel serüveni, bu ilk kitap ile ete kemiğe bürünmüş oldu. Bir şairin, sesini, soluğunu ve dünyaya bakışını göreceksiniz bu şiirlerde. Şairlerin sesine ses veren Sakallı’nın şiir sesine kulak verelim.

“kırıp dökülsün aşklarımız sen yine sevdiğini söyle
çünkü en çok şairler susunca ölür çocuklar” (s.51)

YORUM EKLE

banner26