Burası ‘Döngel Dünya’

2005 yılında “Dönüşsüz Yolculuklar Kitabı” ile Yunus Nadi Öykü Ödülüne layık görülmüş olan Ethem Baran’ın son öykü kitabı “Döngel Dünya” Sait Faik Abasıyanık Hikaye Armağanı’nın sahibi oldu. Baran deneme, eleştiri gibi metinler de yazıyor olmasına rağmen eserleri roman ve öykü şeklinde kitaplaştırılmış. Özellikle öyküleri incelemeyi sevdiğim için Ethem Bey’in kitabını da büyük bir keyifle kelime kelime incelemeye aldım. Burada yalnızca bir kısmını sunmakla kifayet edecek, inşallah “Yazarlık Atölyesi” derslerimizde onda ne gördüysek öğrencilerimize aktaracağız.

Kitaba ismini veren ilk öykü Döngel Dünya’da özellikle ilgimi çeken unsur şöyle:  Anlatıcı, henüz ikinci cümlede “çoktan ölmüş annesini” ifadesine yer vermesine rağmen satırlar boyu bize bu hali -hayali- tarttırarak “Anne ölü mü diri mi?” diye sordurtuyor. Burada gerçekçi bir sahneleme söz konusu ve usta bir kalemin hiç oyuna girmeden merakı canlı tutan yöntemine hayran kaldığımı belirtmek isterim. Hikâyede derinliği sağlayan, okudukça resmin tamamını görmek için bizi dürten cümleleri var Baran’ın:

“Pencere köpük köpük çiçek açmıştı.”

“Sesinin açtığı boşlukta döndü Afiye.”

“Babası ölünce… ( Zekeriya) çocukluk ve gençliğinin karanlığına yerleşmişti.”

“Ağaçların ağartısına karışmışçasına uzaktan, belli belirsiz gülümsüyormuş da…”

“Bardakları iyice küçülmüş suskun kahvelerin…”

“Döküntü çiçeklerin üzerinde tekerlek izi bırakarak bahçe kapısından çıktılar.”

“…akmayan zamanın genişlettiği boşluğa bakıyorlardı.”

Uzun, upuzun cümleler kuruyor, buna rağmen akıcılığı sayesinde bölünmeden seyre dalıyoruz metni: “Afiye çocukluktan anneliğe, ninelikten dulluğa kimi zaman susup yutkunarak, kimi zaman da o kurumuş göz pınarlarından nasıl düştüğü anlaşılmayan gözyaşlarını yemenisinin ucuna emdirerek kendi sesinin izinde dolaşıp dururken, tekerlekli sandalyesinin üzerinde, daracık odaya sığdırdığı dünyayı seyre koyulmuştu.”

Boşlukta dönüp duran, yenilenen dünya

Eserde,  ‘Kuşlar, sigara dumanı ve gölge’ gibi yazarın sıkça kullandığı kelime ve görüntüler göze çarpıyor. Özellikle “boşluk” kelimesi kitap boyunca yerleştirilmiş bir imge. Bunu “Döngel Dünya” başlığı ile birleştirdiğimizde boşlukta dönüp duran, yenilenen “Yeni Dünya” anlamları çıkıyor. Döngel’in kelime itibariyle gülgillerden mayhoş ve dikenli bir meyve ve eğri, düzgün olmayan gibi anlamları var. Hayatın eğriliklerini yansıtan “Yamaçta Yağmur Var”, “Göğün Yenisi”, “Kuşlar”, “Alamadım Eyvah” gibi hikayelerde bu anlamda bütünlüğü fark ediyoruz.

Şiirsel tekrarlarla leit motif yapıyor Baran:

“Tekerler dönüyor dönüyordu. Hem de ne dönüyordu.”

“…herkesle alay eden arabanın şimdi capcanlıymış gibi duran hayaline bakarak kapıyı tıklattı da tıklattı. Hem de ne tıklattı.”

Baran, kullandığı kelimeleri kesinlikle gelişigüzel seçmiyor. İkinci öyküden bir örnekle devam etmek istiyorum söze:

“… muhtarın ikram ettiği ayranın kalıntılarıyla dolu bıyığını sıvazladı ‘sırtından indirdiği yorgunluğa yaslanır gibi’ tahta iskemlenin arkalığına dayandı.” metinde dile getirilmese de kahramanın sırtında bir küfenin ağırlığını hissettiriyor bize.

Eserde halk ağzı kelimelere de yer verilmiş. Belli bir okuma zevkine erişmiş kimselerin daha çok tercih edeceği kitap, gerekirse ara ara sözlüğe bakmaya da değer. Özellikle  “Yabandan Gel Yabandan” öyküsünde “Ağrı Dağı Efsanesi” lezzeti alıyor, Neşet Ertaş ve bozlak eşliğinde okunmalı diyoruz:

Merdim merdim olmak

Küşümlenmek

Zurbazurba keklikler

Keskenmek

Çıngı

Uğunmak

Göbel

Zilgir

Baran’ın kaleminde Hasan Ali Toptaş’ın sesini de duyarız:

“Muhtar, komutanın bıyığına bulaşmış ayran kalıntısını hayalinde silmekle meşguldü.”

“Derken yola koyulmaya yeltenen diğer İlyas’ı kolundan yakalayıp durduruyordu.”

Toptaş’a olan beğenisini “Kuşlar” öyküsünde açıkça verecektir zaten. Toptaş’ın öykülerini ince ince elden geçirmiş bir eğitmen olarak Baran söylemese de karakterlerin bölünmüş, dışarıdan kendini seyreder halinden sezebiliyoruz bunu.

Psikolojik tasvirler oldukça başarılı

Psikolojik tasvirler oldukça başarılı: Büfenin dar penceresinden perişan bir ışık yansıyordu dondurma dolabıyla cips paketlerinin üzerine.” Perişan olan hikâye kahramanıdır.

Ethem Baran’ın hikayelerinde; kahramanların camdaki aksi, çaydanlıktaki ters yansımaları, geçmişin sesleri, zıtlıklar- hareket memuru ve durgunluk, rutin döngü- sesi duyan değil, sese bakan insanlar, isimsiz ve ne iş yaptığı bilinmeyen yolcular, derin psikolojik yaralar-travma-,ağır ve detaylı gözlemler, geriye dönüşler, iç çözümlemeler- kar adamın içine yağıyordu aslında-dua, sure gibi dini figürler, insanı yakalayan evrensel ifadeler- o yürümüyor da tepelerle yoluk ağaçlar yanından yöresinden geçiyor gibi gelirdi- beklenmedik sonlar- Kuşlar-, etkileyici son vuruşlar- Üç İyidir- “yolun kendi kendini silmesi” gibi sonsuzluğa uzanan meçhul, silik bir boşluğu sezdiren ifadeler bulunuyor. Zamanın hapsolunuşu, karanlığın yuttuğu çıraklar, sesini yutmuş çıraklar ve korku… Boşluk, kimi zaman ölüm beyazıdır, kar beyazıdır:

 “Raylardan ayrıldığında göz açtırmayan beyaz bir boşluğun ortasında bulurdu kendini.”

Kar onun metinlerinde: ‘Dünyanın bütün ölülerini örten bir kefen’dir.

“Alamadım Eyvah”da baba olmayı bilmeyen bir adam söz konusu. Zımbırtı, söktürmem, ağbi kelimeleri öyküyü yürüten tekerlekleri oluşturuyor. Bu da benden olsun:” Hem de ne yürütmek hem de ne!” Yalnızca bu öykü için sayfalarca özellik sıralamak mümkün.

İleri-geri dönüşler, bir halı üzerinden zamanın ve psikolojik atmosferin yansıtılması-“İkindi ışığı akşamın acemi renklerinden birini kapıp halının desenlerine aktı, halının yaprakları titredi.”-

Bir sigara bile rastgele içilmez Baran’ın eserinde:

Sayfa 27’de -sinirli- bir adam sigarasını kemirir.

Sayfa 49’da -Despot, bencil bir baba- sigarasını somurur.

“Babam Terzi Ben Çocuk” isimli öykü gerçek hayattan esinlenmiş gibi duruyor. Öykü sonlandırılırken bir zorluk hissediyoruz. Ama sonra, “Bir insan susunca, sesi içinde dolaşmaya başlıyordu…  “Dünyayı anlamak için susmak yetiyordu.” deyince bunun hem bir babanın hem de anlatıcının susması olduğunu anlıyoruz. “Ey okur sen de sus ve anla!” söylenmeyen mesajını alıyoruz efendim.

Yazarın kalemi kime mi benziyor? O usta bir kalem ve eserlerinde Toptaş’ı, Sait Faik’i- Denizdeki Köşk-, Mustafa Kutlu’yu- Radarcı Raci’de-, sosyolojik ironisiyle Aziz Nesin’i anımsatıyor diyebiliriz. Bana kalırsa; yerli-yabancı tüm usta kalemlerin pek çok özelliğini taşıyan deneyimli, yetenekli, usta bir kalem olarak Ethem Baran, özgündür ve kesinlikle kendi çizgisini oluşturmuştur. Kaleminiz daim olsun efendim.

YORUM EKLE