Burak Ş. Çelik’ten ilk şiir kitabı Barışta Elverişsiz

İlk kitapları okumayı ve ilk kitaplar hakkında yazmayı çok önemsiyorum. Yaşanan ilk heyecanı şairle ve yazarla birlikte yaşamayı da değerli buluyorum. 

Burak Ş. Çelik; dergilerde şiirlerini ve çeviri şiirlerini okuduğum bir şair. Hece Yayınları’ndan çıkan ilk şiir kitabı Barışta Elverişsiz ile şiirlerini bir araya getirmiş oldu. Bir ilk kitaba göre sıkı şiirler karşılıyor bizi. Bunun sebebi, Çelik’in şiire mesai harcayan bir şair olması. Şiirini ve şair duruşunu dergilerde olgunlaştıran bir şairle karşı karşıyayız.

Özellikle ilk kitaplarda şu kıstasa çok önem veriyorum. Hiçbir yerde görünmeden bir kitap ile meydana çıkanlara çok da rağbet etmiyorum, edilmemesi gerektiğini de düşünüyorum.  Hangi derginin olduğu çok da önemli değil. Dergilerde şiirini besleyen, şiirini hizaya çeken şairlerin sağlam kurulmuş şiirleri ile karşılaştığımda da bu fikrimin doğruluğuna bir kez daha inanıyorum. Süreli yayınlarda yazıyor olmak, kat edilmesi gereken bir aşamayı da beraberinde getiriyor. Burak Ş. Çelik, dergilerle irtibatı güçlü bir şair. Barışta Elverişsiz böyle bir şairin kitabı.

Biraz arabesk biraz milli biraz Frenk

Burak Ş. Çelik’in Barışta Elverişsiz kitabını özetlemek için “biraz arabesk, biraz milli, biraz Frenk” demem yeterli olacaktır. Bu isimde bir şiir var kitapta. Lirik temrinlere rastlıyoruz dizeler arasında. Biraz arabesk damarını yoklayan dizeler bunlar.

Güneş tutuyor sevgilim parmaklarımdan
Bıraksa kıyamet kopacak
Savrulacak öfke ve zaman
Savrulacak  sokağı balkona bakan şehir

Çelik’te milli duruş daha çok memleket merkezli bir sese sahip. Elazığlı bir şair Çelik. Ait olduğumuz coğrafyanın doğusuna içten göndermeler var şiirlerde.

deniz bulunmaz bizim oralarda
şart değilmiş şarkta
süt beyaz teniyle hiçbir martı kıramadı
yumurtasını çatlatarak
serçelere atarız biz ekmeğimizi
tüylü unlu doğurgan ellerimizle
incitmeden, kırarak

serçe de sayılır değil mi tanrım

Ve Frenk. Burak Ş. Çelik; Almanca, İngilizce, Fransızca, Zazaca ve Kürtçe bilen bir şair. Şiirlerde karşımıza çıkıyor Çelik’in batı dillerine olan yakınlığı. Dergilerde çeviri şiir ve metinleriyle de yer alan bir şairin şiirine de yerleşiyor dillerle olan ünsiyeti.  “Non Bıs In Idem Ellerimi Çöz Kardeşim” ve “Non Je Ne Regrette Rıen” de şiir başlığında karşımıza çıkabildiği gibi bu tarz ifadeler, şiirin içinde de kendine yerli bir yer edinmek için bu kullanımların dizelerin arasına süzüldüğüne de şahit oluyoruz;

hem qui nasce il fiume sacro ai destini di roma
yazar kaynağında
roma’dan bile kutsaldır yani

Özgün bir hayatın sesi var şiirinde

Şiirin ne olup olmadığına dair çokça öznel tanımlamalar yapılsa da “özgünlük” kavramının ilk sırada yer almasını dikkate değer bir kıstas olarak görüyorum. Yaşadıklarımızdan şiirler devşirirken onları kendi şairane kimliğimizin rengine boyadığımız müddetçe şiirimizin varlığından söz edilebilir. Olanı, yaşananı kendi sesiyle seslendirmektir esas olan. Burak Ş. Çelik’in şiirinde bu ses kendini güçlü bir duyarlılıkla hissettiriyor. Günlük hayatı sesinin ahengini katarak birleştiriyor şiirinde.

yine de düşeceğim gecenin soluk çehresinden
çıkmayacak tenimin toprak kokan payesi
Gün süzülürken akşamüzerinden
Belediye otobüsleri geçiyor yamalı asfaltlardan

Şiir müfredata karşıdır

Şairin ve şiirin bütün çizgilerden çıkmaya meyilli bir ruh halinin olduğu doğrudur. Bunu şair, hayatın onu sürüklediği mecrada kendiliğinden yapar. Yani şairaneliğinin bir sonucudur bu. Burak Ş. Çelik kitabın ilk şiirinde müfredata başkaldıran bir 657’nin huzursuz kalbine davet ediyor bizi. Bir öğretmenin şairliğiyle memuriyeti arasında kalan ruhunun cenderedeki haline şahit tutuyor bizi.

Anadolunun kuzey noktasında şark hizmetinde
Yaşamaktan canı çıkmış bir öğretmen ben
Şairliğim uzak okuttuğum derslere

Yağmur yağsın ben teperken uzunca yollar
Yıldırımlar düşsün adımın şanından
Var elbet bu çilentiyle münasebeti çilemin ben
Anadolunun kuzey noktasında şark hizmetinde
Yaşamaktan canı çıkmış bir öğretmen

Kanunlara,  yönetmeliklere, asık yüzlere karşı tavrını koruyor şair. Ankara’da yaşıyor olmanın vermiş olduğu ağır beton kokusunun şiire sinmesi bu.

Benim tenim ısınmaz ölsem de benim yüzüm
Ateşe tokattır günde beş milyon kez
Devlet gibi ciddi devlet gibi asabi
Ve devlet gibi

Valiz sesleri Ankara sokaklarında
İniliyor bakanlıklardan hülasa
Günler sayılıyor palas pandıras
Yutuyor şehir tüm vadileri yarıklarından
Kumarhaneler dolup boşalıyor
Devam ediyor kavgamız kaldığı yerden

Burak Ş. Çelik’in Barışta Elverişsiz’i, günümüz şiiri adına umutlanmamızı sağlayacak bir kitap olarak edebiyat dünyamızdaki yerini aldı. Bu iyi başlangıcı devam ettirmesini diliyorum Çelik’in; tüm mevsimlerde, “barışta elverişsiz seferberlikte çeltek” bir duyarlılıkla.