Bulgaristan izlenimleri- 1

İnsan hayatını nerede idame ettirirse dünyayı da oradan ibaret sanıyor. Gezdiğimiz gördüğümüz yerler hayata bakışımızı etkiliyor. Bu gerçek çok okuyanın mı yoksa çok gezenin mi daha iyi bileceği meselesini akla getiriveriyor. Hiç şüphesiz ikisi de gerekli; okuyup gezenler ya da gezerken okuyabilenler en kârlı olanlar olmalı. Gezmek de bir okuma tecrübesi değil mi ki! Gezerken farklı hayatları, farklı mekanları, farklı deneyimleri okuruz zirâ. Yeni gördüğümüz mekanlar bazen hiç aklımıza gelmeyenleri bize düşündürür, bazen elimizdekinin kıymetini bilmek gerektiğini öğretir bazen de kendimizdeki kusurla bizi yüzleştirir.  Yunus’un tabiriyle tanış oluruz bu tecrübe sayesinde; kendimizle, bizle ve diğeriyle.  

Nüvvab’ın kuruluşunun yüzüncü yılı münasebetiyle gittiğimiz Bulgaristan’dan bu anlamda heybemizi doldurup geldik. Yeni mekanlar, yeni simalar, yeni hikayelerle tanış olduk. Burada görüp işittiklerimizin bir kısmı yüreğimizi sızlatsa da Müslümanda asla kaybolmaması gereken vakar ve umudun en zor şartlarda bile nasıl korunduğunu ve filizlendiğini yakinen müşahede ettik. Hâlen süreçler çok zor ve imkanlar kısıtlı; lakin yürekler kocaman, başlar da dimdik. Türkiye’nin ve Türkiye’den oralara giden insanların samimi ve özverili gayretlerinin bunda çok büyük bir payı var hiç şüphesiz.

Daha Türkiye’den çıkmadan bize gönderilen bilgilendirme mesajıyla başladı tanış olma süreci. Bu mesajda Bulgaristan’da dikkat edilmesi gereken en önemli şeylerden birisinin oradaki Türklerle konuşurken “Bulgar Müslümanları” veya “Bulgar Türkleri” tabirlerini kullanmaktan sakınmak olduğu ifade ediliyordu. Doğru kullanımın “Bulgaristan Müslümanları” ya da “Bulgaristan Türkleri” şeklinde olması gerektiğini yine bu mesaj sayesinde öğrenmiş olduk. Bu ince ama önemli ayrım, orayı kendilerine vatan bellemiş Osmanlı bakiyesi Türklerin dinlerini ve kimliklerini muhafaza noktasında ne denli hassas olduklarını göstermek bakımından dikkat çekici. Bu hassasiyeti orada bulunduğumuz dört gün boyunca biz de gözlemlemiş olduk.

Bulgaristan’da Filibe, Kırcaali, Razgrad, Şumnu, Eski Cuma, Silistre, Dobriç, Burgaz ve Rusçuk Türklerin yoğun olarak yaşadığı başlıca şehirler. Biz bunların içinden sadece Şumnu’yu görme imkanına sahip olduk. Şumnu’ya giderken ise günümüzde şehir merkezinde olmasa da kenar mahallelerde Türklerin yaşadığı Yambol şehrini ziyaret ettik ve akşam namazını “Eski Cami”de kıldık. Osmanlı tarafından Balkanlar’da ilk inşa edilen camilerden biri olan bu cami günümüzde Yambol’da ayakta kalan maalesef tek cami. Diğerlerinin tamamı yıkılmış, Eski Cami de büyük bir tahribat görmüş. Aslen medrese, bedesten gibi farklı yapıları ihtiva eden ve külliye özelliğine sahip olan bu yapının ne hazindir ki bugün hiçbir asli bileşeni ayakta kalmamış. Hatta şadırvanını dahi yıkmışlar. Bugün caminin son cemaat yeri hem lavabo hem de abdesthane olarak kullanılıyor. Cami dışında sadece bir bedesten bugüne ulaşmış, onu da iş bilmez birkaç kişi zamanında Bulgarlara satmış. Komünist dönemde cami ibadete kapatılmış; depo ve cephanelik olarak kullanılmış. Rejimin çöküşünün ardından 1991’de cami, Müslümanlara iade edilmiş; ancak iade öncesinde komünistler tarafından içinde yangın çıkartılmış. Cami cemaati ise kendi aralarında para toplayıp bütün camiyi beyaza boyamış, bu nedenle de camide hat yazıları ve tezyinatlar boya altında kalmış. Hâlihazırda cami çok ufak bir tadilat görmüşse de bir duvarında ciddi bir göçük riski bulunmakta, boya altında kalan yazılar da gün yüzüne çıkmayı beklemektedir. Oradaki cemaat ki çoğunluğu bilinçli gençlerden oluşuyor, cami imamının da gayretiyle kendileri ciddi bir meblağ para toplayarak bir restorasyon projesi çizdirmişler. Şu an proje onay aşamasında; lakin proje onaylansa bile bunun hayata geçirilmesi ciddi bir bütçe gerektiriyor. Bulgaristan, TİKA’nın faaliyetlerine ülkede izin vermediği için dolaylı yollardan Türkiye’nin desteği alınmaya çalışılıyor.

Burada tanıştığımız, bizi karşılayan cami cemaatinden genç bir arkadaşla epey bir sohbet etme imkânımız oldu. Bize çok kıymetli bilgiler aktardı. Kendisi orada esnaf olan bu arkadaşımızın özgüveni, samimiyeti ve bilimsel konularda dahil olmak üzere farklı alanlara vukufiyeti doğrusu beni şaşırttı. Ahmet kardeşimiz bize “Biz burada güçlü olmak zorundayız, yoksa bizi yaşatmazlar” dedi. Okuyup kendini geliştirmenin yanında oradaki gençlerin yakın dövüş sanatı eğitimi aldığını da söyledi. Zira Yambol ırkçı Bulgar partisinin doğduğu topraklar. Nitekim cami duvarına gamalı haç çizildiğine ve İngilizce “ölüm” yazıldığına tanık olduk. Ancak oradaki cemaatin birbirine tutkunluğunu, özgüven ve cesaretlerini, bu tür tehditler karşısında korku ve yılgınlığa kapılmadıklarını da ayn’elyakin görmüş olduk. Ahmed kardeşimiz bize ilginç bir bilgi daha verdi; “Buradakiler el koymak istedikleri yere hemen bir heykel yaparlar. Heykeli burada kimse kaldıramaz, o dokunulmazdır” dedi ve bizi daha önce caminin müştemilatı içinde olan ancak bugün park olarak kullanılan hemen bitişikteki alana götürdü ve oraya dikilmiş heykeli gösterdi. Yitip gidenlere üzüldüğümüz inkâr edilemez; ancak şunu unutmamak gerekiyor ki öncelikle elde olanlara bakmak, onları korumak ve ihya etmekle mükellefiz.

YORUM EKLE

banner19

banner36