Bulaşıcı hastalıklarla mücadelede nebevî metodlar

Başlarımızın tâcı, gönüllerimizin ilâcı, iki cihan güneşi, gönül bahçemizin nâdide gülü, yegâne önderimiz ve rehberimiz olan Peygamber efendimiz (sas), hayatı boyunca ümmetine şefkatli bir baba edasıyla yaklaşmış ve onlara karşılaşacakları zorluklarla nasıl mücadele edeceklerini bihakkın öğretmiştir. Öyle ki bu öğretme tüm alanlara şamil olmuş, hatta bulaşıcı hastalıklar karşısındaki hareket tarzımızı dahi belirlemiştir.

Günümüzde olduğu gibi geçmişte de insanlığın bulaşıcı hastalıklara maruz kaldığı bilinmektedir. Bu yazıda efendimizin (sas) vebâ, cüzzam gibi o günün salgın hastalıklarıyla mücadelede nasıl davrandığını, şerefli ashabına neler tavsiye ettiğini fem-i güherinden dökülen gönül açıcı sözleri ışığında hep birlikte görecek ve günümüzde salgın hastalıklar karşısında neler yapmamız gerektiğini öğreneceğiz.

Şimdi gelin klasik hadis kaynaklarımızda şu sorunun cevabını arayarak efendimizin (sas) sözünü ettiğimiz konudaki tavrını öğrenelim: Peygamberimiz (sas) salgın hastalıklarla nasıl mücadele ederdi?

1. Dua ederdi

Belâ ve musibetlerden korunmak için en çok yapılması gereken şeylerden bir tanesi bol bol dua etmektir. Çünkü ne sebeple olursa olsun en nihayetinde derdi veren Allah'tır, devâsı da yine O'nun katında ve tasarrufundadır.

Hadis kaynaklarımız bunu en iyi bilen Efendimizin (sas) sıkıntı ve hastalık anlarında yaptığı dualarla doludur. Bu duaların en çok bilinenlerinden bir tanesi şöyledir:

"Ey insanların Rabbi! Bu hastalığı gider. Şifâ ver, çünkü şifâ verici sensin. Senin vereceğin şifâdan başka şifâ yoktur. Öyle şifâ ver ki hiç bir hastalık bırakmasın.” (Buhârî, Merdâ, 20)

Öte yandan Hz. Peygamber'in (sas) yalnız musibet anında değil öncesinde de dua ederek sıkıntılı durumlardan rabbine sığınması (istiâze), O'ndan sağlık ve afiyet istemesi de dikkat çekici bir diğer husustur. O'nun; "Allahım! Alaca hastalığından, aklî melekelerimi kaybetmekten, cüzzam illetinden ve kötü hastalıklardan sana sığınırım." (Ebû Dâvud, Vitir, 32) şeklinde dua etmesi, bizlere sağlıklı iken sağlığımızın kıymetini bilip şükretmemiz ve hastalıklardan korunmak için de dua etmemiz gerektiğini öğütleyen örnek bir davranış biçimidir.

Peygamberimiz (sas) dahi hayatı boyunca zorluklar karşısında böyle dua etmişken sanki duanın gücünün bir nebze küçümsenmeye başlandığı günümüzde insanların tüm bilimsel imkanları aciz bırakan bir hastalıkla duadan başka çareleri kalmadığını görmeleri ne kadar da hayreti muciptir öyle değil mi? Bu sorunun cevabını düşünmeye davet ederek ve dua etmenin tedbir almak noktasında gevşekliğe yol açmaması gerektiğini hatırlatarak bu bölümü nihayete erdirelim.

2. Temizliğine dikkat ederdi

Hz. Peygamber (sas) her an temiz olmaları gerektiğini ümmetine hayatı boyunca tembihlemiş, bulunduğu bölge ve zaman dilimi itibariyle günümüzdeki imkanlarla asla kıyas edilemeyecek kadar zor şartlarda yaşasa da; ellerin her sabah kalkıldığında üç defa (Buhari, Vüdu', 26), yemeklerden önce ve sonra birer defa (Tirmizi, Şemail, 79) yıkanması gerektiğini emir buyurmuşlardır. Bunlara ilaveten abdest esnasında tüm uzuvların güzelce yıkanması gerektiğini mükafatlarını anlatarak özendirmiş (Müslim, Tahâret, 33), temizliği "imanın yarısı" diye nitelemiştir (Müslim, Tahâret, 1).

Bizler her ne kadar böyle bir sağlama yapmaya asla ihtiyaç duymasak da bu işlemi yapmak isteyenler için maruz kaldığımız hastalık süreci boyunca yetkililerin verdiği tavsiyeler Hz. Peygamber'in buyruklarını daha anlaşılır kılmaktadır. Şair ne de güzel ifade etmiştir:

"Bu âlem nûrunla buldu bidâyet yâ Resûlallah,

Yine sende bulur âlem nihâyet yâ Resûlallah.."

Evet, her şey onun nuruyla başlangıç noktasını bulmuş, kavuşanlar onun nuruyla hidayete kavuşmuştur. O'nun hikmet dolu buyrukları insanlığın önünü aydınlatan kandiller olmaya kıyamete kadar devam edecektir.

3. Sosyal mesafeyi korurdu

1400 küsur sene önce birinin hastalık bulaştırma riski olan kişilere karşı sosyal mesafe uyguladığı haberi her ne kadar olayları günümüzden okumaya çalışan modern çağ insanına garip gelecek olsa da Efendimiz (sas) bu uygulamayı hem kendisi başarıyla uygulamış hem de ashabına uygulatmıştır. Burada konuyu biraz genişletmekte fayda görüyorum.

Yakalanan kişinin bir süre sonra parmakları ve burnu gibi bazı organlarının düşmesine yol açan cüzzam hastalığı, Hz. Peygamber (sas) döneminde de görülen bulaşıcı, fakat ne şekilde bulaştığı günümüzde bile tam olarak bilinemeyen ve geçmiş dönemlerde geniş kitlelerin ölümüne sebep olan bir hastalıktır. Efendimiz (sas) sağlıklı olan kişilerin işte bu hastalığa yakalanan kişilerden uzak durmaları gerektiğini; "Cüzzamlıdan, aslandan kaçar gibi kaçın.” (Buharî, Tıb, 19) buyurarak ifade etmiştir. Görüldüğü gibi bu oldukça ciddi bir yaklaşımdır.

Bir diğer rivayette de Amr b. Şerîd’in (r.a) babasından (r.a) aktardığına göre, Hz. Peygamber'e (sas) bağlılıklarını ifade etmek üzere Sakîf kabilesinden gelen heyet içerisinde cüzzamlı bir adam da vardı. Hz. Peygamber (sas) ona; “Biz senin biatini kabul ettik, sen evine dön.” şeklinde haber saldı ve biat kabul etmenin en belirgin sembolü olsa da cüzzamlı adamın elini tutmadı (Müslim, Selam, 136; İbn Mâce, Tıbb, 44).

Salgın hastalıklarda sosyal mesafeyi korumanın önemini en net şekilde gösteren hadis-i şeriflerden biri ise, Efendimiz'in (sas); "Cüzzamlılara sürekli bakmayın. Cüzzamlıyla konuşacağınız zaman onunla sizin aranızda bir mızrak boyu (yaklaşık iki metre) mesafe olsun." (Ahmed b. Hanbel, No: 581) şeklindeki hadis-i şerifidir.

Başta söylediğimiz gibi cüzzamın hangi yolla bulaştığı günümüzde dahi bilinemediği düşünülürse efendimizin (sas) önlem almak konusunda ne kadar ciddi ve titiz olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

4. Karantina uygulardı

Salgın hastalıkların zuhuru esnasında insanların bireysel ya da kitlesel olarak hareketliliği hastalığın yayılmasını artıran en önemli faktörlerdendir. Hal böyleyken Hz. Peygamber (sas) henüz bin yıllar önce; "Bir yerde vebâ olduğunu duyarsanız oraya gitmeyin, bulunduğunuz bölgede vebâ ortaya çıkarsa oradan çıkmayın." buyurarak hastalıklı bölgenin karantinaya alınması gerektiğini ifade buyurmuş, bu uygulamayı hastalığın yayılmasının önünde kuvvetli bir engel olarak görmüştür.

Yine Hz. Peygamber’in (sas), eşlerinden birisinin gözünün iltihaplanması üzerine bu iltihabın başkasına sirayet etmemesi amacıyla eşini iyileşinceye karantinada bekletmesi bu alanın en çarpıcı örneklerden bir tanesidir (İlyas Uçar, “Hz. Peygamber Zamanında Medine'de Ortaya Çıkan Hastalıklar ve Tedavi Yöntemleri”, Pamukkale Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Eylül/ 2017, sayı: 8, s. 208).

Efendimizin (sas) tüm bu tutumlarından çıkan sonuçlar

a) Hz. Peygamber hasta olmamak için temizliğe dikkat etmek ve dua etmek suretiyle elinden geleni yapmıştır. Hasta olmuşsa yine şifa bulmak için gerekli önlemleri alarak dua etmekten geri durmamıştır.

c) Bir yerde salgın hastalık ortaya çıkmışsa yaygınlaşmaması için sosyal mesafeyi korumuş, karantinaya varan önlemler almıştır.

d) Sözlerindeki netlik ve uygulamalarındaki titizliğiyle bizlere örnek olarak bizlere de salgın hastalıkları ciddiye almamız gerektiğini hissettirmiştir.

Öyleyse günümüzde Hz. Peygamber'e (sas) bağlılığını izhar eden her mü'min kula düşen, peygamber olmasına karşın önlem almayı ve uygulamayı ihmal etmeyen bu numûne-i imtisâl, yani eşsiz örnek insana dikkatlice bakmak ve karşı karşıya kaldığımız bu hastalıkla mücadelede onun gibi davranmaktır. Bu da hiç şüphesiz yetkililerin tavsiyelerine uymayı ve evden çıkmamayı; çıkılıyorsa da sosyal mesafeyi korumayı, isteniyorsa karantina kurallarına uymayı gerektirir.

Her konuda O (sas) eşsiz örnek gibi davranabilmek duasıyla..

YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26