Bugün bayram, erken kalkın çocuklar!

Sürekli eski bayramların güzelliklerini anlatırız.

Öpülen ellerin şefkati ile mutlu olduğumuz o günlerden bahsederken bir; “ah” çekeriz sessizce içimizden. Çocukluğumuz gelir aklımıza, bütün ritülleri yeniden yaşarız.

Neydi… Bayramdan önce alınacak bayramlıkların heyecanı ile alışverişe gidilecek günü beklerdik. Sabah erkenden kalkıp Eminönü’den alışveriş yapılırdı. Bayramlıklar alınır, şekerler alınır, ellerindeki poşetler ile sokak sokak dolaşıp mağazalara bakardı, annelerimiz. Bayram alışverişinin yorgunluğunu, Eminönü’nde yenen bir simit ile unutturduk. Eve vardığımız zaman bayram sabahının heyecanı her yerden hissedilirdi; mahallenin çocukları aldıkları bayramlıkların sevinciyle oyunlar oynardı. Kim, neler aldı, birbirine bahsederdi. Berberde bayram traşı olunur, eve gelindiğinde banyolar yapılır, akşam yemeği yenir, yatağın kenarına koyulan bayramlıklara bakılırdı. Heyecandan uyuyamazdı çocuklar, bir an önce sabah olsun diye yatakta bir sağa, bir sola dönerlerdi.

Sabah olduğunda yataktan hızlı bir şekilde uyanıp abdestler alınır, babaların ellerine yapışılır ve caminin yolu tutulurdu. Bayram namazını kılarken öndekini takip ederdi çocuklar, bayram namazını yanlış kılmamak için. İlk bayramlaşma camide yapılırdı; tüm mahalleli birbiri ile kucaklaşır, yüzlerdeki tebessüm tüm şehri kaplardı. Eski bayramların hediyesi; beyaz bir mendil ve bir çift çorap olurdu. Geceden yatağımızın kenarına koyduğumuz bayramlıklarımızın her şeyden güzel olduğu günlerde, sokakları çocuk cıvıltıları sarardı. Kapı kapı dolaşılıp şekerler ceplere doldurulur, tatlılar yenir, eller öpülür ve ellere dökülen kolonya yüzlere sürülürdü o zamanlar, çocuklar güzel koksun diye. Mahallenin çocukları, topladıkları bayram harçlıkları ile mahalle bakkalından alınan çikolataları yer, gazozlar içer, mahallede top koşturmaya başladıkları zaman; annelerin sesleri her yerden duyulurdu; “Üstünü kirletme, bayramlaşmaya gideceğiz.”

Tüm akraba-i taallukat ziyaret edilir, büyüklerin ellerinden, çocukların gözlerinden öpülürdü. Şimdi “Nerde o eski bayramlar?” diyoruz, şimdiki bayramlarda beyaz bir mendil, bir çift çorap hediye verenler çok az kaldı; yatağının kenarındaki bayramlıkların, iki dilim baklavayı hızlı bir şekilde yiyip sokaktaki oyuna gitmenin heyecanı; modern dünyanın oyun aletleri ile yer değiştirdi. Artık çocuklar, bayram harçlıkları ile çikolata alıp gazoz falan içmiyorlar. Bayram harçlıklarını biriktirip aldıkları top ile mahallede top oynayan çoçuklarımız yok denecek kadar azaldı. Annelerin; “üstünü kirletme” sesleri duyulmuyor, mahalledeki evlerin hepsine gidilmiyor, büyüklerin ellerinden öpüldüğü zaman ise büyükler, çocukların gözlerinden öpmüyor. Ellere dökülen kolonyalar yüzlere sürülmüyor, mendil ve çorap veren büyüklerimiz ahirete irtihal etti.

Yavaş yavaş unuttuk bayramlardaki yaşanmış günleri, mutlu olduğumuz anları. Bu bayramda bir değişiklik, bir devrim yapalım. Kapımıza gelen çocukların gözlerinden öpüp beyaz mendille bir çift çorap verelim. Ellerimizi öpmek için eğildiklerinde, çocuklarımıza şefkatli bir şekilde uzatalım elimizi. Aldığımız bayramlıkları, habersizce gece yataklarının yanına koyalım. Çocuklar bayramları farklı hatırlasınlar, özlesinler. Heyecandan uyumakta zorluk çeksinler; bir an önce sabah olsun diye dua etsinler. Bayram namazında, caminin en ön safına sıralansınlar; gülüşleri, dualara amin olsun. Anne babaların duası sarsın her yeri, “büyükleri ziyaret” her zaman bayramdır. Bayram sabahının neşesi, muhabbetiyle kurulan bayram sabahı sofrasına; “Halil İbrahim bereketi” eşlik eder. Bir ekmeği bölüşmenin mutluluğu, yüzlere yansır; kurulan bayram sofrasına oturan evin büyüğü sofraya baktığı zaman katıksız bir şükürle dolar. Sabahın ilk saatlerinde uyanır, heyecan ile bekleyemeye başlar; torunlarının, evlatlarının elini öpmek için sıralandığı o anı gördüğünde gözlerinden dökülen yaşlar, mutluluğun damlalarıdır. Bayram sabahı büyüklerimizin sofrasına oturarak onlara, bu güzellikleri yaşatalım. Çünkü bir gün, bizler de yaşlanıp soframızın etrafında görmek isteyeceğiz sevdiklerimizi. Bilelim ki büyüklerimiz, çocuklarını, torunlarını, sevdiklerini hep bekler. Kapının çalışı ile evde tatlı bir heyecan oluşur, çocukların sesleri sarar her yeri; dedelerin, büyük annelerin sofrasının etrafında toplanmanın hazzını, çocuklarımıza da yaşatalım, Yaşatalım ki çocuklarımızın da büyüdükleri zaman yâd edecekleri bayram anıları olsun.

Gurbette bayram…

Hüzün düşer gurbette bayram sabahı, bir yanımız Anadolu bir yanımız Karadeniz olur. Ana gibi özlemler sarar, hasretlik düşer. Kardeşini, abini, ablanı ararsın yanında, sessizce sokakların içinden geçerek camiye gidersin; mescidi de vatan hasreti sarmış olur. Bir ah çekersin; “Bayramda İstanbul’da olmak vardı.” dersin.

Kapı kapı dolaşıp bayramı doyasıya yaşayamazsın, çocukların bir yanı hep buruktur. Her bayramda çocuklar, ne zaman Türkiye’de yaşayacağımızı sorar; bir bayram hayali çocukların yanında hep durur. Dede, babaanne, anneanne, teyze, hala, dayı özlemi ile büyür çocuklar. Telefonla bayramlaşma kısa sürer; “Şimdi burada olacaktın, bir sen eksiksin.” dendiğinde sessizce: “Bir dahaki sefere inşallah.” denir.

Pencerenin camından yabancı bir sokağa bakarken özlersin İstanbul’u, Heybeli’deki faytonları özlersin, iskeleye yanaşan geminin düdüğü ıslık çalar; “Bugün bayram!” diye bir demli çay eşlik eder Boğaz’ın mavisine, Üsküdar kız gibi güzeldir. Eminönü’nü saran kahve kokusunu, tâ Piyerloti’den hissedersin. Bayramlaşma devam eder; Eyüp Sultan Camii'nin avlusunda çocuklar kuşları kovalar neşe içinde. Bir anda kendine gelirsin, etrafına bakarsın; bayramda yabancı bir ülkede olduğununu hatırlarsın. Zordur, gurbette bayramı geçirmek, bir yanın sürekli kanar durur, özlem içinde…

Sonra bir şiirin dizeleri takılır diline, sessizce mırıldanırsın; baktığın sokağa doğru:

Yabancı bir ülkede Müslüman Türk olmak

Gök kubbeye çekilen ay yıldız olmaktır.

Dalgalanırsın, Fatih'in orduları gibi

Yavuz Sultan Selim'in ay ile yıldızı gibi

Gök kubbeden bakarsın, yeni fetihlerin ülkesine...