Bu kadar açken dünya

Alexander Neverov, Rus bir yazar. Dünyaca tanınan Rus yazarlarla aynı dönemlerde yaşamasına rağmen adı çok da duyulmamış Neverov’un. Hayat hikâyesine baktığımızda hikâye ve tiyatro ile ilgilendiğini görüyoruz. Neverov, yerel halk tiyatrosunun da kurucuları arasında. Bunların yanında çok büyük yoksulluk mücadelesi vermiş Neverov. Rusya’nın kıtlık yaşadığı zamanlarda birçok aç insanla birlikte Volga’dan Taşkent’e geçmiş. Daha sonra Moskova’ya gitme planları ile geçen bir ömrü var Neverov’un. Bu yolculuklardan ilhamla Ekmeğin Peşinde Taşkent’e Doğru’yu yazıyor Neverov. Kitap Hece Yayınları arasından okuyucuya ulaştı. Çocuk macera romanlarına örnek olabilecek yaşanmış bir tarihin hikâyesi anlatılıyor.

Ekmeğin peşine düşmek

Ekmek parası kazanmak için yollara düşmek ifadesi çok kullanılır. Elbette burada anlatılmak istenen geçimini sağlamaktır. “Ekmek” kavramı burada bir genellemeyi anlatmak için kullanılır. “Açlık”, insanın en büyük imtihanlarından biri. “Allah’ım açlıkla terbiye etme beni.” diye dua ederiz. Aç kalan insanın her türlü yanlış yola sapacağına dair bir kanı vardır toplumda.

Knut Hamsun’un Açlık romanını okuyunca insanın gerçek anlamda aç kaldığı zaman yaşadığı çaresizliğe şahit olmuştum Hamsun’un romanında. Çok acıkıp kendi kanını emecek kadar aç kalmakla karşı karşıya olan bir yazarın yaşadıkları vardı Açlık romanında.

Ekmeğin Peşinde Taşkent’e Doğru romanında da kıtlık yüzünden ekmek bulabilmek için Taşkent’e giden iki arkadaşın macerası anlatılıyor. Dedesi, babaannesi ve babası ölen Mişka annesi ve iki kardeşiyle kalır. On iki yaşında olan Mişka, evine ekmek getirebilmek için annesini razı ederek Taşkent’e ekmek bulmaya gitmek için hazırlığa başlar. Mişka Taşkent’in “ekmek şehri” olduğunu büyükler konuşurken duyduğu için ne olursa olsun oraya gitmek için planlar yapar. Yanına da komşularının çocuğu Serjoyka’yı alır.

Buzuluk’tan çıkıp kaçak olarak bindikleri trenler ile yola düşen iki arkadaşın yaşadıkları öyle hazin öyle acı vericidir ki açlık ne demek, aç kalmak nasıl olurmuş içimiz acıyarak hissediyoruz.

Sovyet rejiminin öldürücü etkileri

Realist bir bakış açısı var romanda. Yazarın da kıtlıktan dolayı yollara düştüğü gerçeği düşünülünce anlatılanlara inancımızı kuvvetlendirerek çeviriyoruz sayfaları. İki arkadaş buldukları ekmek kabuklarıyla, meyve kabuklarıyla, başkalarının yemek artıkları ile ayakta kalmaya çalışırlar. Kaçak yolcu olmanın zorlukları sürekli karşılarına çıkar. Askerlerden gizlenerek, tren görevlilerine görünmemeye çalışarak yol almaya çalışsalar da yedikleri dayaklar, hapse düşmeleri, soğuk açılık derken yaşanacak bütün sıkıntılar karşılarına çıkar.

Ekmek için yola düşseler de çocuklar her yerde çocuktur. Trenin durduğu bir istasyonda Serjoyka’nın bulduğu bir vida o kadar mutlu eder ki onu Mişka vidayı elde etmek için bir sürü yollar dener ve sonunda alır vidayı. Bu olay, yaşanan yoksulluğun boyutlarını göstermesi açısından önemli bir ayrıntı olarak yer alıyor romanda.

Serjoyka’nın yolculuğa dayanamayıp ölmesi, Mişka’nın tek kalması ve daha birçok olay iç acıtan bir üslupla anlatılıyor.

Ekmeğin Peşinde Taşkent’e Doğru’yu okurken sadece açlık hissi değil yakamıza yapışan. Yoksulluk da hiç bırakmıyor peşimizi. Sovyet rejiminin baskısı, insanlar üzerinde öldürücü etkisi de açlık kadar sarsıyor bedenleri. Mişka’nın Taşkent’e ulaşınca yaşadığı huzur, bugününün şartları düşünülünce ölümle burun buruna kalma olarak nitelendirilse de Taşkent refahın ve ekmeğin şehri olarak mutlu ediyor Mişka’yı.

Nefes nefese bir macerayı Mişka ile birlikte okumak ve dünya bu kadar açken bol bol şükretmek için Ekmeğin Peşinde Taşkent’e Doğru romanı; macera romanı seven, 1800’lü yılların sonundaki Sovyet rejiminin insanlar üzerinde kurduğu öldürücü etkileri merak eden okurlarını bekliyor.