Birlik ruhunu Verdi’nin operalarıyla yakalayan bir ülke İtalya

Bugünlerde İtalya korona salgını dolayısıyla çokça gündeme geliyor. Bir ara hastalığın Çin’den sonra en büyük yayılma alanı oldu. Bir an önce atlatmalarını temenni ediyoruz.

İtalya Avrupa’nın sessiz, kendi halinde bir ülkesiydi. Avrupa Birliği’nde başı Almanya ve Fransa çekiyordu. İtalyan markaları dünya pazarlarında önemli bir yer tutuyordu. Ama Avrupa ile birlikte bir durgunluk sürecindeydi.     

İtalya deyince ünlü markalarından önce Sicilya mafyası akla geliyor. Baba, Bir Zamanlar Amerika’da, Dokunulmazlar, vs. Tabii bunlar Amerika’daki maceralar. Peki Katolik dünyanın merkezi olan bu ülke nasıl bir yerdir? Alplerden Sicilya’ya kadar çizme gibi uzanan bir yarımada. Bugün için bütün bir ülke görünümünde olan topraklar yakın zamana kadar küçük devletlerden oluşuyordu.

Yakın dedimse, gerçekten yakın. Bizim Sultan Aziz devrine kadar ortada İtalya diye bir ülke yoktu. Kuzeyde Piyomonte (Sardunya) ve Venedik krallığı, Ortada Roma çevresinde papalığa bağlı şehirler, Floransa, Napoli, Toskana, Lombardiya, Sicilya, vs. Bunlar yüzyıllar boyunca ayrı devlet, ayrı krallıktı. Osmanlı’nın karşısında ya Venedik vardır ya Ceneviz.

İttihatçıların ilham aldığı örgüt: Karbonari

Fransız ihtilaliyle Avrupa’da ulusçu fikirlerin yayılması en çok Almanya ve İtalya’nın işine yaradı. Ayrılık değil birlik duygularına yol açtı. İtalya’da bütünlük olmadığından yer yer Avusturya ve Fransa’nın etkisi hatta işgali altındadır. Bu durum yarım adadaki milliyetçi duyguları körüklüyor.

İtalya birliği için Karbonari adında gizli bir örgüt kuruluyor. Yapısı itibariyle Masonluğa benziyor. Napoli’de kurulup diğer şehirlere yayılıyor. Kömür işçilerinin dayanışma örgütünü örnek almış.  Karbonari, “Odun kömürü yakanlar” anlamına geliyor. Her üye kömürdür. Ama odun kömürü gibi içeriden yanar. Dışarıdan belli olmaz.

Odundan kömürden bahsediyorsam bir sebebi var. Bizim İttihatçılar örgütlenme olarak ilhamını işte bu gizli teşkilattan almıştır. Kendine özgü ritüelleri vardır. Amaç ülkede birliği sağlamak. Belki monarşiyi ortadan kaldırıp cumhuriyet kurmak. Bir dizi ayaklanma Avrupa’daki Kutsal İttifak tarafından bastırılıyor. Sonunda İtalya bugünkü birliğini kazanıyor (1861). Bizde Sultan Abdülmecid’in öldüğü, Abdülaziz’in tahta çıktığı yıl. Birliğin mimarları MazziniGaribaldi gibi liderler. Venedik 1866’da, Roma 1870’de birliğe katılıyor.

Verdi’nin operaları birlik ruhunu pekiştirdi

Guiseppe Verdi’nin “Rigoletto”, “La Traviata” gibi operaları, birliğin ruhuna önemli katkılar sağlıyor. Tabii onu takip eden “Don Carlos” ve “Aida” operalarını da unutmamak gerek. Hegel’in yazılarında, Verdi’nin sanatında büyük bir devlete duyulan açlık mesajı vardır. Biri Almanya’yı diğeri İtalya’yı birliğe doğru sürükledi.

Aslında İtalya’da birlik düşüncesi çok eskilere dayanır. Rönesans’ın ünlü Floransalı düşünürü Makyavel bunun için çalıştı. Devlet yönetimiyle ilgili fikirlerini Prens adlı eserinde ortaya koydu. Makyavel’in yaşadığı dönem (1469-1527) düşünülürse bu fikirler daha bir önem kazanır. İktidarı ilk defa “dini ve ahlaki” temellere dayandırmıyor. Din ve ahlaktan uzaklaşınca, Rönesans yani “aydınlanma” çağı başlıyor!

Ona göre hükümdarın gücü kaba kuvvete dayanır. Makyavelizm, “hedefe ulaşmak için her şeyi mübah gören” anlayıştır. Hazret şöyle diyor; “Siyasete atılmak istiyorsan ellerini kirletmeye hazır ol.” Bu durumda “çok yüzlülük” anlamındaki politika ve Makyavelizm aynı kapıya çıkıyor. Makyavel düşünceleriyle Batı siyasi kültürünü büyük ölçüde etkiledi veya ifade etti. Devletçi Hegel onu övdü, İtalyan düşünür Gramsci onu “erken gelen Jakoben” olarak tarif etti.

Burada niyetimiz İtalya ile Makyavel’i özdeşleştirmek değil. Artık o Avrupa ve dünya kültürünün bir malıdır. Batı siyasetinin hamuru onunla yoğruldu. Bugün Yunanlılar ne kadar Grek ise, Macarlar ne kadar Hun ise, İtalyanlar da o kadar Romalıdır. Ama İtalya birliğini kurarken ortak bir paydaya ihtiyaç vardı. Onu tarihin derinliklerinde buldu; Roma Katolik Kilisesi. Antik pagan dönemle Hristiyan kültürü birleştiren bir formül.

İtalya birleşince sömürgecilere katıldı

Birinci Dünya Savaşı’na gelindiğinde hızını alamadı. Ortadoğu ve Afrika’da oluşan kuvvet boşluğu iştahını kabarttı. Batılı sömürgecilerin arasına katılmak istedi. Trablusgarb’ı işgal etti. Habeşistan’a kadar uzandı. Daha sonra Ege adalarına el koyduğunu, hatta Antalya’ya asker çıkardığını görüyoruz.

İkinci Dünya Savaşı’nda ihtiraslar kabardı. Almanya’da Hitler, İtalya’da Mussolini modern çağda bir Roma düşü gördü. Tamamen Roma sembolleri kullandılar. İronik bir şekilde, Batı Roma’nın çocukları, kendisini yıkan “Cermenlerle” ittifak yaptı. Ülkesini maceraya sürükledi. Fakat Avrupa’nın ortak paydası olan Roma mirası, Avrupa’yı karşısına alamadı. Hatasından döndü.

İtalya bugün zenginliklerin ve sanayinin toplandığı Kuzey kısmıyla nispi olarak daha az gelişmiş Güney kısımdan oluşuyor. Roma ve Vatikan hâlâ adayı bir arada tutan değerlerin başında geliyor. İtalyanlar geçmişten kalan her şeyi büyük bir titizlikle korumasıyla ünlüdür. Bu yüzden İtalya şehirlerine, köylerine yolunuz düşerse zaman tüneline girmiş gibi olursunuz.

Ortaçağda Rönesans’ın merkeziydi, bugün modanın

İtalya Ortaçağ’da Rönesans’ın merkezi olduğu gibi günümüzde bir moda ve tasarım merkezi durumundadır. Oraya giderseniz geçmişin derinliklerinden geleceğe doğru yolculuk yapmış olursunuz. Çünkü buralarda gördüğünüz tasarımlar, modeller, yakın zamanda ülkenizde kendini gösteriyor. Orijinali veya sahtesiyle.  

Buna bağlı olarak İtalya’da esnaf, mağazalarda yabancıların fotoğraf çekmesine müsaade etmiyor. Bir ölçüde haklılar. Çünkü yabancı firmalar kendileri tasarlamak yerine bir İtalya seyahati yapıyor. Hem geziyor, hem de ürünlerin bol bol fotoğrafını çekip döndüklerinde aynısını üretmeyi tercih ediyor.

Daha komik olanı firmalarına İtalyanca birtakım isimler vermeleri. Sonuna “ucci”, “alli” ekledin mi oluyor. Ülkemizde de özellikle tekstil pazarına baktığınızda bol bol İtalyan ismi bulacaksınız; Borgetti, Ferrucci, Filpucci, Mendo Pelle, Giovane Gentile vs. Bayram adında birisi Byramicci, Erdal adında birisi Erducci deyivermiş. Yanlış duymadınız, bunlar ülkemizdeki yüzde yüz yerli markalar.   

İtalyanlar rahat giyimleri ve hareketleriyle tanınmış kanlı canlı bir millettir. Avrupai bir ortamda sessizliği bozan yüksek tonda konuşmalar, kahkahalar duyarsanız, onların İtalyan olma ihtimali yüksektir. Esasen Akdeniz insanı böyledir. Ama özgüven açısından İtalyanlarla yarışamazlar. Kırmızı ceket, yeşil pantolon giyen birini görürseniz, büyük ihtimalle İtalyan’dır.

Bir çeşit sıra dışılık arayışı vardır diyebiliriz. Belki tasarım dehaları da bu arayıştan geliyor. Giyimdeki ünlü markaların anavatanı burasıdır: Benetton, Pierre Cardin, Versace, Armani, Gucci, Diesel vesaire. Starbucks, Cafe Nero gibi kafe zincirleri ilhamını buradan almıştır. Ülkemiz dahil dünyadaki nice insan, üzerlerinde bu markalar görünsün diye hatırı sayılır fedakarlıkta bulunuyor. Hayatına böyle anlam kattığını düşünüyor.  

Mimaride İtalyan üslubu meşhurdur

Fakat şu tasarım işini giyimle sınırlandırmayalım. Mimaride İtalyan üslubu meşhurdur. Viyana’nın ünlü kafesi Cafe Cetral binası Venedik tarzındadır.  Sanayide önemli bir altyapı mevcuttur. Son zamanlarda Batı ülkelerindeki daralmaya bağlı olarak bir düşüş yaşansa da altın çağında her alanda üretimleri vardır. Araba endüstrisinde en lüks modeller İtalyan’dır; Ferrari, Maserati gibi. Fiat her çeşit araç üreten bir markadır. Şu an Türkiye’de en büyük üretici durumundadır. Özel İtalyan markalarının hastaları vardır. Caddelerimizde orijinal sevimli tasarımıyla Vespa motorları ve taklitlerini görmeden geçemiyoruz. İtalyanlar genellikle taklit edilirler.

İtalya’da sokaklar boş. Hastaneler ise tıka basa dolu. Hastalar yorgan döşek bahçelere kaldırımlara istiflenmiş. Sanki bir Ortaçağ veba salgınındayız. Veya savaş sahnesinde. Belli ki sistemler böyle bir duruma hazırlıklı değil. İnsanlara sunulan en önemli çare: Birbirinizden uzak durun! Bu çağrı kuzey ülkelerinde bir ölçüde normal karşılanabilir. Ne de olsa zaten soğuk ve mesafelidirler. Ama İtalyanlar öyle değil ki. Sıcak kanlı, sosyal ve sıkı fıkı insanlar. Sosyal izolasyondan en fazla etkilenen milletlerden birisi kuşkusuz İtalyanlar olacaktır.

YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26