Bir şehir düşünürüm, o şehir sensin Maraş!

Bir şehir düşünürüm, o şehir sensin Maraş!

                                                          

Bir şehir düşünürüm, mâziden istikbâle köprü bir şehir. O şehir sensin Maraş!

Adı tarihe şanla, şerefle ve altın harflerle kazınan kadim bir şehirsin sen. Bir Geç Hitit devleti olan Gurgum Krallığı'nın payitahtısın. On altı bin yıllık köklü tarihin içinde Persler, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Selçuklular, Memluklular, Dulkadiroğulları ve Osmanlılar hakim olmuş sana. Allah'ın kılıcı "Seyfullah" Halid Bin Velid'in kılıç hakkısın sen.

Fatihin olan Yavuz Selim'in keskin kılıcının şakırtıları ve atının kişnemeleri duyulur o şanlı kalenin kesme taşlarından. Ahır Dağı'na yayılır fethin uğultuları. Sen ki o seslerle uyursun her gece.  O hiç bitmeyecek aydınlık fecrin, gönülleri neşe ve sürura gark eden rüyasını görürsün. Zaman ve mekân kavramları akıp gider buz tutmuş avuçlarımızdan.

Bir şehir düşünürüm, mangal yüreklilerin yaşadığı bir şehir. O şehir sensin Maraş!

Osmanlı'nın ayakta duracak gücü kalmamışken, sen koltuk değneği oldun kadim devlete. Zira hürriyete sırılsıklam âşıktın sen. Millî Mücadele'de asil ve delikanlı bir duruş sergiledin. Elif gibi dik, diri ve iri durdun nefes aldıkça. İki büklüm eğilmedin virgül ve vav misali. Korkuyu korkutarak ve "Ya oluruz ya ölürüz" diyerek insan onuruna yakışanı yaptın.

Senin adını terennüm ettiğimde; milletin namusuna uzanan elleri kıran Sütçü İmamlar, şehrin bilgesi ve maneviyat öncüsü Ali Sezai Efendiler, hürriyeti elinden alınan bir milletin Cuma namazı kılmasının dinen uygun olmadığını” dile getiren Rıdvan Hocalar, düşmana karşı mücadele fikrini  ilk kez ortaya atan Doktor Mustafalar, Âlem-i İslâm'a seslenerek halkın heyecanını dipdiri tutan  Avukat Mehmet Ali Kısakürekler, mahalle teşkilâtlarına önderlik eden Vezir Hocalar ve cesaret timsali Senem Ayşeler canlanır hafızamda. Sonra Kılıç Ali Beyler, Abdal Halil Ağalar, Ali Aslan Beyler, Çakmakçı Saitler, Abdullah Çavuşlar, Arslan Toğuzatalar, Karayılanlar, Yörük Salimler, Şekerci Ökkeşler, Muallim Hayrullahlar, Çuhadar Aliler, Paşo Yakup Beyler ve Hürü Analar arz-ı endam eyler gönül dünyamda.

Sen ki İstiklâl madalyalı müstesna bir şehirsin. Bu sana çekiçle örs arasında şerefinle yaşamanın mükâfatıdır. Dünya durdukça bu altın madalya bir güneş misali parıl parıl parlayacak boynunda. Düşmanların hasedinden çatlarken, dostların mutlanacak bu hâline.

Bir şehir düşünürüm, emeğin ve alın terinin kalbi bir şehir. O şehir sensin Maraş!

Çekiç sesleri gelir kadim Demirciler Çarşısı'ndan. Alın teri, kömürün karasına karışır.  Bir adım ötede Osmanlı'dan kalma Tüfekçiler Hamamı'nda arınırsınız kirlerinizden. Az ötesinde de zamana meydan okuyan ve kapalı kutuyu andıran Kapalı Çarşı vardır.

Altı asırlık Tarihî Maraş Çarşısı (Kapalı Çarşı), nam-ı diğer "Suk-i Maraş" nice zamanları eritmiştir potasında. İstanbul'un Kapalı Çarşısı neyse Maraş'ınki de o mesabededir aziz ve necip Maraşlılar için. Maharetli zanaatkârlar konuşlanmıştır naftalin kokan köşe bucağında. Bakır, ahşap oyma, semer, kalay, sim ve sırma işlerinin en naifi yapılır burada. Köp boyama çarıklar ve yemeniler de cabası.  "El emeği göz nuru" kavramı tam da bu çarşıda karşılık bulur kendisine. Çarşının bir başka yanında o meşhur Maraş biberinin ve tarhanasının kokusu genzinize kadar sirayet eder. Pekmez ve sucuk da onlardan eksik kalmaz doğrusu.

Bir şehir düşünürüm, tadı damağımızdan gitmeyen bir şehir. O şehir sensin Maraş!

Yemek deyince sen gelirsin akıllara damak tadım, Maraş'ım! Zengin mutfağınla gurmelerin aklını alırsın başlarından. Tarhanan, nefis tadıyla mutfakların vazgeçilmezidir. Rüzgâr bir kere esmeye görsün, evlerde kaynatılan tarhana kokusunu getirir burunlarımıza.  Sonra ekşili, tirşik, leğen, paça çorbası; Maraş kebabı; içli, yavan, bezdirme, yoğurtlu köfte; kısır... Üstüne de bastık, çullama; bir de menengiç kahvesine doyum olmaz. Bitti mi, bitmedi elbet. Maraş sofrası bereketlidir demiştik ya. Ünü sınırlarımızı aşan; ak keçilerden, kara keçilerden sağılan sütle, Ahır Dağı'nda yetişen salepler ve Elbistan'dan gelen şekerin bir araya getirilmesiyle yapılan, o tadına doyum olmaz Maraş dövme dondurmasını nasıl unutursunuz? Maraş'ın dondurması sadece hararetimize değil, yürek yangınlarımıza da çare olur.

Bir şehir düşünürüm, hayatın öznesi bir şehir. O şehir sensin Maraş!

Şehirler tarihin nesnesi oldukları kadar, hayatın da öznesidirler. Nice hayatlar o teknede karıştırılarak uygun kıvama gelmiştir. Şehirler birer kundak veya altın beşiktir aynı zamanda. Bütün dertlerden âzade kalarak en derin ve en huzurlu uykuyu bu beşikte uyursunuz. Bu yüzden Dostoyevski, “Bir şehrin yerlisi olmak gidecek yeri olmaktır” der. 

Şehri yazmak, şehri yaşamaktan zordur. Şehirler kendileriyle alâkalı yazılanlardan çok, yazılamayanlardır. Çünkü şehri yazmak için onun kılcal damarlarına girmek gerek. Bu öyle sanıldığı kadar kolay değildir. Gel demezse giremezsiniz o büyülü dünyaya.

Şehir kendini aşikâr eylemez öyle her kaleme. Bir dilber misali nazlanır, saklar efsununu. Kalem, acziyetini itiraf eder; kanı hükmündeki mürekkebi çekilir olmadık bir zamanda. Dizleri titrer kelimelerin. Cümlelerin yüzü ayva sarısına döner bir anda.

Tarihin koynunda uyuyan bir perisin Maraş! Âşıkların piri Karacaoğlan'ın "Elâ gözlü benli dilber"isin. Bir tarih yatar aziz topraklarında. O kadim değerlerinle sanki bir açık hava müzesisin. Ölümsüz hatıralar meşcerisin sen. Günün yirmi dört saatinde; camilerinle, türbelerinle, ölülerinle ve dirilerinle huzura uzanırsın boylu boyunca. Asaletsin, kimliksin, şahsiyet hamurunun kıvamısın. Karanlık gecelerin nurlu sabahısın. Bir pınarsın yüreklerin Kerbelâ'ya döndüğü zamanlarda. Bir ömür hiç uyanmak istemediğimiz tatlı bir rüyasın.

Bir şehir düşünürüm, tarihe kök salmış bir şehir. O şehir sensin Maraş!

Seyyah-ı fakir Evliya Çelebi'nin "Şehir-i Âzim" dediği diyarsın sen. Sen dünden bugüne, bugünden yarına ilelebet yaşamaya namzet anlı şanlı Maraş'sın. Anadolu'nun kulaklara değmemiş sırları sende saklıdır. İlkin Hititler yuva kurmuş toprağında. Dördüncü yüzyılda Romalıların izi düşmüş izine. Germenicia mozaikleri geçmişten hatıradır sana.

Dulkadiroğlu Beyliği'ne vatan oldun sen. Süleymanoğlu Alâüddevle'nin mirasıdır kalenin eteklerindeki heybetli Ulu Cami. O ki şefkat ve merhametle gülümser mihmanlarına.

Geçmiş zaman sanki bir kalıpta dondurulmuştur Maraş'ta. Hatuniye Camii, Taş Medrese, Yedi Sandukalı Türbe, Tarihî Ticaret Alanları, Kâtip Han, Taş Köprü gibi birçok anıt eser Dulkadiroğlu Beyliği'nin günümüze gönderilmiş aziz ve muhterem bir selâmıdır.

Gönlümüzün Medine'si, kalplerimizin eşiği ve mihrabısın sen. Sen ki Osmanlı'yı bekledin nice seneler. Ne zamanki Yavuz Sultan Selim Han, Doğu'ya sefer etti; işte o zaman Osmanlı yurdu oldun sen. Vuslat sancıların ilelebet dindi. Sen ki Yavuz Selim'in Osmanlı'ya ikramısın. Gönül nikâhını kıymış seninle. Bu kavi nikâh hiç düşmeyecektir üzerinden. 

Millî ruhun ve millî direnişin sembolüsün Maraş! Küfre ve kesrete karşı sarsılmaz imansın, vahdetsin sen. Sene 1920, aylardan Şubat, takvimler 12'yi işaret ederken bir kıyamet kopmuştu Maraş'ta. İngilizler ve Fransızlar o kirli çizmeleriyle fazla dolaşamamışlardı senin muazzez topraklarında. Hayat hakkı tanımamıştın sakinlerine hayatı zehir eden işgalcilere.

Bir şehir düşünün, namusuyla yaşayan, namusunu yaşatan bir şehir. Dünyanın istiklâl madalyalı müstesna şehri. Sütçü İmamların, Rıdvan Hocaların torunları yaşar kanla sulanan bu aziz topraklarda. Sütçü İmam'ın deyişiyle "Maraş, Maraşlıya mezar olmadan düşmana gülzâr olmaz." Nitekim olmamıştır da. Maraşlılar hayatını vererek hürriyetini almıştır geri.

Bir şehir düşünürüm, sözün harman olduğu bir şehir. O şehir sensin Maraş!

Söz burcunda dalgalanan ses bayrağımın rüzgârısın sen. İçimizdeki şairi ortaya çıkaran emsalsiz bir güzelsin Maraş! Denizler mürekkep olsa yetmez güzelliğini anlatmaya. Şairlerin yüreğine düşen ilham olursun seherlerde. Sırça köşkler kurulur söz külçeleriyle. Necip Fazıl'ın, Cahit Zarifoğlu'nun memleketi; Sünbülzâde Vehbiler’in, Âşık Mahzunîler’in, Erdem Beyazıtlar’ın, Nuri Pakdiller’in; Alaaddin-Rasim Özdenören, Abdurrahim-Bahaeddin Karakoç kardeşlerin doğduğu ve doyduğu bahtiyar bir şehirsin sen. Sözün Miraç'ısın.

Ağaç nasıl kökünden beslenirse sen de ihtişamlı mâzinden beslenirsin Maraş'ım! Hayatın gözesi, ta kendisisin sen. Kim bilir belki de devasa bir film platosusun. ‘Hayat’ denen üç boyutlu film oynanıyor üzerinde: Dün, bugün ve yarın… Başrolde hep sen varsın; bizler de bu filmin bahtiyar figüranlarıyız. Sen başroldeysen bizler figüran olmaya razıyız.

Sen ki âşıkını delirten efsunkâr biz mâşuksun. Dağların yeşilini, göğün mavisini genç bir kız edasıyla giyinirsin her sabah. Gönül pınarlarından coşkunca akan yudum yudum sevgisin. Eski masallarda donakalmış ay yüzlü bir perisin. Kadim medeniyetin doğum sancılarını çeken ana rahmisin. Kalbimize düşen kor ateşsin. Hasretin büyüdükçe büyür yalnızlığımızda. Sana dair arzularımız damar damar çoğalır kan kırmızı şafaklarda.

Ahır Dağı'nın eteklerinde bir gerdanlık gibi arz-ı endam edersin Maraş'ım! Gözlere ve gönüllere ikramsın. Emsalsiz güzellikler dört bir tarafında bir şölene dönüşür boylu boyunca. Öyle de Başkonuş Yaylası göze ve gönle cennet bahşeden bir tabiat harikasıdır. Yağmurun da, boranın da, karın da, dolun da güzeldir senin. Şifalı termal sularınla hayat bahşedersin hayata pamuk ipliğiyle bağlı canlara. Sonsuzluğun sırrı aşikâr olur bakır renkli ufuklarında.

Geleceğin rüyasını görürsün kadim çınarların gölgesinde. Üzerinde yaşananlar bir rüyadan arda kalmanın hüznüdür belki. Sen ki ilkbaharın rüyasını görürsün karakışlarda.

Bir şehir düşünürüm, yüreklerin mavzer olduğu bir şehir... O şehir sensin Maraş!

Mâzi, hâl ve istikbâl kavşağında mecburi istikametsin Maraş'ım! Ölülerin de diriler kadar soluklandığı memleketsin sen. Türbelerin, yaşayanlara hayata dair nice dersler verir. Sen yaşanmakta olan hayatın ta kendisisin! Her şeyin hızla nesneleştiği bir dünyada gerçek öznesin. Zaman bir nehir misali akıp gider koyaklarından. İçimizdeki hasret yangınlarını söndürür sebillerin. Bir fecir vakti tutuşur Engizek'in etekleri. Bir örümcek örerken hasretin ağlarını; senden uzakta vurgun yemiş üveyikler gibi şaşakalırız. Sekiz köşeli yıldızlar dökülür avuçlarımıza. Ancak senin vuslatın doyurur gönlümüzün aş kazanını.

 

Her günün taze bir başlangıca gebedir Maraş'ım! İslâm’ın eren’iyle, Türk’ün alp’iyle "alperen" olmuşsun. Cetlerin ruhu dört bir yanına sinmiş senin. İliklerine kadar Türk oğlu Türk olmuşsun. Mâzi dile gelir cadde ve sokaklarında. Her şeyin uhrevî bir âleme bakar.      "Hiçbir şehir diğerine benzemez" derler ya hiçbir şehre benzemezsin sen de. Çünkü sen şahsına münhasır, sözün ifadede aciz kaldığı bir güzel diyarsın. İhtişamlı bir mâzinin hayaliyle uyursun kadim zamanın koynunda. Karanlığın pençesinde dağılırken serseri uykularımız, gök kubbede mehtap serenatlar dizer o emsalsiz güzelliğine. 

Sen, gözlerimizin ferine asılı kalansın; nazarlarımızın kundağında uyuttuğumuz, kalbimizin odacıklarında besleyip büyüttüğümüz, gittiğimiz her şehre özlemini taşıdığımız, sırlarına aşina olduğumuz bir peri suretsin. Hasretin birikir bir yetimin gözyaşlarının tuzunda. Mâziye sinen o kutlu esrarın, kendisini keşfedecek gönül gözü açık kâşiflerini bekler. Manevî perdelerle örtülen bu sırlar ortaya çıkınca asıl güzelliğin yaprak yaprak açılacaktır vesselâm.

         

Şehir ve Kültür Dergisi/Mayıs 2021

YORUM EKLE
YORUMLAR
Zehra
Zehra - 2 ay Önce

Çok güzel yüreğinize sağlık

banner26