Bir rahibin dilinden Türk matbaacılığı

“Basılması hayli geciken bir kitap” olarak başlar kelâmına Makedonya muhaciri Şevket Rado Bey. Kendisinde, Makedonyalı dedelerimin izine rastlamak; ruhumu şen kıldı doğrusu. İnsan, ait olduğu yöne ve yöreye doğru yürüyor demek ki. Ve diyarlar çağırıyor insanı, kitaplar gibi. Merhum Şevket Bey’i de; gelen bir telefon ile önemli bir kitap çağıracaktır. 1965 yılında sahaf Nizamettin Bey ile gerçekleşen bu telefon görüşmesinde iki rahibin hazırlamış olduğu Türk matbaacılığına dair önemli bir kitaba tevafuk edildiği haberi gelir Şevket Bey’e. Böylece kitap muhafızı ve naşiri ile buluşur. 

De La Litterature Des Turcs isimli bu kitap, Rahib Toderini tarafından İtalyanca yazılmış, bir başka rahip tarafından Fransızcaya çevirerek 1789 yılında Paris’te basılmıştır. Kitabın tanıtımı ve tashihi kapsayan çalışması gerçekten uzun bir zemâna tekabül eder. Zira Şevket Bey’in İbrahim Müteferika Matbaası ve Türk Matbaacılığı adını taşıyan bu kitabı hazırlayıp matbaaya sunduğunda yıl 1988’dir. Ve bu yıl aynı zemânda Şevket Bey’in dünya hayatının dolduğu, ahirete kanat çırpışının yılı olacaktır. Merhum, âdeta vefatından önce bu kitabı okurlar ile buluşturmuştur, edebiyata ve tarihe kazandırmıştır. Kitabın Türkçe tercümanlığını; Büyük Türk Lûgatı yazarı Hüseyin Kâzım Bey’in kızı müzehhebe Rikkat Kunt Hanım yapmıştır. Bu kitabın tercümesini latif kılan bir mevzudur. Zira; Rikkat Hanım’ın san'ata olan zevki ve bağlılığı, kelime seçimlerinde de kendini göstermekte, kitap fasih ve sahih bir Türkçe tercüme ile yazılmıştır.

Rahip, 5 yıl İstanbul’da kalır

Kitabın içeriği ve tercümesi gayet güzeldir. Peki, bir rahibi; 1781 yılının Ekim ayından 1786 yılının Mayıs'ına kadar İstanbul'da, Venedik'in Osmanlı Devleti nezdindeki elçisi Monseigneur Augustin Garzoni'nin misafiri olarak; Osmanlı’nın eğitim metodlarına, medreselerde okutulan tüm derslerin listesine, okullarda okutulan bazı risâlelerin tercümesine, İstanbul'daki tüm kütüphaneleri gezerek derin araştırma yapmaya ve tüm bunları İtalyanca olarak yazıp Venedik'e götürmeye sevk eden ne idi? İşte burası düşünmemiz gereken bir mevzu.

Hatta bu soruyu belki de; Avrupa hayranlığı ile yaşayan, Asya'nın kadr-u kıymetini bilmeyen, hazinesini yâd ellere kaptırmış ve avucuna konan az bir altının ışıldamasıyla gözleri kamaşan, harflerinin ve ilminin izini sormayan insanlara sormak lâzım…

Bir rahip Venedik'ten gelip, 5 yıl bu topraklarda derinden derine araştırmalar yapıyor. Saray hocasına kadar birçok ehl-i ilim ve edebiyat çevresi ile irtibata geçiyor. (Ve bunu; “işini kolaylaştırmak olarak” ifade ediyor. Yani kurulan samimi bir dostluk değil. İslâm âleminin engin bilgilerine ulaşmak için bir merdiven yalnızca.) Kendi ifadesiyle; “.... özellikle Saray hocası ile dostluk kurdum. Bu, araştırmalarımı kolaylaştırmağa ve bazı şüphelerimi ortadan kaldırmağa yaradı. Rahatlıkla onların kütüphanelerine girebildim ve bu suretle birçok katalog, elyazması ve harita elde ederek bunların çoğunu dilimize çevirttim.” Burada istenirdi ki; hakiki dostluk kurulsun, iltifat yerini bulsun, hak olan konuşulsun. Ancak Toderini, İslâm milletinin kendisine açtığı bu kapıyı -maalesef- bu kelimelerle tarihe yazmıştır. Ancak Venedik elçisine olan ziyade iltifatlarını kitabın bidayetinde ve nihâyetinde mahrum(!) bırakmamıştır.

Elyazması eserlerimizi kendi diline tercüme ettirir

Bunun yanı sıra kütüphanelerimizden oldukça istifade eder. Arapça, Farsça, Türkçe şiirlerin Latince ve İtalyancaya çevrilmiş olanlarını gözden geçirir. Türk matbaasında yayınlanan eserleri inceden inceye tetkik eder. Elyazması eserlerin çoğunu kendi diline tercüme “ettirir”. “Ettirir…” O yıllarda yapılan ne kadar kapsamlı bir çalışma olduğunu göstermesi açısından önemli. Ve sonunda bu rahip, muhteşem bilgilerle Venedik'e döner. Asya'nın güneşi, ilmi ve irfanı ile hazırlanan bu kitap, Venedik'te hızlı ve -kendi deyimi ile- “güzel bir şekilde” basılır. Bu, tarihi kendisine unutturulan mazlum insanlarımıza tekrar tekrar hatırlatılması gereken bir mevzuudur.

Elbette ki, Allah adildir ve her kişiye emeğinin karşılığını verir. Rahip Toderini'nin yapmış olduğu bu çalışma -bilirkişiler tarafından tashihe ve tahkike muhtaç olmakla beraber- kadim medeniyetimizi, ilim ve irfanımızın pusulasını, matbaa tarihimizi sunması açısından kıymetli bir çalışmadır. “Tashihe ve tahkike muhtaç” diyorum, zira; Toderini, yazılarının bir kısmında Saray'da çıkan sorunlarda Müftü'ye gidip, az bir para karşılığında imzalanmış fetvayı elde ettiğini söyleyerek başlar kitabına. Burada bizzat rüşvetten bahsetmektedir. Rüşvet değil ise, rahibin yaptığı tam anlamıyla bir iftira ve Osmanlı değerlerini karalama yöntemidir. Bu hususu, bu alanın hakiki erbabına bırakıyorum.

Bu mevzular, kitapta hayretimi ziyadesiyle celb eden konulardır. Zira bu tarihlerden itibaren topraklarımızda yaşanan parçalanmalara ışık tutmaktadır. Asya'dan alınan aydınlık bilgiler, Avrupa'yı aydınlatmakta ve düşmanlar eliyle Asya'nın narin varlığı karanlıklara teslim edilmekteydi. Daha sonraları, ilim ve irfan kendisine unutturulan ve her şeyin “batıdan” geldiğine inandırılan, ruhunda gelişime dair canlılık bırakılmayan, bir nev'î köleleştirilmiş “nesiller” gelecektir. Ne yazık ki; durum budur.