Bir poetika olarak “Daaan dedim de..”

Bir grup sohbet ehli, ocak başında toplanmış, dereden tepeden konuşuyorlarmış. Kahveler, çaylar içiliyor, sigaranın biri söndürülüp diğer yakılıyor. Ama konuşulanlarda iş yok. Her günkü meseleler. Toplulukta bir de avcı varmış. Kendince de çok güzel bir av hikayesi biliyormuş. Bilirsiniz  avcılar biraz palavracı olur. Bekliyor ki laf lafı açsın, mevzu ava, avcılığa gelsin, o da bu hikayesini anlatsın. Bakmış ki  lafın ava, avcılığa geleceği yok. Durduğu yerden  tüfek patlatmış gibi olanca sesi ile “Daaaan!” demiş.

Herkes aynı anda dan diye ünleyen adama bakmış.

O da bu hazır bakışlara cevap sadedinde “Arkadaşlar, dan dedim de aklıma geldi” deyip başlamış av hikayesini anlatmaya.

Benim de bir av hikayem mi var?

Ben de bir cemiyetin içindeyim ve laf sırası bir türlü av hikayesine mi gelmiyor?

Peki ne yapıyorum? Ne yapmam lazım?

Ben de hikayesi olan avcı gibi “daaaan” diyorum ve başlıyorum hikaye anlatmaya. 

Bu zamana kadar hep böyle yaptım. Netice de aldım. Bundan sonra da hep böyle yapacağım.

Şimdi gelelim Vehbi’nin kerrakesine.

Aslında bu “daaan” hikayesi bir poetikadır ve şiir, hikaye, roman, müzik, resim…bütün sanat dalları için geçerlidir.

Sanatçı da durduğu yerden “daaan” diyen adamdır.

Sorun şurada. Sanatçı “daaan” derken, etrafında onu dinlemeye hazır bir kitle yoktur. Sanatçı durduğu yerden kendi kendine “daaan” der. Zaman ve mekan seçimi yapmaz. Çünkü yazma ihtiyacının, güdüsünün, ilhamın ne zaman geleceği belli olmaz.

Öyle sanatçılar var ki makineli tüfek gibi devamlı ‘dan dan dan’ demiştir ve fakat kimse bu sesi duymamıştır. Bunun sebebi muhteliftir. Ya kulaklar sağırdır ya ses kısıktır ya da etrafta başka sesler o sesi bastırmıştır. Oysa herkes bilir ki silah sesi hemen dikkati çeker, bütün dikkatleri üstünde toplar. Bir yerde patlayan silah sesi bütün sesleri bastırır.

Bu böyledir de sanatçının patlattığı sese neden kulak kabartılmamıştır. Acaba merminin sesini ağzı ile takliden çıkardığından mı? Yani ki sesin illa ki gerçek silahtan mı çıkması gerek?

Sanatın sesi mitralyözden daha yüksek

Bana göre sanatın ve sanatçının çıkardığı “daaan” sesi mitralyözden daha yüksek, daha seri ve daha ulaşıcıdır. Ve bulaşıcıdır da. Öyle olmasaydı Ludingirra’dan Levni’ye, Şekspir’den Ömer Hayyam’a, Da Vinci’den Süheyl Ünver’e, Şeyh Galip’ten Sezai Karakoç’a Yunus Emre’den, Karacaoğla’na Mevlana’dan Niyazi Mısri’ye, Itri’den Dede Efendi’ye, Yahya Kemal’e, Mehmet Âkif’ten İsmet Özel’e kadar uzanan ses zinciri, “daaan” sesi bu güne nasıl gelebilirdi?

Bütün yazarlara, şairlere, müzisyenlere, ressamlara sorulmuştur.

Neden diye?

Neden yazıyorlar?

Neden resim?

Neden müzik?

Herkesin kendince bir cevabı var ve bu cevap bir nevi poetikayı da içeriyor.

Bana sorarsanız benim tek gerekçem var.

Bir av hikayem var, anlatmak istiyorum ve “daaan” diyerek başlıyorum anlatmaya.

Aslında herkes “daaan” diyor.  

Bir şey daha. Tilkinin kırk türküsü varmış, kırkı da tavuk üstüne imiş.

Sanatçının da tek bir “daaan”, bir tek av hikayesi vardır.

Hep onu anlatır.

Siz bakmayın bazı tüfeklerden “grav grav” diye ses çıkmasına.

O ‘daaan’dır.

Ses kaybolmaz mutlaka bir kulağa ulaşır

Biraz da “daaan” üzerinde duralım.

İlk bakışta anlamsız bir kelime.

Sözlüğe bakarsanız eminim silah sesi gibi bir karşılık görürsünüz. Özelliği, uzaktan duyulması ve duyulduğu andan itibaren de dikkatleri üzerine çekmesidir.

Öyle ya, bu silah durduğu yerden patlamadı.

Birine yönelik olarak patlamış olabilir; sahibi silahı temizlerken kazaen de patlatmış olabilir. Bana göre sanatın “daaan” demesi, daha çok “benim silahım var” diyerek gösteriş yapan, silahını havaya doğrultup tetiği çeken silahşorun çıkardığı sese benzer.

Mutlaka bir yerlerde yankılanır. Mutlaka bir kulağa ulaşır bu ses. Sesin bir fiziksel enerji olduğu gerçeğinden hareketle denilebilir ki kaybolmaz da. Ses kaybolmaz. Tesiri farklı olabilir; ama mutlaka bir kulağa ulaşır. İkincisi, ve bir o kadar önemlisi, çıkan sesin ifadelendirilmesidir.

Biz “daaan” demişiz.

Çocukluğumuzun Zagor’unda  bu ses “grav grav” idi.

Ne demek istiyoruz?

Sanat millidir, kendi sesini en iyi ait olduğu dilde yansıtır. Her dilin ‘daaan’ı farklıdır. Ama silah sesi her tarafta aynı soruları, düşünceleri ve duyguları uyandırır. Böylece, ‘sanat bir silahtır’ mı demiş olduk. Yoksa silahtan çıkan ses mi demiş olduk. Sadece bunları değil; silah / duygu, düşünce, sorundur, soru olmasaydı ses de olmazdı; demiş olduk.

Şimdi bu yazıyı okuyanlar diyecek ki vay be, adam, bildiğimiz “dan’dik” bir hikayenin içine sanat gibi insanlığın en önemli icrasının poetikasını yerleştirdi. 

E, olacak o kadar.

Ne de olsa “daaan” demiş biriyiz.

Dan dan dan !