Bir Orta Çağ okuması: Orta Çağ Avrupa’sında Gündelik Yaşam

Orta Çağ bizlere adı gibi ara çağ gibi gelir. Yani önceki çağlar çok ileriymiş Orta Çağ'a gelince barbarlık, yobazlık hâkim olmuş, Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethetmesiyle ya da Rönesans ile tüm bu barbarlıklar ve yobazlıklar son bulmuş gibi düşünülür. Oysa bize anlatıldığı kadarıyla Orta Çağ'ın barbarlığına getirilen kanaat bir kıyaslamanın sonucudur. Değerlendirilen şey bilimde, kültürde, kaliteli yaşamda ileri gitmiş Doğu medeniyeti karşısında savaşlarla birbirini yemiş Avrupa'nın hâlidir. İşte Pınar Ülgen, "Orta Çağ Avrupa’sında Gündelik Yaşam" kitabıyla Avrupa'da neler olup bittiğini anlatıyor. İnsanların yaşam şekli, inanışlar, kutsallar hepsi kitabın hacmi göstermese de ayrıntılı bir biçimde ele alınıyor.

Kitap, Orta Çağ’da çocuk olmanın anlatıldığı bölümle başlıyor. Vaftiz töreni, isim verme gibi konular zenginlerle fakirlerin ortak konuları… Her bebek evde doğuyor ve anne doğum esnasında çevresinden yardım alıyor. Çünkü o dönem modern hastaneler yoktu ve doğumda yardımlaşma şarttı. Kilise, bir kariyer yapma yeri olarak da görülebilir. Erkek çocukların kilise himayesine girip burada aldıkları eğitimle yükselmeleri söz konusu olabilirdi. Ayrıca ileride kazanacakları ayrıcalıkları da düşünecek olursak ağır eğitimlere katlanmak çok da zor gelmeyecektir. Kızlar için ise rahibelikten ötesi yoktu.

Asıl ilgi çeken bölüm dinî hayatın anlatıldığı bölümdür. Burada özellikle manastır ve kilise hayatı ayrıntılı olarak anlatılmış, keşişlerin yaşamı, toplumsal statüleri açıklanmıştır. Kilisenin genel olarak karmaşık bürokrasisi ve dizayn edici hiyerarşisi içinde ayrıcalıklı bir grup türemiş ve bu grup devletin karar alma mekanizmalarına hükmetmeyi başarmıştır. Uzun yıllar bu gücü elinde bulunduran kilise bürokrasisi, zayıflamalar olsa da hiçbir dönemde etkinliğini tümüyle yitirmemiştir. Bizim ruhban sınıfı olarak bildiğimiz bu sınıf, her toplumda muhakkak bulunan üstün sınıfın dâimi örneği olarak günümüze kadar gelmeyi başarmıştır.

Üstün sınıflardan birini de kalede yaşayanlar oluşturuyordu. Soylular, askerler ve savaşçılarla beraber bunların hizmetinde bulunan kalabalık bir grup burada yaşardı. Zaman içinde kaleler şekil değiştirmiş ve genişlemiştir. Dayanıklılık, artan nüfus, ihtiyaçlar ve konfor arayışı bu değişimde etkili olmuştur.

“Dini Yaşam”la beraber en fazla dikkatleri çekecek olan bölümün "Kültürel Hayat" bölümü olacağını tahmin ediyorum. Bu bölümde üniversite öğrencilerinin yaşadığı problemlerin günümüzde yaşanan problemlere benzediğini söyleyebiliriz. Aynı şekilde kente gelen öğrencilerin esnaf ve eşraf tarafından nasıl görüldüğü ile ilgili yaşadığımız zamana benzer bir dilemma içinde oldukları da anlaşılıyor. İşin bir tarafında ekonomi varken diğer tarafında kentin yaşam tarzı üzerinde meydana gelen değişikliklere katlanma ya da katlanmama duygusu var. Eğitim görmek, uzaklara gitmek belirli statüdeki kişilerin yapabileceği bir şey olduğundan onların alışık olduğu yaşam şeklini üniversitenin bulunduğu kentte sürdürme fikri yöre halkına pek cazip gelmiyor olabilir.  Yukarıda da belirttiğim gibi bazen Orta Çağ'a ait kaleler, bozuk yasalar dışında hiçbir şeyin günümüze ulaşmadığını düşünürüz ve o dönem Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethetmesiyle bitmiş, üzerine toprak atılmış zannederiz. Ancak durum göründüğü gibi değil. “Kültürel Hayat” bölümünde Orta Çağ’a ait yaygın ön kabullerin bazılarının değişime uğrayacağını düşünüyorum. Özellikle bu dönemde birçok gelişim yaşanmış, kiliseden destek alamasa da birçok düşünce ortaya konmuştur. Aziz Thomas, Dante, Albertus Magnus ve Roger Bacon bu zamanın insanlarıdır. Bacon, Arap bilim adamlarının çalışmalarını incelemiş, herkesten farklı olarak dönemin papasından destek de almıştır ancak yeni papa ona verilen desteği kesmiş ve hatta onu hapsettirmiştir. Orta Çağ'ın daha çok bu tarafıyla hatırlanması böyle vakaların çokluğundandır. Ayrıca tıbbi bir uzmanlık alanı olan cerrahi yine bu dönem epey ilerleme kaydetmiştir. Bir de "Nasıl İyi Bir Orta Çağ Doktoru Olunur?" başlığı altındaki metnin herkesçe okunmasını tavsiye ederim. Metinde fırsatçılığı, küçük hesapları ve bir doktorun kendi namını nasıl tepelere çıkardığını görebiliriz. Belki metinde olduğu gibi hastalığı hiç de ağır olmayan bir hastaya sanki ölümcül bir hastalığa yakalanmış gibi muamele eden ve onu iyileştirip ün sahibi olmaya çaba gösteren birileri günümüzde de vardır.

Avrupa'daki köy hayatı bir İngiliz köyü olan Cuxham üzerinden anlatılıyor. Cuxham, Londra'dan Oxford'a giden yolun yakınında bulunmaktadır. Toprakları verimli bir köy olan Cuxham'daki yaşam genel Orta Çağ köy hayatına örnek olarak veriliyor. Ayrıca yazar, köy hayatına ilişkin kaynakların fazla olmadığını ifade ediyor. Toplumun en alt kesiminde bulunan bu insanların okuma yazmaları olmadığından kendi hayatlarını yazmaları düşünülemezdi zaten.

Kent hayatı ise köy hayatına göre karmaşıktır. Gerek nüfus gerek zenginlerin ve soyluların burada yaşaması belirli beklentileri beraberinde getirmektedir. Kralın da yakınlarda bir yerlerde olduğunu hesaba katarsak kentte yaşamanın zorluklarını ve eğer iyi yönetilmezse doğurabileceği olumsuz sonuçları görmek zor değil. Orta Çağ’dan aklımıza pis sokaklar, ezilmeye ve yönetilmeye alışmış halk ve her konuda kendini üstte gören imtiyazlı sınıflar kalmıştır. Kitapta bu konulara dair verilen örnekler daha evvel duyduklarımızı doğrulamakta ve güçlendirmektedir.

Yeditepe Yayınları’ndan çıkan “Orta Çağ Avrupa’sında Gündelik Yaşam”, akademik bir dil kullanmasına rağmen bizi Orta Çağ’ın kapısından içeri alıyor. Kitap, özellikle Orta Çağ meraklılarının ilgisini çekecek pek çok bilgi barındırmakla beraber aynı dönemde ileri bir seviyede olan İslâm dünyasıyla kıyas imkânı da veriyor.

YORUM EKLE

banner19

banner36