Bir medeniyet müjdesi: Hacer Günlüğü

Medeniyet suyla kurulmuş, su ise rahmet olarak indirilmiştir. Bu nedenle medeniyetin özünde rahmet vardır. Bugün İslam âleminin içine düştüğü buhranın esas sebebi medeniyetin özündeki rahmetin yitirilmesidir. İshak Aslan, “Hacer Günlüğü”nde medeniyetimizin özündeki rahmeti hatırlatırken günümüz Müslümanlarının hal-i pür melalini de gözler önüne seriyor. Bir eğitimci olan hocamız, unuttuğumuz şehir, medeniyet ve rahmet kavramlarını dillendirerek aslımıza rücû etmemizin mümkün olduğunu gösteriyor. “Hacer” sözcüğünün; terk etmek, hicret etmek, şirkten uzaklaşmak, emsalinden üstün olmak gibi anlamlarını düşünerek kitabın; hem Hz. İbrahim’in eşi ve Hz. İsmail’in annesi olarak yeni bir medeniyetin kurucusu olan mübarek kadını hem de günümüz Müslümanlarının şirkten uzaklaşmalarını konu olarak aldığını düşünebiliyoruz.

“Yeniden kurulabilir mi bir site ve evren?” diyor önsöz yerine yazdığı şiirinde. Bu dizeden şairin kutlu bir şehir ve kutlu bir medeniyeti ihya etmeyi amaçladığını görebiliyoruz. Şair bu amaç için çalışmaya hazır bir yüreğin sözcülüğünü yapıyor adeta. “Bir vadiyi bekliyor özlem, vadi ise özlemi” diyor aynı şiirin devamında. Ve bu şiiri şu dizelerle bitiriyor: “Öyleyse hazırsan hazırlığın Hızır’dır/ Çelik çomaktan yoruldu çocukluğumuz/ Duvarları onara onara seyahatimiz/ Kalbin vadilerinde yürüyelim yalınayak/ Denizin evlerinden geçelim su tutmaz bizi.” Hacer, bir anne olarak doğurganlığı ve Allah’ın rahmetini temsil ederken şair Hacer’in nezdinde İlahî bir muştunun güzellemesini yapıyor. “Hacer” adını verdiği şiirinin son dizesinde şair, bu muştunun peşinde koşmaya hazır olduğunu ifade ediyor: “Ardından koşmaya hazır gövdelerimiz.”

Şair, Hacer’in hikâyesi üzerinden Müslümanca bir okuma yapıyor. “İnsan bu daim menkıbesini yaşar/ Yürüdüğü yolun hikâyesi kadardır ömrü” dizelerinde Hacer’in iki tepe arasındaki yürüyüşü bir ömrün hikâyesi olarak sunuluyor. “İnsan büyük medeniyettir, küçük/ Yapılar enkazından büyüktür oysa” dizelerinde medeniyetin merkezinde insanın bulunması gerektiği vurgulanıyor.

Şair, “İbrahim Şehirleri” başlıklı bölümde özlemini duyduğu ve yeniden kurulacağından emin olduğu medeniyeti temsil edecek şehirde bulunması gerektiğine inandığı beş unsuru dile getiriyor. Şaire göre bir şehirde bulunması gereken ilk unsur “selam” yani barış, ikinci unsur “gilaf” yani koruma, üçüncü unsur “ayd” yani bayram, dördüncü unsur “kalp” yani dua, beşinci unsur ise “hitam” yani bitiştir. Bu unsurları şu şekilde ifade edebiliriz. Kutlu bir medeniyetin temsilcisi olacak şehir; barışın tesis edildiği, güvenli, korunaklı, herkesin mutlu olduğu, gönüllerin Allah’a açıldığı ve sınırları belli olan bir alan olmalıdır. Kalp nasıl ki vücudun merkezi ise Allah’ın evi olan camiler de şehrin merkezinde yer almalı, böylece şehrin kalbi Allah’a her daim el açmış olsun.

Burada ilk unsur olarak selamın verilmesi mühimdir. Allah’ın selamı ile bütün kapıların açılacağına kesin olarak inanırız. Bu yüzden şehrin kapısı da Allah’ın selamıyla açılmalıdır. “Kapakçığından giriyoruz saraya duvarlarından/ Sultan dergâhından daha yüksekçe dehrin taht” dizeleri bize şehrin esas girişinin ibadethaneler olduğunu ve buraların gerçek saraylar yani idare mekânları olduğunu gösteriyor. Buradan da kutlu bir medeniyeti temsil eden şehrin yönetiminde Allah’ın emirlerinin esas olduğunu anlıyoruz. “Diyorum ki dil sancağının evini alıp yeryüzüne kurmalı” dizesi de aynı anlamı çağrıştırıyor.

Şair bir başka şiirinde tabiatı Hacer üzerinden okuyor. Geyik, karaca, maral, hazal ve ahuda Hacer’in naifliğini, zerafetini görürken onu avlayan avcıda Kabil’in ruhunu görüyor. Yılan, Hacer’in suyunu bulandırdığı için pişmanlık duyup tövbe etmek isterken gelincik rengini ve kokusunu Hacer’den almış şaire göre.

İbrahim Hacer ve İsmail’den bir kutlu ev/ Lale avuçlarından dua ile mübarek/ Yepyeni bir milletin doğduğu büyüdüğü ev/ Vadiye kurulup taşacaktır sonsuzluğa nehir” dizeleri şairin medeniyetin merkezine evi, dolayısıyla aileyi koyduğunun göstergesidir.

Şair, Hz. İsmail’i kutlu bir medeniyetin kurucusu olacak ümmeti temsil etmek için kullanırken Hacer, Allah’ın bu medeniyet için uzattığı rahmet elidir adeta. Şair Hacer’in ağzından şu dizelerle günümüz İslam âlemine de ağıt yakıyor sanki: “Benden kopan Hacerleri görüyorum koştukça/ Susuz elleri bağlı naçar çöllerinde şehrin/ Kucağında bebeleri sevgi yürümemiş kıyılarında/ Yurtsuzlar susuzlar kavruk beton yüreklerde/ Canparem İsmailim hâlâ ağlamakta/ Ah su bulmalıyım yolumu göster ey hayatın sahibi…”

Şair, kutlu bir medeniyetin hayalini kurarken günümüz Müslümanlarının da gerçekçi ve acı bir portresini çıkarıyor: “Komşusu aç iken kış uykusuna yatanları da zem/ Komşusunu tarumar edip kucak açanı sonra zem/ Onlardan kaçıp denizde boğularak kurtulan çocukları zem/ Metropollerde çöplüklere sığınan kadın gövdeleri zem (…) Sonra soyumuzdan olan kentleri gördüm paramparçaydı zem/ Alınıp satılan adaleti gördüm terazi bomboştu zem/ Birbirini boğazlamıştı İbrahim koçlar ise salınmıştı zem/ Çobanlardan bina binalardan çıban sarılmıştı yeryüzü zem/ Şehrin en uzağı da yoktu koşup gelsin yabancı zem.”

         

YORUM EKLE

banner26