Bir kitabı yeniden okumak

Çok değil, birkaç sene önce okuduğumuz kitapları hatırlarken ciddi zorluk yaşarız. Bazen kurgu ya da karakterler gelmez bile aklımıza. Hikâye nasıl bitiyordu? Neydi ana karakterin adı? Ama duygu kalır, mutlaka kalır. Zihni biraz zorladınız mı hemen kenara çekilir, kalp işte orada çıkar karşınıza. İyi hissetmiştin bu kitabı okuduğunda, der. Sarsıcıydı, şaşırtıcıydı, öfkeliydi, duygu ağır basıyordu, der. Belki sonra, o kitabı düşünmeyi bıraktıktan bir süre sonra hatırlarız karakterleri, kurguyu. Hayat gibi yani. Üzerine düşmediğin bir zamanda ansızın çıkar gelir hikâye. Bazen aradığın anlam en geride yatar çünkü. Sakladığın, taşıdığın geçmişteki 'o' hikâyede, senin hikâyende.

Bazı kitaplar aklımızın, kalbimizin, zihnimizin yorulduğu ve bunaldığı zamanlarda bizi bizden uzaklaştırmak görevi görür. Bazı kitaplar da tam tersi; aklımızı, kalbimizi ve zihnimizi yeniden derleyip toparlamak görevi üstlenir. İlki kaçış'ı, ikincisi yürüyüş'ü temsil eder. Farkında olunur ya da olunmaz ama insana okurken haz veren esas şey anlamaya, bilmeye, olgunluğa dair olan şeylerdir. Hayatımızın herhangi bir anında tekâmüle dair ne hissedersek, o his bizi etkiler. Ayağa kaldırır, bizi silkeleyip kendimize getirir, dönüp geriye bakmamızı sağladığı gibi kafamızı ve yönümüzü ileriye çevirmemize de imkân sunar. Okumanın esası ve hazzı tekâmüldeyse, bir kitabı ikinci kez okumanın maksadı nedir? Neden bir kitabı ikinci defa okuma ihtiyacı duyarız?

Okuma ânının kendine has tadı ve yoğunluğu bazen tek başına yeter

Esasında bu soruların kesin bir cevabı yok. Çünkü okuma ânının o kendine has tadı ve yoğunluğu bazen tek başına yeterli olabiliyor. Kelimeleri yuvarlak içine almak, cümlelerin altını çizmek, paragrafları büyük bir köşeli parantezle belirgin kılmak; harflerin ve seslerin kıyısında dinlenmek, bilinçlenme yolunda kaybolmak, sonra tekrar aramak, bulmak ya da bulamamak... Tüm bunlar okuma ânının yaşattıkları. Karakterleri, kurguları, kitabın ismini-cismini ortadan kaldıran farkındalık anları. Yeniden sorulara dönecek olursak, evet bazen bir kitabı yeniden, yeniden ve yeniden okuruz. Okumak isteriz. Çünkü:

  • Her okuyuşta yeni bir anlam bulmak mümkündür. Bu bir şarkıyı yeniden dinleyişimizde, bir fotoğrafa ya da resme tekrardan baktığımızda, tarihî bir semtten veya yapıdan bir kez daha geçip gittiğimizde yaşadığımız duyguya benzer. Duygulara demek daha doğru.
  • İnsan belirlediği bir kitabı iki yılda bir yeniden okusa, her okuyuşunda başka tat alır. Çünkü insanın duygularının her yaşta ve zamanda farklı karşılıkları vardır. İşte bazı kitaplar bu duyguların hatırlatıcısıdır. Evlerin kokuları gibi. Koku ve çocukluk arasında büyük bir ilişki olduğunu düşünerek, geçmişte girip çıktığımız evlerin kokularını yeniden duyumsadığımızda çocukluk günlerimize yelken açmamız olasıdır.
  • Sorular sorarak yeniden okumak da bir yöntemdir. Ben bu kitapta ne bulmuştum? Bu kitapta beni etkileyen belli başlı meseleler nelerdi? Hâlâ aynı şeyleri hissediyor, aynı şeyler karşısında heyecan duyuyor muyum?

Hayatını değiştirdiğini söylediği kitaptan hiçbir şey hatırlamayanlar var

  • Bir boşluğu, boşluk hissini doldurmak da yeniden okumaya götürebilir bizi. Hayatta zaman zaman salındığımız, bir zeminde oradan oraya savrulduğumuz ama bu savrulmayı fizikî olarak değil manevî anlamda yaşadığımız doğrudur. Sıklıkla muallakta kalan, tedirgin ve kaygılı ruhlar bunu çok yaşarlar. İşte bu boşluğu, "evet ya, o kitaba yine ihtiyacım var" dediğimiz eserler doldurur yeniden.
  • Çeşitli dertlerin ve meselelerin peşine düşmek de yeniden okuma yapmaya imkân sağlar. Tarih, felsefe, din, psikoloji alanlarında elini kaleme götürenler daha önce okudukları birçok kitaba yeniden dönme ihtiyacı duyarlar. Hem bilgileri tazelemek hem de daha önce kaçırılan bir şey varsa onu keşfetmek için.
  • Herhangi bir okur, hayatını değiştiren kitabı sorduğunuzda size net bir cevap verebilir. "Bu kitap benim hayatımı değiştirdi, yönümü bulmamı sağladı, yaşamıma anlam kattı" diyebilir. Bu okura, "Peki kitaptan hatırladıklarını paylaşır mısın?" diye sorduğunuzda uzun uzun düşünebilir, bu sorunuzu cevapsız bırakabilir. Okumanın en gizemli, sırlı yönü de budur. Kıymetini okunduğu anda sunması. Yıldızını okunduğu anda parlatması. Burada not almak, not almayı bir alışkanlık hâline getirmek hem hafızaya hem de anlamaya yönelik bir şifadır.
  • Terry Eagleton, "Okur daima yazarın kafasında kurduğunu düşündüğü şeye boyun eğmek zorunda değildir" der, Edebiyat Nasıl Okunur? adlı nefis kitabında. Söz bu kitaba gelmişken, kitabın asla 'yeni başlayanlar' kitabı olmadığını da söylemek gerekiyor. Gerçek bir edebiyat okuru her kitapta yeniden başlar zaten. Hep 'o' heyecanı yakalamak, ateşi söndürmek ya da yeniden bir kıvılcımı ateşe dönüştürmek için. Eagleton'ın sözüne geri dönecek olursak, bazen de uzun yıllar sevip saydığımız (belki de boyun büktüğümüz) bir yazara başkaldırmak için okuruz. "Yeter!" deriz, "çok biliyorsun sen!".

Çünkü'ler ve niye'ler uzar gider. Herkesin kendine göre bir yeniden okuma sebebi vardır. Tek bir sebep aramaktansa daha genel bir ifadeye başvurmak ve samimi okuru tanımlayıp onu yeniden ayağa kaldırmak için Vladimir Nabokov'un Edebiyat Dersleri'ne bakmalı. Çünkü Nabokov orada "Kimse bir kitabı okuyamaz. Ancak sadece yeniden okuyabilir. Gerçek kitap okuru o kitabı yeniden okuyandır." diyor.

Okursan, okursun. Gerçek bir okursan, yeniden okursun.

Not: Cemal Tunçdemir'in "Kitaplarda okuduklarımızı unutuyorsak hâlâ neden okumalıyız?" başlıklı enfes yazısı muhakkak okunmalı, çıktısı alınıp tekrar tekrar okunmalı.