Bir ilim adamının zekâtı: Kalem Kitap Kütüphane

Karacaoğlan’dan hatırlayınız. Anadolu’da sevdalık türkü ve hikayelerinde sevgilinin adı çok geçer. Elif, Suna… Çünkü âşık, sevdiğinin adını zikrederek gıdalanır, onu yüceltir, bir aidiyet halini ifşa eder. Ne demişler? Dervişin fikri ne ise zikri de odur. İnsan neyi çok severse ondan çok bahseder, sevdiği ile birebir ilgili konuşmalar şöyle dursun; isterse başkasından bahsedilsin, onun adı geçince sohbette, hemen kulak kabartır.

İlim, fikir, sanat adamları da kitap, kalem, kütüphane, bilgi, yazı bağlamında konuşur, yazar. İki kalem ehli, iki kelam ehli ne zaman bir araya gelse o sohbette birçok âlimin, arifin adı geçer, kitaplardan söz edilir. Hatta bir ilim adamı hocasını anlatırken şöyle diyordu: “İnşallah cennette köşklerimizde ve ağaçların altında da ilimden bahsederiz seninle.”

Mustafa Kara, insanın kitap sohbetini kendi başına da yapılabileceğini, daha doğrusu kendisi ile baş başa kaldığında da mevzunun yine kitap, kalem, kütüphane, olduğunu gösteriyor. Bundan dolayı ilim, bilgi, kitap merkezli sohbetlerini Kalem Kitap Kütüphane adıyla bir araya getirmiş.

Sonuç itibariyle biz; kaleme yemin eden bir Rabbin kuluyuz, Kitab’ımızda Kalem diye bir sure vardır; vahiyle gelen ve iki kapak arasında toplanmış Mushaf’ın, yani Kur’an-ı Kerim’in diğer adı Kitap’tır. Ecdad bunu “Okuma Kitabı” olarak tercüme etmiştir.

Biz Kitap ehliyiz, Kitab’a iman ederiz. Kütüphane de maneviyatı, ruhaniyeti olan kutsal bir mekandır.

Mustafa Kara, kitabında selamlama sadedinde önce bizi bir kütüphane fotoğrafı ile karşılıyor. Sonra ilmin, yazının ve kütüphanenin piri Fuad Sezgin ve Nureddin Topçu; konu ile ilgili sözleri ve fotoğrafları ile selamlıyor.  

Bağlamdan kopmadan dilimizdeki kalem ve kitapla ilgili deyimleri, söz gruplarını hatırlıyoruz sonra. Peşinden söz; kitap dergilerine, deftere geliyor.

Bir hüsnühat size yaratılan ilk varlığın kalem olduğunu söylüyor. Önsöz ve giriş bunlardan sonra geliyor.

Mustafa Kara, eseri böyle dizayn etmekle şöyle demiş oluyor: ‘Mevzu, buraya kadar gördüğünüz hatlar, resimler, kişiler ve sözler bağlamında gelişecek. Aslında gerçek önsöz onlara ait, biz âdet yerini bulsun diye bir önsöz yazdık.’

Doğrusu bizim de böyle bir planımız vardı. Benzer planı Mustafa Kara’da görünce kanaatimiz pekişti. Okullarda Türkçe ve edebiyat dersleri de konuya hazırlık sadedinde bu sıralamayı esas alabilir/almalıdır. Talebe, önce malzemeyi tanımalıdır. Kalem nedir, kelam nedir, kâğıt nedir, yazı nedir, niçin yazarız, niçin okuruz, nasıl okumalıyız, okumaya nereden başlamalıyız, malzemelerimizin önemi nedir, gibi metinler çevresinde gelişen bir giriş olmalı bu.

Sadede dönüyoruz yine.

Aynı pınardan su içmişiz

Mustafa Kara bir profesör. İhtisas alanı tasavvuf ve tarikatler. Sen ise bir edebiyatçısın. Acaba bu kitapta seni ilgilendiren, sana hitap eden ortak noktalar, kişiler var mı diye bir soru sorarsanız şu cevabı veririm:

Ben de bu soruyu sordum kendime. Ve hatta şunu hatırladım. Talebe iken arkadaşlarımızla aynı kitapları alır, okurduk, kitaplarda kendimize göre önemli satırların altını çizerdik. Sonra da kim, nelere dikkat etmiş diye çizili satırları karşılaştırırdık. Sonra bu iş, arkadaşlarımızın evlerindeki kütüphanelerini karşılaştırmaya kadar vardı. Acaba hangi kitapları ve yazarları ortak okumuşuz?

Doğrusu Mustafa Kara’nın kitap yolculuğunda kendimi hiç yalnız hissetmedim. Tam tersine, ortak birçok kitap, ilim adamı, arif, şair gördüm. Dedim ki aynı pınardan su içmişiz, gıyaben ortak dostlar edinmişiz, aslında biz, dostları ortak bir dostuz.

Van Munit! Van Munit!

Mustafa Kara ile müşterek dostlarımız var ve fakat, o kendinden bahsettiği birçok dostla rûberû görüşmüş. Ellerini öpmüş, göz göze gelmiş. Duasını almış. Biz ise kitaplarda, satırlarda gördük.

Ne demek istiyoruz? Kitap okumakla arif olunamıyor. Arif değiliz. Ariflerden haberdarız ve onları seviyoruz o kadar. Bandırmalı Ali Efendi başta olmak üzere Nureddin Topçu, Muhammed Hamidullah, Şemseddin Ulusoy, Süleyman Uludağ gibi âlim ve ariflerle görüşen, gönül alışverişine giren ise Mustafa Kara. O, arif ve âlim; biz tilmiz. Karıştırmayalım.

Bakalım başka kimler ve neler var?

Cevâhiru'l-Ebrâr ve Yeseviyye Kültürünü Bugüne Taşıyan Kitaplar; Nefehâtü'l-Üns Bursalı Lâmiî Çelebi ve Necmeddin Kübra; Mesnevî ve Ney; İhya Tehâfüt Gazzâlî ve Hocazâde; daha lise sıralarında iken okuduğumuz Envâr’ul Âşıkîn’in ve Yazıcızâde Kardeşler. Üniversitede alıp okuduğumuz Muhammediye; yana yakıla aradıktan sonra merakla okuduğum, Son Hattatlar, Son Şairler, Son Sadrazamlar eserleri ile İbnülemin Mahmud Kemal İnal.

İlk kitaplarımdan Gençlerle Başbaşa, lise son sınıfta iken; o yıl okulumuza stajyer öğretmen olarak gelen hocamıza konuşma metni hazırlamada kaynak olarak kullandığım Din ve Laiklik kitaplarıyla Ali Fuat Başgil; yazının ve kalemin tarihini en güzel anlatan muhtevasıyla Kalem Güzeli; halledilememiş bir mesele olarak Türkiye'nin Maarif Davası ile Nureddin Topçu; Kutadgu Bilig ve Saltuknâme; Hasan Basri Çantay’ın yıllarca aradığım Âkifnâme’si; Mesnevi tercümesini okuduğum Abdülbâki Gölpınarlı; Yahya Kemal; dünya gözüyle görüp tanışamadığım Bursa kitapçılar çarşısının piri Cahit Çollak; Osmanlı Müellifleri ve Bursalı Mehmet Tahir Efendi vs.

Şunu da ekleyeyim. Bu kitaptan başka Mehmet Akif’i dönem, şahsiyet ve eserlerindeki muhteva ilişkisinin bütünleşik özünü anlatan başka bir kitap bulamazsınız.

Bu kitaplar bize şunu söylüyor:

Edebiyatımız dini, tasavvufi edebiyattır; bu edebiyatın temelinde Yesevi ve Yunus vardır. Gelenek dediğimiz değer böyle meydana gelmiştir.

Sohbet üslubuyla kaleme alınmış

Mustafa Kara’nın sohbet üslubuyla kaleme aldığı yazılar, kitapların tarihi, talihi ve muhtevasına dair en can alıcı bilgileri ihtiva ediyor. Mustafa Kara hoca hepsi bu kadar olmasa da kişiler ve olaylarla ilgili düşürdüğü tarihleri de veriyor. Kara’nın peşinden kimler iz sürer bilmem; ama böylece bir geleneğe su veriyor hocamız.

Bir yere geldim ki derviş olanlara en büyük müjdeyi veriyor kitap. Diyor ki aklınız varsa derviş olun. Maksuda mutlaka vâsıl olacaksınız. İster bu dünyada ister kabir âleminde.

Şahı Nakşibend Hazretlerinin bir niyazında okumuştum bu ayrıntıyı. Ancak aradan yıllar geçtikten sonra Âmiş Efendi’nin müridinde tahakkuk ettiğini görmekle bu müjdeyi tekrar almış oldum ki benim için cihana değer. Aslında sır olan bir husustur bu. Daha fazla malumat için sadece kitabı işaret edebilirim, ayrıntı veremem. 

Bursa denilince akla tabii ki Ulu Camii gelir. Pekiyi Ulu Camii nasıl ziyaret edilir. Âdâbı nedir bunun? Bir rehbere ihtiyaç var tabii ki. Bir Bursa ziyaretinde Mustafa Kara hoca bizi Ulu Camii’ye götürmüş ve camideki yazılar hakkında kısa bilgiler vermişti. Ancak unuttuk onları. Bu kitapta işte Ulu Camii nasıl gezilir, nerede hangi hattatların hatları var? Bu hatlar nasıl okunur, mânâsı ne? Mustafa Kara işte bu kitapçığını birazcık rehber haline getirmiş. Böylece Rize doğumlu olan Kara hoca aslında bize ‘ben Güneyce doğumluyum ve fakat ikinci doğum yerim Bursa’dır’ diyor ve memleketini tanıtıyor bize. Kitaptaki metinlerin, kişilerin, hizmetlerin Bursa’yı merkez alması ile tamamen mutabık bir durum bu.

Rehber bulamayanlar, Ulu Camii’ye bu kitapla girmelidir. Kitabın cirmini artırmamak için olsa gerek -kusur olarak görmüyorum- mevzu bahis bütün hatlar okunuş ve anlam olarak konu edilse de görsel olarak yer almıyor kitapta.

Mustafa Kara’nın satın aldığı ilk kitap kime ait ve muhtevası ne? En son hangi kitabı aldı? Süleyman Uludağ ile Mustafa Kara’nın kitaplarından teşekkül edecek bir Tasavvuf Kütüphanesi kurma teşebbüsü neden akîm kaldı? Bu kitapta cevabını bulan sorular bunlar.

Kitaba konu olan ilim adamları, kitaplar, yayınlar, olaylarla ilgili derkenar soruları ile okuru meraklara daldırıyor Mustafa Kara hoca ve ilminin zekâtını veriyor. Kimlere? İlme muhtaç olan herkese. Ancak kitabın basıldığı yer, bu zekâtın; öncelikle Bursa’da olanlara verileceğini mi ihsas ediyor ne; kitabı Bursa dışında bulmak hayli zor.

Her şey tamamlandıktan sonra başlarmış noksanlık.

Biz noksanlık olarak görmeyelim ve fakat daha iyi olabilirdi anlamında söyleyelim. Nedir o?

Kitabın kâğıt kalitesinden mi yoksa fotoğrafların çözünürlüğünden mi desem bilmiyorum. Kitaptaki matlık, solukluk beni rahatsız etti.

Zarfa değil mazrufa bakınız mı dediniz.

Haklısınız efendim.

Biz zaten mazruftayız.