Bir güç zehirlenmesi yahut iletişim araçları ve medya

Zaman pek çok şeyi değiştiriyor hayatımızda. Değişmeyen tek şey kaldı hayatımızda; o da değişim… Değişime direnenler de zamanla değişmek zorunda kaldılar. Teknolojik gelişmeler sınır tanımıyor. Dünyada ve Türkiye’de internet iletişim ağı kurulalı beri alışkanlıklarımızda ve ilgi alanlarımızda çok köklü değişimler oldu. İnternet, hayatımızı değiştirdi. Artık dünya bir tık ötemizde duruyor. Bir tuşla milyarlarca sayfaya ulaşabiliyorsunuz. İster bilgi, ister belge, isterse haber olsun; aklınıza gelen her şey yanı başınızda. Ciltler dolusu kitap bir portalda toplanabiliyor. Bilgiye ulaşmak hiç bu kadar kolay olmamıştı. Öğrenmek ve araştırmak isteyen meraklıların işi iyice kolaylaştı günümüzde.

Günümüzde internet medyası kısıtlı imkânlarla çok büyük atılımlar gerçekleştiriyor. Sanal ortamda onlarca haber sitesi var. Bu sitelerin bir kısmı sağlıklı bir altyapıya sahip değil. Bazıları kopyala yapıştır yaparken, bazıları işlerini hakkıyla yapıyorlar. İnternette yayın yapan gazeteler ve haber siteleri görsel ve yazılı basınla başa baş mücadele edecek güce eriştiler. Türkiye internetle tanışalı çok seneler oldu. Bu süre içerisinde Türkçe portallar akıl almaz miktarda arttı. Fakat içerik konusunda bu zenginliği ve çeşitliliği çok da göremedik. İçerik açısından güven vermeyen, yanlış yönlendirmelerde bulunan sitelerin sayısı hiç de az değil. Bunu önlemek için internetin iyi denetlenmesi, acilen belli bir nizama kavuşturulması gerekir. Batılı ülkeler bu meseleyi çoktan hallettiler; internetteki başıboşluğun önüne geçtiler. Ülke olarak bizdeki internetin de bir etik kurulu oluşturulmalıdır. Bu alana bir düzen verilmelidir. Canı isteyen kafasına göre site kurup insanları yanlış yönlendirmemelidir.

Teknolojinin ışık hızıyla gelişimini sürdürdüğü, hayatın iyice kolaylaştığı, bilgiye ulaşma imkânlarının görülmemiş bir biçimde arttığı bu uzay çağında internetin gücünü hiç kimse inkâr edemez. İnterneti kötü bir vasıta olarak göstermek haksızlıktır. Yerinde kullanılırsa bu bir nimettir aslında. Fakat bu nimeti kötü emellerine alet edenlerin sayısı da az değildir, günümüzde. Bıçak misalidir internet... Nasıl ki bıçak usta bir cerrahın elinde hayat kurtarıp, bir katilin elinde hayatları söndürüyorsa işte internet de iyi niyetli kişilerin elinde faydalı bir araç olurken kötülerin elinde ahlak kirliliğine dönüşebiliyor. Bu yüzden internetin kısa zamanda tam olarak kontrol altına alınması gerekir. Başıboşluk her zaman felaket getirir.

İnternet konusunda vatandaşlar olarak duyarlı olmalıyız. İnternetin zararlı etkilerine karşı milletçe topyekûn mücadele etmeliyiz. Öncelikle otokontrol gerçekleştirilmelidir. Çünkü hepimiz bu gemide yolcuyuz. Gemi batarsa hepimiz zarar görürüz. İnternette sansür olmasın ama insanlar da bu milletin hassasiyetleriyle oynamasın. Bizi biz yapan ahlakî değerlerimizi yok farz edenlere fırsat vermeyelim. Çocuklarımızın çizgiyi aşmalarına göz yummayalım.

Günümüzde yerel medya her geçen gün güç kaybetmektedir. Çünkü ulusal, hatta küresel medya yerel medyaya yaşama şansı tanımamaktadır. Öte yandan sanal medya bu çağın modern habercilik işlevini üstlenmiş bulunmaktadır. Gidişimiz gösteriyor ki yakın zaman içerisinde medya bütün bileşenleriyle sanal dünyaya kayacaktır.

Yakın bir gelecekte kâğıdın pabucu dama atılabilir. Artık her şey internetten gerçekleştiriliyor. Banka işlemleri, çeşitli ödemeler, siparişler hep bu yolla yapılıyor. Ciltler dolusu eser bir programa sığdırılabiliyor. Evlerdeki kitap yığınları internet sayesinde erimeye başladı bile. Kimse eskisi kadar kitap almıyor. Ansiklopediler tercih edilmiyor. İnternet evlerimizdeki ve hayatımızdaki yükü iyice hafifletti. İnternet yeni bir hayat demek!...

Sınırları yerle bir eden sosyal medyanın gücü

Eskiden güce dayalı bir sömürgecilik anlayışı vardı dünyada. Büyük devletler gözlerine kestirdikleri zayıf ülkeleri kaba kuvvetle ve silahlarla korkutarak işgal ederlerdi. Bu durum yüzyıllarca devam etti. Fakat günümüzde top ve tüfekten daha etkili sömürgeleştirme araçları var. Onların başında bütün dünyayı tek bir kuşakta toplayan internet geliyor. Günümüzde sınırlarınıza ne kadar güçlü ordular ve askerler konuşlandırırsanız konuşlandırın internetin ülkenize girmesini engelleyemediğiniz müddetçe koca bir mâziyi ve sizi siz yapan değerleri içselleştiren beyinlerinizin işgal edilmesinin önüne geçilmesinde bu askerî gücün çok fazla bir etkisi olmayacaktır.

Yirmi birinci yüzyılın yaşamakta olduğumuz bu ilk çeyreğinde iletişim araçları ve sosyal medya hayatımıza tamamen egemen olmuş durumdadır. Bireyleri esaret altına alan iletişim araçları ve sosyal medya platformları iletişim kurmanın dışında kamuoyu oluşturma, bilgi edinme, sosyalleşme ve eğlence gibi birçok alanda hayatımıza yön vermektedir. Günümüzde Facebook, Twitter, Instagram, Messenger, WhatsApp, Snapchat, Skype, Tumblr, YouTube, Wikipedia gibi sanal ortamlar hayatın olmazsa olmazları konumuna getirilmiştir. Ellerimizden düşürmediğimiz cep telefonları ve tabletler bu süreci hızlandırmıştır.

Sosyal medya deyip de geçmeyin. Bu mecra her geçen gün güç kazanıyor. Günümüzde hemen bütün dünyada gerçek iktidar sosyal medyanın elindedir. Zira sosyal medya, insanların belli konularda örgütlenmesini de kolaylaştırıyor. Bu yolla bir araya gelen insanlar birçok konuda tepkilerini ortaya koyabilmektedir. Hatta iktidarları değiştirmede ve onlara gözdağı vermede sosyal medyanın etkisi inkâr edilemeyecek kadar ileri boyuttadır.

Sosyal medya bugün bir tehdit vasıtasına dönüştürülmüştür. Dünyanın jandarmalığına soyunan malum devletler, istemedikleri ve söz geçiremedikleri yöneticileri değiştirmek veya hizaya getirmek için sosyal medyayı etkin olarak kullanmaktadır. Öncelikle Tunus'ta başlayan ve Ortadoğu'yu kasıp kavuran Arap Baharı buna örnektir. Zengin petrol ve doğalgaz rezervleriyle tüm dünyanın ilgi odağı hâline gelen ve iştahları kabartan Ortadoğu coğrafyası sanal medya marifetiyle ve sosyal medyanın gücüyle hızla ve kolayca dönüştürülmüştür.

Mısır'da halkın seçtiği Muhammed Mursî tarafından kurulan meşru hükümetin düşürülmesinde ve yerine Abdülfettah el Sisi öncülüğündeki askerî yönetimin getirilmesinde ABD'nin kışkırttığı sosyal medya ve onun aktif kullanıcıları etkin roller oynamışlardır. Daha doğrusu ABD'nin kurnaz yöneticileri ateşe elle dokunmak yerine sosyal medya maşasını kullanmışlardır. Böylelikle ne elleri yanmış ne de sıcak çatışma riski almışlardır.

Martin Heidegger'in teşhisi: “Kamera, izleyiciye yöneltilmiş bir silahtır.”

İletişim araçlarının baş döndürücü bir hızla geliştiği ve çoğaldığı, bilişimin hayatımızı çepeçevre kuşattığı dijital bir dünyada yaşıyoruz. Hayatımız cep telefonu ve bilgisayar merkezinde sürüp gidiyor. Onlar artık gözümüz kulağımız, elimiz kolumuz oldu. Onların olmadığı bir dünyayı düşünemiyoruz. Günümüzde aile çevresinden çok, sosyal medya hayatımıza yön veriyor. Ailedeki o geleneksel eğitim hayata yön veremiyor. Ebeveynlerin çocukları üzerindeki etkisi her geçen gün azalıyor. Aile, okul ve arkadaş çevresi, yerini gerçek hayatta pek de karşılığı olmayan sosyal medyaya, buradaki sanal ilişkilere bırakmaktadır.

Günümüzde modernizmin meyvesi olan dijital hayat, yaşamın her alanına sirayet etmiş bulunmaktadır. Bundan en çok da bilişim sektörü pay almıştır. Artık istesek de istemesek de hayatımızın her safhası kayıt altına alınmaktadır. Varoluşçu felsefenin ünlü isimlerinden Alman filozof Martin Heidegger'in “Kamera, izleyiciye yöneltilmiş bir silahtır.” sözü görsel medyanın gücünü göstermesi bakımından önemlidir. Geçen zaman görsel ve işitsel medyanın gücünü ve etkisini daha da artırmaktadır.

Bugün aslında konuşulması gereken asıl şey medyanın gücünden çok, güçlülerin medyası olmalıdır. Çünkü onlar emellerine kısa zamanda erişmek için medya alanında inanılmaz derecede pahalı yatırımlara imza atmaktadırlar. Bu planlı bir yatırımdır. Onlar bu yatırımların meyvelerini kısa zamanda alarak güçlerine güç katmaktadırlar.

Sınırları kaldıran internetin ortaya çıkışı hayat tarzlarımızı kökten değiştirmiştir. İnternet kullanıcılarının çığ gibi artması sosyal medyanın gücünü de o ölçüde artırmaktadır. Bugün tabir caizse en güçlü iktidar sosyal medyadır. Artık hiçbir şey eskisi gibi gizli saklı kalmamaktadır. Bir yerde cereyan eden hadise anında bütün dünyaya yayılabilmektedir. Bu durum bir domino etkisi yaparak birçok şeyi kısa zamanda değiştirebilmektedir.

Fizikî sınırların aşılmasında başarılı bir rol üstlenen sosyal medya, adeta patlamaya hazır bir bomba gibidir. Bu bombanın kimin üzerine patlayacağının kararını yine dünyanın lider ülkeleri vermektedir. Yani başta ekonomik alanda olmak üzere, bilişim alanında ve silah sanayisinde güçlü olan aktörler sosyal medyanın da mutlak hakimi durumundadır.

İletişim araçlarının altın çağını yaşadığı bir zaman diliminde olmamıza rağmen bu çağın en büyük meselelerinden biri de iletişimsizliktir. Bunun en önemli nedeni iletişim araçlarının iletişim amacından çok, iktidar ve hakimiyet vasıtası olarak kullanılmasıdır. Bu o meşhur bıçak meseline benzer. Cerrahın elinde hayat kurtaran bıçak, katilin eline geçince hayat söndürmektedir. İletişim araçları da amacının dışında güç gösterisi için kullanıldığında iletişime değil, iletişimsizliğe ve gücün zehirli meyvesi olan dayatmaya hizmet etmektedir. Bu durum iletişim çağında iletişimsizliği beraberinde getirmektedir.

Toplumu yönlendiren medya, özellikle günümüzde çok geniş bir etki alanına sahiptir. Medya derken sadece gazeteler ve sosyal platformlar anlaşılmamalıdır. Sinema sektörü de bu devasa çeşmeyi besleyen oluklardan biridir. Başta Hollywood olmak üzere, dünyadaki sayılı sinema sektörleri güçlülerin dünyaya egemen kılmak istedikleri düşünceleri yayma görevini üstlenmiş bulunmaktadırlar. ABD'nin bu kadar büyümesinde ve sesini bu derece güçlü duyurmasında Hollywood'un tesiri yazılı ve görsel medyadan az değildir. Aksine daha fazla olduğunu söylemek bir hakkın teslimi demektir.

Günümüz dünyasında sinema sektörüne büyük paralar harcanmaktadır. Egemen güçler pahalı yapımlarla dünyayı kendi düşünce eksenlerinde döndürmektedir. Hiç kimse maddî ve manevî karşılığını alamayacağı bir sektöre körü körüne yatırım yapmaz. Bu pahalı yatırımlara imza atanlar, insanların bilinçaltlarını yeniden inşa etmektedir.

Sinema ve diziler demişken Türk sinema ve dizi sektörüne de birkaç satırla değinmekte fayda vardır. Bugün televizyonlarımızda her gün onlarca dizi dönmektedir. Bunların kahır ekseriyeti de bizi anlatmaktan, dinî ve millî değerlerimizden uzaktır. Sanki birileri kendi dünyalarını ve hayat tarzlarını bizlere empoze etmek için sinema ve dizi sektörünü aktif olarak kullanmaktadır. Dizilerimiz Batı kültürünün Türkiye distribütörü gibi çalışmaktadır. Varsa yoksa Avrupaî düşünceler ve yaşam biçimleri... Bizim dizi yapımcılarımız ve yönetmenlerimiz adeta Batı'nın gönüllü misyonerleri gibi çalışmaktadır. Bugün toplum bu kadar çok bozulmuşsa ve değerlerinden bu kadar çok uzaklaşmışsa bunda sinema ve dizi sektörünün çok önemli payı vardır.

Türk medyasının dünü, bugünü ve yarını

Tarih ve edebiyat derslerinde öğrencilere "Osmanlı'da çıkan ilk resmî gazete 1831 yılında yayın hayatına başlayan Takvim-i Vekayî'dir." deriz. Sonra ilk yarı resmî gazete olan Ceride-i Havadis'i ve ilk özel gazete olan Tercüman-ı Ahvâl'i anlatırız öğrencilere. Daha birçok gazete yayımlanmış Osmanlı'nın duraklama ve çöküş sürecine girdiği yıllarda. Onları Cumhuriyet döneminde çıkanlar takip etmiş. Neticede bugüne gelinmiş.

Osmanlı ve Türkiye dönemi gazeteciliğini ve gazetelerini etraflıca anlatmaya kalkarsak ele aldığımız konu gereksiz yere uzar gider. Mevzumuz da bu değil zaten. Fakat sözün bu noktasında geçmişten bugüne gelen medyamızın sorumluluğuna ve kimlere hizmet ettiğine dair birkaç kelâm etme hakkımızı da kullanmak isteriz.

Bir kere şunu söylemek gerekir ki tarihten bugüne kadar tam anlamıyla gücünü milletten alan bir medyamız ne yazık ki olmamıştır. Her gelen medya organı birilerinin sesini daha gür çıkarmanın ve birilerini cilalamanın peşinde olmuştur. Bunu yaparken de hakkaniyetli davrandıklarını söylemek ne yazık ki pek de mümkün değildir.

Geçmişten bugüne gelen tarihî süreç içerisinde medya organlarımıza baktığımızda belli başlı egemen güçlerin yayın organı olduklarını görürüz. Geçen zaman içerisinde isimler değişse de adresler değişmemiştir. Geçmişte birçok medya organı halkın değerleri yerine bize ecnebî değerleri pazarlama yarışı içerisine girmişlerdir. Çünkü onların üstlerindekiler ve onları finanse edenler böyle emir buyurmuşlardır. Kökü dışarıda olan bu yayın organları bizlere, inancımızla ve kültürümüzle uzaktan yakından alâkası olmayan yeni bir kimlik ve kültür dayatmışlardır. Onlar mevcut kadim değerlerimizi çirkin ve iptidaî gösterirken kendi dayatmalarını modernlik cilasıyla cilalamışlardır. Bunu yapanlar, her zaman olduğu gibi hep perdenin arkasında olan biteni seyretmiş, neticeye göre taktiklerini güncellemişlerdir. Bu sadece yazılı medya için geçerli bir şey değildir.

Günümüzde Türk internet medyası da benzer güçlerin at oynattığı sanal bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat bugünün dünden farkı, öz değerlerine bağlı kesimlerin de kendilerine göre belli başlı medya organlarına sahip olmalarıdır. Yani günümüzdeki sanal medyamızda yine tekellik ağır bassa da, genel itibariyle çok sesli bir görünüm arz etmektedir. Bu, farklı seslerin ve farklı inançların hayatını devam ettirmesini sağlamaktadır. Aslında demokrasi dediğimiz de bu farklı seslere hayat hakkı tanımaktır.

Hız ve haz çağında insanın sekülerleşmesi

Günümüzü birkaç kelimeyle anlatmamız istense, ben "milenyum" da denilen bu çağı "hız" ve "haz" sözcükleriyle anlatmak isterdim. Gerçekten de hızın ve hazzın egemen olduğu, gerçeğin her geçen gün büyük bir irtifa kaybederek sanalın gölgesinde kaldığı talihsiz bir zaman diliminde yaşıyoruz. Sanal medya da bunun tuzu biberi oluyor.

Bugün milletçe ne yazık ki Orhan Veli Kanık'ın "Böcekler" şiirinde dile getirdiği "Düşünme,/Arzu et sade!/Bak, böcekler de öyle yapıyor." durumunu yaşıyoruz. Bu durum insanlığın onu "yaratılanların en şereflisi" yapan durumdan ne kadar da uzaklaştığını gösteriyor. Her geçen gün insanlık denizinin suları çekiliyor, yüreklerimiz çölleşiyor.

Tarihe dönüp baktığımızda Batı'nın çatışmadan, Doğu'nun ise müzakereden beslendiğini görürüz. Onun içindir ki Batı'nın bize dayattıkları hep şiddet içermektedir. Mizacımızla örtüşmeyen bu dayatmalar bizim fıtratımıza da sevgi, hoşgörü ve merhameti gönüllere yerleştirmeyi gaye edinen o güzel inancımıza da ters düşmektedir.

Günümüzde sosyal medya özel hayatımızda her neyimiz varsa ortaya döküyor. Özel hayatın gizliliği kavramı tarihin çöp sepetine atılıyor. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan sözde gazeteciler, klavyelerin başına geçerek değişik kisvelerle şahsiyet cellatlığı yapılıyor.

Zamanımıza medya çağı da denebilir. Çünkü günümüzde medyanın sanalı da, sanal olmayanı da hemen her konuda gündem belirleyici oluyor. Özellikle sosyal medya kadim değerlerimizi değersizleştiriyor. Onların yerine kendi değerlerini ikame etmeye çalışıyor. Sanal misyonerlik de diyebileceğimiz bu iş, çağımızın en tehlikeli mesleğidir. Tehlikesi her geçen gün saldırılara maruz kalan ve her saldırı da irtifa kaybeden imanlı bir nesli tehdit etmesinden kaynaklanıyor. Bu nesli korunaksız bırakırsak elimizden uçup gidebilir.

Bu çağda bütün insanlık medya kuşatması altında öz benliğini koruma mücadelesi veriyor. Seslisinden görüntülüsüne, sanalından gerçeğine kadar bütün medya özellikle Müslümanları hedef seçiyor. Çünkü değer hükümlerini muhafaza eden bir onlar kaldı. Batı dünyası Müslüman gençliği ayartmak için onun önüne afili ikonlar ve idoller koyuyor. Zaman içerisinde nesiller avuçlarımızdan kayıp gidiyor. Bunu önlemek bugün hiç de kolay değildir. Öncelikle ve özellikle tehlikenin farkında olmak gerekir. Bunu hafife almak baştan kaybetmek anlamına gelir. Çünkü artık medya, kırmızı görmüş boğa misali, gözü dönmüş bir vaziyette saldırıyor. Bu çirkin saldırılar karşısında ayakta kalmak her geçen gün zorlaşıyor.

YORUM EKLE

banner26