Bir dosta kitap hediye etmek üzerine

Kitap hediye etmenin birçok biçimi vardır. Doğumgünleri, kütüphaneyi hafifletme girişimleri, ev taşıma esnasında göze batanlardan ayıklama, okunup sevilenlerden ya da sevilmeyenlerden dağıtma... Tüm bunların dışında bir hediye etme biçimi daha vardır ki orada sezgiler konuşur. Uzun bir zaman önce kütüphanemize girdiğinde okuyup beğendiğimiz ya da göz gezdirip bir kenara ayırdığımız kitaplar arasından bir kitap bize göz kırpar. "Bak!" der ve "Benim içimde öyle kelimeler, öyle cümleler, öyle paragraflar bulunuyor ki bunlar senin bir dostun var ya hani, onun çok işine yarayabilir!" diye devam eder. Dile gelmeyenin gönlü genişletmesi hâli denebilir buna. O an ellerimiz hızlıca o kitaba gider ve paketlenir, çantaya konur, dosta ulaşması için bekletilir.

Sevgili ağabeyim İbrahim Çolak'ın 10 Aralık 2019 tarihinde bana yazdığı mesaj şöyleydi: "Niye ve neden bilmiyorum, okuduğum kitapta sen aklıma düştün. Okumamı bitirince kitabı sana göndereceğim nasip olursa."

Mesajı okuduktan sonra merak, heyecan ve türlü duygulara kapıldım. Tam o esnada aklıma, İsmet Özel'in "Benim savunduğum şey, beklentisiz bekleyiştir" cümlesiyle başlayan tiradı geldi. Evet, bu bir tiraddı bana kalırsa, Türk televizyonlarında pek de rastlayamayacağız bir an. Şöyle devam ediyordu şair: "Mutlaka elime bir kazanç geçecek diye bir hesap yapmadan... Eğer bir nidâ duyduğum zaman, eğer bir gözle karşılaştığım zaman, bunu hissedemeyecek, bunu kendime yaklaştıramayacak kadar meşgul ya da duyarsızsam, bunu kendim için kayıp sayarım. Benim beklentisiz bekleyiş dediğim şey, hâlâ bir nidânın benim tarafımdan algılanabileceğini kabul etmemdir... İnsan ömrünün sonuna kadar belki bir bekleyişi yaşar."

İbrahim ağabeyin bana kitap gönderme isteğini bir nidâ olarak kabul ettim. Bu kabulümdeki samimiyeti, kitaba ulaşıncaya dek diri tuttum. Ben miydim kitaba ulaşacak olan yoksa kitap mıydı bir okura ulaşacak olan? Hangimiz daha çok ihtiyaç duyuyorduk karşımızdakine kavuşmaya? Bu soruları çok sevmiştim. Sanırım insan, hemen yanıt veremediği soruları daha çok seviyor. Bu sorulara cevap vermek için bir an var çünkü. O an, İbrahim ağabeyin gönlüne bana kitap gönderme isteğinin düştüğü anla aynı olmalı.

Beklediğim birkaç gün boyunca, ne vakit hisli cümleler okumak istesem kapağını aralayıp içinden rastgele bir sayfayı okuduğum Yenildik Hace (Mecaz Yayınları, Kasım 2019) kitabına başvurdum sık sık. Altını çizdiklerimden üç tanesini buraya da almak istiyorum.

"Üç gün sonra, kendimden geçmiş halde kaldırıldığım hastanede gözlerimi zorla açtığımda kalem kâğıt istemiş ve şunları yazmıştım: Hepimiz kendi hasretimizi arıyoruz."

"Sevmeyi ve uzun bir yolculuğu içimde yaşamıştım. Sonra ve daha da önemlisi tüm bedelleriyle yaşamaya çalışırken öğrendim 'yalnızlığı' kazanmış olduğumu."

"Gönlümüz büyüsün Hace, gönlümüz büyümeden insan olamayacağız."

"Güzel cümle kurmak için edebiyat değil, gönül bilgisi gerekiyor."

"Sabır, kor bir ateşe sarılmak gibi."

Birkaç gün sonrasında kitap(lar) geldi. İbrahim ağabey kendi kitapları ve bir 'bonus' kitapla arasına koymuş tüm bu mevzuyu sırlayan kitabı: Suut Kemal Yetkin, Günlerin Götürdüğü: Edebiyat Üzerine Düşünceler, Varlık Yayınları, Eylül 1958. Kapağıyla, kokusuyla, her an birbirinden kopmaya hazır kâğıdıyla karşılaşınca, "İşte!" dedim, "Bu bir bakış, kitap bana bakıyor; bu ince, küçük ve narin kitabın içinde sayısız kelime, cümle, paragraf var. Ama beni bekleyen belki de sadece biri, kim bilir?" diye düşünürken "Bismillah" dedim ve hemen önüme gelen sayfada, gözümün ilk değdiği paragrafa baktım. Şöyle yazmış Suut Kemal Yetkin o paragrafta:

"Sözün kısası, kitabı her yönü ile severim. Anlattıklarına dalıp gitmekten, yapraklarına dokunmaktan, taze mürekkebin kokusunu almaktan, çevrilen yaprakların çıkardığı hışırtıdan hoşlanırım. Odamdan dışarıya çıktığım zamanlar, yanıma küçük boyda bir kitap almayı hiç unutmam. Ne olacağı bilinmez ki? Kalabalık içinde insanın içine ansızın yalnızlık çökebilir."

Gezdiğim onca sahafta, kitapçıda, baktığım tozlu raflarda yahut yere düşmüş, çuvallara konulmuş, bir kıyıda unutulmuş kitaplar arasında karşılaşmışızdır belki de Günlerin Götürdüğü'yle. Belki gözüm temas etmiştir, belki dokunmuşumdur. Ama ne misafiri olmuştu kütüphanemin ne de bir rafa kiracı. Ta uzaklardan göndermişti İbrahim ağabey, bir nidâ gibi. Asıl göz teması buydu, nasıl ki güzel cümle kurmak için edebiyat değil gönül bilgisi gerekiyorsa, tam da öyle olmuştu herhalde. Her şey yerini bulmuştu. Geriye tek şey kalıyordu, bu güzel duygular için şükretmek.

Daha fazlası yok. Çünkü İbrahim ağabey, sen de yazmışsın ya hani; bazen anlatmaya çalışmak anlamını bozar yaşanılan duygunun...

YORUM EKLE
YORUMLAR
nun
nun - 2 yıl Önce

Kalemine, gönlüne sağlık ağabey

Aypar Özden
Aypar Özden - 2 yıl Önce

Muhteşem yazmışsınız .Yüreğinize sağlık .

Kübra D.
Kübra D. - 2 yıl Önce

Gönül erlerindendir İbrahim ağabey,öyledir... Kaleminize sağlık çok güzel yazmışsınız Yağız gönüler hocam

Kübra Doğan
Kübra Doğan - 2 yıl Önce

Kaleminize sağlık Yağız Gönüler hocam
Öyledir İbrahim ağabey, gönül ehlidir...