Bilgi ve bilgelik tarihinde kutsal kültürün güneşi asla batmaz

İnsanlığın tarihine sıfır noktasından bakıldığında, dünyanın bütün ülkelerinde kutsal kültürün güneşinin asla batmadığı görülür. Allah’ın güneşi bir coğrafyada batmadan, başka bir coğrafyada doğar. Allah’ın aydınlığı her coğrafyayı kapsar. Düşünceyi şiire, şiiri düşünceye taşıyan düşünür Sezai Karakoç’un vurguladığı gibi, “Allah’ın ışığı sönmez, Allah’ın medeniyeti batmaz. O ışığı söndürmeye, o medeniyeti batırmaya kimsenin gücü yetmez.”

*

Yirminci yüzyılın birinci yarısında Ortadoğu’da batan güneş, aradan bir yüzyıl geçmeden yirmi birinci yüzyılın birinci yarısında Avrupa’da doğuyor. Avrupa’da yaşayan Müslümanların sayısı, İngiltere’nin, Fransa’nın, İspanya’nın nüfusunun, çok altında kalmayan bir sayıya ulaşıyor. Avrupa ülkelerinde İslâm’ın bilgi ve bilgelik kaynaklarına ilgi giderek artıyor. Hayatı her yönüyle aydınlatan, dört kitabın mânâsının, bir “Elif”te toplandığını bütün dünya görüyor.

*

Düşünen bütün aydınlarıyla Batı ülkeleri, Pozitivizm’in ve Sekülerizm’in büyüttüğü bilgi yığınları arasında yitirilen, ölümsüz bilgeliğin kaynağı, kutsal kültürlere dönüyor. Peygamberlere ve kitaplarına saygı gösteren ve önem veren Kur’an’ı anlamadan, Zebur’un, İncil’in ve Tevrat’ın özü anlaşılmaz, birbirleri arasındaki süreklilik kavranılmaz. Bu yüzden başta Guénon, Schuon, Lings ve Garaudy olmak üzere, Batılı Müslümanlar “kutsal kültür”e çok önem verirler.

*

Peygamberleri ve kitapları olan, üç büyük dinin buluştuğu İbrahim Peygamber’in ezeli ve ededi geleneğini, ele alan ilk çalışmayı yapan İbn Miskeveyh’i, Mohammed Arkoun Batı dünyasına tanıtır. Serap Kılıç “İbn Miskeveyh ve Ezeli Hikmet” kitabında, Miskeveyh'in bilgelik dünyasını, ayrıntılı olarak anlatır. Onun izinden giden “Ölümsüz Bilgelik” sevdalıları, Çin, Hint, Türk, Fars, Arap, Yunan, Roma ve İslâm dünyasındaki bilgelerin, dinlerin özünde taşıdıkları ortak değerleri, yaşadıkları yüzyıla taşırlar.

*

Yüzyıllar içinde değişmeyen bilgeliğin peşine düşenler, insanların olduğu yerde üretim ve yönetim sorunlarının olduğu bilirler. Onlar; insanların yaratılışlarından gelen, düşünce ve eylem dünyalarında, hayata değer ve anlam kazandıran bilgeliğin peşine düşerek, bütün dinleri özünü yakalamaya çalışırlar. Onların bilgelik arayışlarındaki etkileri, seküler dünyanın yitirdiği yol haritasını, “Son Kutsal Kitap”ta bulmalarından kaynaklanır.

*

İnsanların ölümlü fiziki dünyada, ölümsüz metafizik dünyanın kapılarını açan, kutsal kültürün içine gizlenen bilgeliği bulmak için, ellerindeki kaynakların başında beş büyük peygamber ve dört kutsal kitap gelir. Sınırsız bilgeliğin ışığı, Yitirilen Cennet’i bilen iki kişiden biri olan İlk Peygamber’le yakılmış, Son Peygamber’le doruk noktasına ulaşmıştır. Yirmi birinci yüzyılda Yahudiler ve Hristiyanlar, özlerinin Kur’an’da korunduğunu göreceklerdir.

*

Müslüman ve Hristiyan, bütün ülkeleri tehdit edenler, “Kutsal Kitaplar”ı olan peygamberler değil, kitapları kutsallaştırılan, “seküler peygamberler”dir.

*

Geleceğin barış dünyasının kurucuları, “Öldürmeyeceksin, bütün insanlar, aynı annenin, aynı babanın, çocuklarıdır” diyenler olacaktır.

*

Aranan bilgelik hangi dilde, hangi kültürde görülürse görülsün, özünde değişmez, bütün kültürlerde ortak olan “Öz”dür.

YORUM EKLE

banner19

banner36