Beyaz haberlerle gitti Asım Gültekin

Biz insanoğlu hala anlamış değiliz, ölümle yaşam arasında titrek bir mum alevi gibi söndü sönecek bir heyecan dalgasıyla nefes alıp verdiğimizi şu fani dünyada.

Aniden alınan ölüm haberleri sarsıyor yürekleri, birden neye uğradığımızı şaşırıyoruz. Her şeyin ne kadar da boş olduğunu ve anlamsız olduğunu anlıyor yegâne gerçeğe yönelmemiz gerektiğini anlıyoruz.

Yazıyla arama mesafe koyduğum, dağlara, yaylalara çıktığım sıcak bir Temmuz gecesi soğuk yaylamızın serin yellerine gamı kederi yüklemişken düştü ekrana Asım Gültekin’in ölüm haberi. Birkaç gündür kesik olan internetten dolayı hiçbir haber düşmüyordu ekrana. Birden gecenin yarısında irkildim ve sarsıldım, inanamadım. Asım bizim Asım, genç yüreği, coşkusu, heyecanı, samimiyeti ve o eşsiz tevazuu ile elleri önünde bağlı o hep üzerine yakışan açık toprak rengi yeleği ile her daim saygılı, Asım’ın ölüm haberi vardı işte ekranda.

Herkes gibi ben de inanamadım. Daha doğrusu inanmak istemezsin, bir şaka sanırsın, bir yanlış anlama vardır diye geçiştirmek istersin. Çünkü insan sevdiğini, dostunu, kardeşini kaybetmek istemez ya. Ama işte sosyal medyada gezinirken bir bir paylaşımlar düşüyordu ekrana.

Asım mütevazı, teslimiyet ve vakar sahibi gerçekten inanan çok samimi bir Müslümandı. Biz onun her daim gençlerle hasbihaline, gençleri kuşatmasına, onlara sahip çıkmasına şahit olduk.

En son görüşmemizde kitaplarını imzalamıştı Üsküdar kitap fuarında, sonrasında Abbare’de artık bir delikanlı olan oğlunu tanıştırmıştı bana. Sevgili eşi Nurdan’la selamlaşmıştık. Asım’ı her yerde, her zaman görmeniz mümkündü. O hep koşturan, bir şeyler yapma gayretinde olan, ama bu yaptığı şeylere büyük anlamlar yüklemesini bilen bir değerli kardeşimizdi.

Ölüm haktır, ölüm hayatın devamıdır, bu hayatın içinde büyük bir gerçekliktir biz buna inanır ve buna iman ederiz. İnsan nasıl ki kan bağıyla bağlı olduğu bir kardeşini kaybettiğinde, bir yakınını ahirete yolcu ettiğinde kedere gark oluyorsa, manevi kardeşlerini kaybedince de böyle oluyormuş. Heyecan ve büyük bir coşku ile çalışmalar yapan Asım’ın ani ölüm haberi de bizleri derin bir kedere ve hüzne sürükledi. 

Tek derdi öğrenmek ve bildiklerini öğretmekti

Asım bu toprakların yetiştirdiği, Anadolu’nun bağrından çıkmış, yine bu toprakların bağrından çıkmış pek çok üstadın arkasından yürüyen önder olmaya aday, öncü, gençleri kuşatan bir kardeşimizdi. Herkese bir seslenişi vardı. Kendisinden büyüklere bir “Abi” deyişi, “Abla” deyişi vardı. O öyle bir abla diye seslenirdi ki ben o zaman onun ablası olurdum. Yani öyle bir yapısı, mütevazılığı, samimiyeti vardı.

Asım’da keşfettiğim bir diğer özellik de onun adeta insanları bir insan sarrafı gibi tanıması ve o şekilde onlara yaklaşması idi. Maraş’ta bir programda beraber olmuştuk. Sevgili Rasim Özdenören Hocam ve pek çok değerli yazar ve edebiyatçıyla anlamlı güzel bir buluşma olmuştu. Orada ilk defa eşi sevgili Nurdan kardeşime beni tanıtırken, “Selvigül Abla normal bir insandır, yazardır ama sıradan bir insan gibidir” gibi ifadeler kullanmıştı. Bu onun benim üzerinde yaptığı anlamlı bir keşif ve gerçekten beni ziyadesiyle mutlu eden bir durum olmuştu. Onun ifade ettiği bu anlamlı ifadeleri yıllar geçtikçe daha iyi anlamış oldum.

Asım her daim “Beyaz Haberler” taşıdı gençlere, insanlığa, muhatap olduğu dünyaya. Beyaz bir yürüyüş yaptı yaşadığı müddetçe. Yazılar yazdı, Üsküdar’a âşık, İstanbul divanesi olarak sıkıntıları olsa da kimseye hissettirmedi. Bazen kendine uygun ev ararken, kitaplarını nasıl taşıyacağım diye hayıflandığını duyduk. Ama hiçbir zaman yüzündeki tebessüm o mütevazı o eşsiz tebessüm o yüzü terketmedi. Dergiler çıkardı, birçok derginin çıkmasına emek harcadı. Yayın dünyasında kısacık ömrüne nice bereket kuşanmış kültür sanat faaliyeti sığdırdı. Ben isterdim ki böylesine donanımlı bir kardeşimizi kültür sanat alanında kamusal alanda ayakları daha sağlam yere basarak, maddi kaygıları olmadan, güzel programlar tertip etsin. Belki bunu Asım istemezdi. Çünkü o hiçbir zaman siyasaya, makama, şöhrete bağlı bir yapıda değildi. Tek derdi öğrenmek ve bildiklerini öğretmekti. Tek derdi gençlerdi, onlarla bulduğu her fırsatta Sezai Karakoç okumak, Cahit Zarifoğlu’nu gençlere tanıtmaktı. Ayrıca anarşist bir ruhu vardı özgür bir yapısı. Kabına sığmayan, doğal, içten, bir tren istasyonunda, metro girişinde, Üsküdar Meydanı’nda gençleri hilal gibi etrafına dizmiş şiir onlarla sesli gürül gürül şiirler okuduğunu görürdünüz. Nerede olursa olsun yaşayan ve önden giden anlamlı yürüyüş yapmış tüm edebiyat ve kültür insanlarını genç kuşağa tanıtmaktı derdi.

Dile değer veren, okumanın künhüne varmış ve gerçek okumanın, bilinçli okumanın izleğini gençlere aktaran zamane dervişi gibi kadim Tekkeler ’de gençlerle buluşan sevgili bir ağabeydi Asım. Nice emekle biriktirdiği kütüphanesi, sayısız sözlüğü vardı bu kütüphanede. Yıllarca Balaban Tekkesinde etimolojik okumalar yaptı gençlerle. Muhammedîyeler okudu onlarla. Üsküdar’ın kadim ve soylu güzel sokaklarında yürürken, Mihrimah Sultan’da namaz kıldı, gençlerle cem oldu her daim.

İnsan ölümüyle anlamlı bir iz bırakıyor bu fani dünyaya

Beyaz haberlerle gitti Asım… Şimdi daha iyi anlıyorum, insan ölümüyle anlamlı bir iz bırakıyor bu fani dünyaya. Ki Asım kardeşimin arkasından yazılanlara bakınca nasıl da anlamlı ve beyaz bir yürüyüş yaptığını daha iyi anlıyoruz. Her şeyin yalan olduğunu, malın, mülkün, rütbenin, şöhretin boş olduğunu yakinen anlamış oluyoruz. Ve anlamlı olanın kardeşlik, dostluk, mütevazı ve samimi bir duruş, bu dünyaya anlamlı bir bakış, sorumluluk bilinci ile arkasından gelen kuşağa hami olmanın erdemli ve soylu mücadelesi. Anlamlı olan buydu. Ve Asım bize bunu yaşantısıyla göstermiş oldu.

Beyaz haberler taşıyan, sevgili Asım kardeşim beyaz bir izlek bırakarak, mütebessim çehresinde her daim dost ve kardeşçe sunduğu o sımsıcak tebessümle göçtü bu kirli, fani, boş, alçak dünyadan.

Biz Asım’ı özleyeceğiz. Benim mail kutumda, Dünya Bizim’e gönderdiğim mail kutumda Asım Gültekin ismi vardır. Bu isim hep orada kalacak. Ve ben her yazı gönderdiğimde onu anacağım ona dualar göndereceğim. O zaman herkes gibi Asım’ı yâd edeceğim. O güzel bir kardeşti. Hepimizi hasretlere beleyerek ahirete intikal etti. Rabbim sevgili eşine Nurdan kardeşime, çocuklarına sabırlar versin. Sevenlerine sabırlar versin. O bir candan kardeş, bir ağabey, herkesle az çok bir selamı olan, muhataplığı olan bir güzel kardeşti. Sosyal medyada yazılanları görünce bunu daha iyi anlıyoruz. O çok güzel ‘abla’ diye seslenirdi. Ben de kendimi onun ablası gibi hissetmiştim.

Gidenlerin arkasından onları güzel anmak da bir nasiptir. Onun gibi değerli abilerimiz, büyüklerimiz hep var edebiyat camiasında, onlara Rabbim hayırlı uzun ömürler versin. Asım da nasipli bir kardeşimiz ki böylesine arkasından anlamlı ve güzel bir hal ile anılıyor.

 O her daim beyaz haberleri ile aramızda yaşayacak. Açık amel defteri gibi geride bıraktığı anlamlı bir miras var biliyoruz. Evlatları, kitapları, öğrencileri, kıymetli ailesi ve sevenleri her daim Asım Gültekin için duacı olacak.

Rabbim rahmet eylesin, mekânı cennet olsun…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Zehra
Zehra - 2 hafta Önce

' güzel anılmak da bir nasiptir' ne hoş kelam etmişsiniz... Rahmet olsun Asım abiye...